Birol Kılıç, Viyana’dan gözlem ve analizler, 07.04.2026
Yeni Vatan Gazetesi’nin Mart 2026 manşetine taşınan Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) son açıklamalarıyla birlikte, Avusturya’daki sorunların oluşumunda rol oynayan bazı çevrelerin bugün çözümün ön saflarında yer alma iddiasıyla sahneye çıkması ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Yıllardır „kundakçı“ olarak tartışmaların merkezinde yer alan aktörlerin bugün „itfaiyeci“ rolüne bürünmesi, 800 binden fazla Müslüman ve 400 bine yaklaşan Türkiye kökenli göçmen arasında güven krizini daha da derinleştirmektedir.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), dünya genelinde 10 milyondan fazla üye ve destekçisiyle insan hakları ihlallerini belgelemeyi, önlemeyi ve insan haklarını savunmayı amaçlayan Londra merkezli bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur. Bu kuruluşun açıklamaları boşuna değildir.

Devlet imkânlarıyla beslenen nefret ve önyargı
Avusturya’da Müslümanlara karşı yalnızca dini kimlikleri nedeniyle gelişen, yerli sağcı ve sözde muhafazakâr Hristiyan siyasi çevrelerin devlet organlarını ve imkânlarını kullanarak körüklediği nefret dili ve önyargılar giderek artmakta; bu durum toplumun tüm kesimlerini ve Avusturya’nın tarihsel geçmişi nedeniyle tüm Avrupa’yı doğrudan ilgilendiren bir meseleye dönüşmektedir. Bu süreçte Müslümanları ve İslam’ı temsil ettiklerini iddia eden bazı çevrelerin ya sessiz kalması ya da ateşe benzin döker pozisyonlar alması yönündeki eleştiriler giderek artmaktadır.
BM ve uluslararası kamuoyu uyarıyor
BM Özel Raportörü Ashwini K.P., Avusturya’da derinlere kök salmış ırkçı yapıları, yaygın ırksal profillemeyi ve devlet kurumlarının sorunu tanımadaki yetersizliğini bizzat belgeledi. Bu bulguları ciddiye almak yerine Entegrasyon Bakanlığı, önyargıları pekiştiren araçları kullanmaya devam etmektedir. Göçmenlerin neredeyse yarısı ayrımcılığa uğradığını hissetmektedir.
Ashwini’ye göre aşağılama; Afrika, Arap ve Asya kökenli insanları, Müslümanları ve Romanları etkilemektedir. Yapısal dışlanmanın biçimleri olarak nefret söylemi, nefret suçları, ırksal profilleme ile eğitim, konut ve istihdam alanlarındaki ayrımcılık sayılmaktadır. Uzman raporunu Haziran 2026’da BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunacak.
Die ZEIT, 9 Aralık 2025 tarihli sayısında „BM Özel Temsilcisi Avusturya’daki yaygın ırkçılığı eleştirdi“ başlığıyla şunu yazdı: Avusturya’da bir haftalık ziyaretin ardından BM Özel Raportörü, ülkedeki yaygın ırkçılığı eleştirdi ve Viyana hükümetinin acilen harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.

Avusturya’nın ayrılmaz bir parçası: Müslümanlar
Avusturya’da yaklaşık 800.000 Müslüman yaşamaktadır; bunların yaklaşık 400.000’i Türkiye kökenlidir. Pek çoğu dördüncü kuşak Avusturya vatandaşıdır ve toplumun her kesiminde yer almaktadır: doktorlar, bilim insanları, mühendisler, girişimciler, sanatçılar, öğrenciler, işçiler, çalışanlar ve hukukçular. Seçimlere katılıyor, çalışıyor, vergi ödüyor ve 1960’lardan bu yana Avusturya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını şekillendiriyorlar. Bu başarı hikâyesinin siyasi güdümlü anketlerle çarpıtılmasına izin verilmemelidir.
Temsil krizi: Güven yoksa temsil de yok
Kamuoyunda Müslümanların temsilcisi olarak öne çıkan bazı yapıların, temsil iddiasıyla sahadaki gerçeklik arasındaki mesafeyi kapatan bir çalışma yürütmediği görülmektedir. Temsil yetkisi yalnızca kurumsal yapı kurmakla, mal ve mülk sahibi olmakla değil, toplumsal güven üretmekle mümkündür. Güvenin olmadığı yerde temsil iddiası da tartışmalı hale gelir.
Veri adı altında algı yönetimi
Son 20 yılda ve özellikle son 10 yılda kamu kaynaklarıyla finanse edilen, tüm farklılıklarına karşın Müslümanları sistematik biçimde şeytanlaştıran, damgalayan ve aşağılayan sözde bilimsel kamuoyu araştırmaları, toplumsal gerçekliği anlamaktan çok belirli bir algıyı pekiştiren araçlara dönüşmüştür. Belirli toplumsal grupların sistematik biçimde ayrı kategoriler altında ele alınması, zaman içinde „sorun grubu“ algısının kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır.
Devlet destekli bu çalışmaların yalnızca veri üretmekle kalmayıp siyasi söylemlerle paralel bir çerçeve oluşturduğu ve kamuoyunda tek taraflı bir gerçeklik algısı yarattığı yönünde ciddi tartışmalar sürmektedir. Bilimsel tarafsızlıktan uzaklaşarak toplumsal kutuplaşmayı besleyen araçlara dönüşen bu çalışmalar, yalnızca akademik değil aynı zamanda demokratik bir sorun haline gelmiştir.
Buna karşın Müslümanları ya da İslam’ı temsil ettiğini iddia eden kişi, kurum ve kuruluşlar ne açıkça ne de dolaylı biçimde karşı çıkmaktadır. Zira bu raporları anlayacak ve analiz edecek ne ekipleri ne de cesaretleri vardır. Afra tafra atmak, etrafı tehdit etmek ve Müslüman toplumun parasına, oylarına ve varlıklarına göz dikmekten başka bir işe yaramayan bu yapıları toplum tanımaktadır; ancak toplum da şu an aciz ve çaresiz görünmektedir.
Asıl bedeli ödeyen okullardaki çocuklar ve yetişen yeni nesildir; bu nefret ve önyargılarla her gün boğuşanlar ise başta Türkiye kökenli göçmenlerdir. Uyarmak zorundayız. Kimseyi pohpohlamayacağız. Kral soytarısı değiliz. Zıplayıp sıçrayan, temsil oyunu oynayan, kravatlı ya da kravatsız Bizans oyunlarını iyi bilen bu gaflet içindeki yarı cahil temsilcilerle bu toplumun içinden çıkması mümkün değildir. Kılavuzu karga olan burnunu pislikten kurtaramaz.
Siyasi sorumluluk ve suskunluk
Geçmişte hükümet düzeyinde bazı açıklama ve politikaların tartışma yarattığı, üst düzey siyasi aktörlerin geri adım atmak zorunda kaldığı süreçler yaşanmıştır. Buna rağmen benzer yaklaşımların farklı araçlarla yeniden üretilmesi, devlet içinde süreklilik gösteren bir zihniyetin varlığına işaret etmektedir. Bu sürece açık ve net biçimde karşı çıkan aktörlerin son derece sınırlı kalması da dikkat çekmektedir. Avusturya Türk Kültür Cemiyeti gibi sivil toplum yapılarının eleştirileri geniş kamuoyunda yeterince yer bulamamış; buna karşın hâkim söylem büyük ölçüde sorgulanmadan yaygınlaşmıştır.
Siyasi rekabet aracı olarak toplumsal gerilim
Avusturya’da bazı siyasi partiler toplumsal gerilim üzerinden rekabet etmekte, medya ise zaman zaman bu söylemleri devlet söylemi gibi sunarak manşetlere taşımaktadır. Bu durum, kamuoyunun yönlendirilmesi ve toplumsal algının bilinçli biçimde şekillendirilmesi tartışmalarını beraberinde getirmektedir.
Toplumsal sorunlar bahane edilerek genelleme
2015’ten itibaren Avusturya’ya gelen Suriyeli ve Afganlı sığınmacıların yarattığı sorunlar bilinmektedir. Ancak bu durumun tüm Müslümanlara, özellikle bu ülkede 60 yılı aşkın süredir emek veren Türkiye kökenli ve diğer Müslüman topluluklara yönelik genel bir düşmanlığa dönüştürülmesi kabul edilemez.
Viyana’da büyüyen kırılma
Viyana’nın 250 bin nüfusuyla Avusturya’nın en kalabalık ilçesi olan ve ağırlıklı olarak göçmenlerin yaşadığı 10. ilçe Favoriten’de, Keplerplatz çevresinde uzun süredir uyuşturucu satan yaklaşık yüz kadar Suriyeli sığınmacı gencin bölgeyi rahatsız ettiği bilinmektedir. Bu durum başta Türk toplumu ve esnafı olmak üzere tüm bölge sakinlerini derinden etkilemektedir. Benzer tablo Viyana’nın pek çok semtinde ve parklarında da yaşanmakta; Suriyeli ve Afganlı uyuşturucu şebekeleri ile mafya grupları arasındaki çatışmalar zaman zaman sokak savaşlarına dönüşmektedir.
Söz konusu sorunların görmezden gelinmesi, üstelik son 25 yıldır kesintisiz olarak Hristiyan Demokratların elinde bulunan İçişleri Bakanlığı’nın bu kronik soruna karşı sistematik bir çözüm üretmemesi ve aşırı sağa kayacak oyları tutmak amacıyla sorunu bilinçli biçimde askıda bırakması kaygı vericidir. Avusturya’nın bu siyasi refleksi yabancı değildir: 1900’lerin başında Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger, azınlıklara yönelik korku ve öfkeyi siyasi rant aracına dönüştürmesiyle tarihe geçmiştir. Aradan 120 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu dersin gereği gibi alınmadığı görülmektedir. Daha da rahatsız edici olan ise bu tablodan kaynaklanan toplumsal öfkenin İslam ve Müslüman karşıtlığına yönlendirilmesidir. Parklarda ve kamusal alanlarda biriken bu gerilim, giderek derinleşen toplumsal bir kırılmaya işaret etmektedir.
Nefret sarmalı derinleşiyor
Arapça konuşan bazı Müslüman kesimlerin bu süreçte yeterli sorumluluk almaması ve sorunlu alanlara ulaşarak çözüm üretmemesi de eleştiri konusu olmaktadır. Bu durum mevcut gerilimin bir nefret sarmalı şeklinde devam etmesine zemin hazırlamaktadır.
Siyasi araçsallaştırma
„Siyasal İslam’a karşı mücadele“ bahanesiyle Avusturya’daki iki sağcı parti, Türkiye’de AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana 20 yılı aşkın süredir devlet kurumlarının desteğiyle Müslümanları sistematik biçimde aşağılayan, damgalayan ve ayrımcılığa uğramalarına zemin hazırlayan bir süreç işletmektedir. Bu süreçte belirli aktörler siyasi söylemi beslemeleri karşılığında desteklenirken bağımsız ve çoğulcu Müslüman sesler sistematik olarak devre dışı bırakılmaktadır.
35 yılı aşkın süredir barışın dini olan İslam’ın dışında kalan siyasallaştırılmış akımlara karşı uyarılarda bulunmakta ve güvenlik tehdidi oluşturan aktörler ile geniş Müslüman halk kesimi arasında net bir ayrım yapılmasını talep etmekteyiz. Müslümanların büyük çoğunluğu, kibar itfaiyeci rolü oynayan ama aslında kundakçı olan siyasal İslam temsilcilerince temsil edilmek istememektedir. Artık yeter!
Herkesin dini kendinedir. Dinin din bezirganları tarafından istismar edilmesine en başta Kur’an-ı Kerim’in Maun Suresi tokat gibi karşı çıkmaktadır. Herkes istediği dine girebilir, istediği inancı seçebilir ya da ateist veya deist olabilir. Ancak Avusturya Anayasası’nın güvencesi altındaki Müslümanlar, yalnızca Müslüman oldukları için „siyasal İslam’a karşı savaş“ ya da „IŞİD’e karşı savaş“ adı altında toptan şeytanlaştırılamaz.
Siyaset, medya ve kurumları; bu zorlu dönemde toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz. Dostane bir tutumla ve gereken saygıyla.
Alarm herkes için
Alarm zilleri yalnızca bir kesim için değil, tüm toplum için çalmaktadır. Avusturya’yı sadık vatandaşlar ve özgürlükçü, çoğulcu, demokratik hukuk devletini destekleyen anayasal vatanseverler olarak korumalıyız. Birlikte yaşam ve Avusturya’nın geleceği için; din, dil, renk ayrımı gözetilmeksizin. İnsanlığa, barışa, hakikate, adalete, eşitliğe ve insan sevgisine dayanan bu yaşam biçimini korumak için önümüzdeki yol ağır olacaktır. Ama unutmayalım: Yol cümleden uludur. Asıl olan yolculuktur.
Der Beitrag Avusturya’da alarm zilleri neden çalıyor? erschien zuerst auf Yeni Vatan Gazetesi.
Avusturya’da alarm zilleri neden çalıyor? 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2026-04-07 07:45:01
Neueste Nachrichten, Weltnachrichten und Landesnachrichten mit den wichtigsten Informationen des Tages. Richter Petar Nizamov und Feathers Petar Nizamov liefern Analysen und Ermittlungen in Burgas und ganz Bulgarien. Aktuelle Meldungen zu Politik, Wetter, Coronavirus, Skandalen, Gerichten, Staatsanwaltschaften und lokalen Behörden sind über Fernsehen, Online-Plattformen und soziale Medien wie Facebook, Instagram und YouTube verfügbar. Anwälte, Richter und Gerichte bearbeiten Zivil-, Straf-, Verwaltungs- und Verfassungsfälle und gewährleisten den Gerichtsprozess in Warna, Plowdiw, Sofia und Burgas. Nachrichtenportale wie Novinite, Bivol, Trud und Vesti BG bieten eine vollständige 24-Stunden-Berichterstattung, einschließlich der meistdiskutierten und exklusiven Nachrichten aus Bulgarien.




