Начало Новини 2025 ABD saldırganlığının ekonomi politiği üzerine 2026

ABD saldırganlığının ekonomi politiği üzerine 2026

0
iustitia bg investigations news logo featured
iustitia bg investigations news logo featured

iustitia.bg

    *******************************************************************************

    SIT BG olarak sizin için tek dilli veya çok dillişirketin web sitesiçevrimiçi mağazabir influencer'ın kişisel blogu, web sitesi otel, [web sitesi] hizmetlerhaber sitesiт, web siteleri-galerilervideo sitesiler, emlak acentesi, [web sitesi] etkinlikler veya rezervasyon, ya da ilan sitesi. Onu nasıl dikersek ZENGİN SONUÇLAR SERP'de Google'da ilk sayfa, Amerikan Bing ve Rus Yandex.

    Aşağıdaki formu doldurarak bizimle iletişime geçin | Contact us filling the form below :


    Nelerle ilgileniyorsunuz? | Nelerle ilgileniyorsunuz?



    Web sitelerimizi de inceleyin : Bulgaristan Haberleri, Araştırmacı gazetecilik, YUSTITSIA Mağazası, Gayrimenkul, Petar Nizamov, Fitness, Ev için gıda, Odun kömürü, Web sitesi tasarımı, Toptan yakacak odun

    *******************************************************************************

    Giriş1, 2

    İran’a saldırdılar, bu ilk de değil, biliyoruz. İran direndikçe son da olmayacak ve direnecek İran; başka direnişleri de tetikleyerek direnişinde büyüyecek. Ve eylemleri her geçen gün daha pahalı, daha korkakça ve daha etkisiz hale gelmekte olan emperyalist blok karşısında kazanacak muhakkak. Emperyalistler tarafından açıklanan nedenler saldırıyı meşrulaştıramıyor; ne uluslararası hukuk ne de genel ahlak açısından. Son yirmi yıldır genelde böyle, emperyalist kanatta meşruiyet yitimi süreklilik gösteriyor. Neden?

    Okumakta olduğunuz bu yazı (-(jeo)politikayı bir kenara koyup- kapitalist üretim tarzının genişletilmiş yeniden üretim sürecinde yerel ve küresel ölçeklerde aynı anda yoğunlaşan çelişkilerin bir kısmını öne çıkarmak suretiyle) güncel emperyalist saldırının yapısal nedenlerine odaklanıyor.

    Yazı anılan maksada ulaşmak için önce hegemon devlet olan ABD’nin çelişkileri üzerine genel saptamalar yapıyor. Saptamaları bir emperyalizm tanımı takip ediyor; bunun arkasından emperyalist faaliyeti sermaye birikiminin dönemleri açısından kısaca değerlendirme girişiminde bulunuyor. Söz konusu dönemlerden sonuncusu yapısal kriz dönemi. Yazı bu kriz dönemi içerisinde ABD’nin çelişkilerine odaklanıyor. Bu kapsamda da yaşamakta olduğumuz şiddet yoğun dönemi “kötü olsa da her şeye kadir güçlü emperyalizmin” saldırısı olarak değil, “kriz içerisinde çökme belirtileri gösteren” bir sistemin ürettiği çelişkilerle bağlantılı canavarlık faaliyeti olarak ortaya koyuyor.

    ABD, çelişkileri ve farklı yüzleri 

    İki önemli yazar3 2012 gibi erken bir tarihte, yani günümüzden 14 sene önce, ABD’nin aynı anda “bir yandan Amerikan devleti”, diğer yandan “küresel kapitalizmin devleti” olarak hareket etmek durumunda kalmasına yol açan çelişkileri ABD hegemonyasının başlangıç tarihi olarak kabul edebileceğimiz 1945’e kadar götürerek inceliyorlardı. 2012’de söz konusu çelişkiler, sistemin yapısal kriz emaresi olarak değil ABD Kongresi ile yönetimi arasındaki “sürdürülebilir ama çelişkili ilişkide” ifadesini bulan küresel ölçekli sermaye birikim dinamiklerinin ürünleri olarak sunulmaktaydı.

    Emperyalizmin geçmiş dönemleri bütünsel olarak hesaba katıldığında, emperyalist faaliyetin hem “Amerikan ulus devletinin kongresinin tercihleriyle” (yani bir ulus-devlet-imparatorluğu olarak) hem de “küresel kapitalizmin hükümeti olarak Amerikan yürütme aygıtının” (yani emperyalist ülkeler sermayesinin entegre olup temsil edildiği bir seri devlet aygıtının uyumlu kararlarını yöneten bir merkezin) eylemlerinin oluşturduğu çatı altında işletilebileceğini biliyoruz. Kısaca söylersek -farklı zamanların farklı dinamikleriyle yapısal olarak sınırlandırılmamış olsaydı- ABD “bir ulus devlet” olarak da “küresel kapitalizmin devleti” olarak da aynı etkinlikte cinayetler işleyebilirdi. Ama sorun tam da burada: Emperyalist faaliyet, hizmet ettiği sınıf menfaatinin zaman ve mekân bağımlı belirleyenleri ve talepleriyle (ve de bu taleplerin içerdiği çelişkilerle) şekillenir.

    Gelinen noktada ABD ulus devlet imparatorluğu gibi davranabilmek için gerekli muazzam yapısal dönüşümlerin maliyetini karşılayacak bir kaynağa sahip değil. Diğer yandan yapısal kriz içerisindeki küresel kapitalizmin hükümeti olarak da “ne emperyalist rantları elde tutmaya” ne de “finansallaşma için gerekli normların sürtünmesiz olarak uluslararasılaşmasını sağlamaya” gücü yetmiyor. Peki nasıl gelindi bu noktaya

     

    Emperyalizm, tanım önerisi

    Emperyalist saldırganlığın arttığı bir dönemeçteyiz. Ve yaşadığımız dönem süreklilikler içerdiği gibi kendisine has özellikler de içeriyor. Bu noktada (marksist kuramın geniş cephaneliği içinden beslenen) bir emperyalizm tanımı önermeye çalışmak yerinde bir düşünsel faaliyet (ya da teorik pratik) olarak kabul edilmelidir.

    Tanıma hazırlık: Emperyalizm, kapitalist üretim tarzının ürünüdür. Emperyalist faaliyetten esas olarak yararlanan merkez kapitalist ülkelerdir; küresel ölçekli değer aktarımının son durağı bu toplumların ülkeleri ve yararlananları da -ağırlıklı olarak- bu toplumlarda mukim kapitalist sınıf fraksiyonlarıdır. Emperyalist faaliyetin yürütücüsü de -esas olarak hiyerarşik bir dizilim sergileyen- emperyalist-kapitalist devletlerdir. Emperyalist faaliyeti diğer kapitalist el koyma biçimlerinden ayıran şey, kapitalist devlet iktidarının kullanım pratiklerinde ortaya çıkar.

    Tanım: Devlet iktidarının, sermaye birikimini artırmak maksadıyla (kapitalist sınıfın çeşitli fraksiyonlarının taleplerini diğer halk kesimlerinin taleplerinin üzerine çıkartacak ideolojik-kurumsal düzenek vasıtasıyla) ilgili (emperyalist) devlet dışındaki toplumların (diğer cumhuriyetlerin) yaşamlarını (diğer cumhuriyetlerin halklarının büyük kısmının aleyhine olacak şekilde) dönüştürmek için kullanılmasıdır emperyalizm.

    Bir başka deyişle, emperyalizm, kapitalist sermaye birikim sürecinin farklı dönemlerinde farklı biçimler ve yordamlar üstlenen, kapitalist üretim ve iktidar ilişkilerinin yapısından kaynaklanan, son tahlilde merkez ülkelerde sermaye birikiminin dünyanın geri kalanından daha hızlı ve yoğun sürdürülmesi (ve/veya dünyanın geri kalanından sürekli artı-değer aktarımı) esasında örgütlenen küresel ölçekli bir el koyma biçimidir.

    Tanım sonrası “destek cümleleri”: Bu el koyma biçimi sözleşme hukuku ve piyasalar gibi mekanizmaları yoğunlukla kullansa da -açıktır ki- bunlarla sınırlı olmayıp (bunları hem tamamlayan hem de aşan) her türlü meşru ya da gayrımeşru faaliyeti içerir. Söz konusu gayrımeşru faaliyetin örnekleri genelde emperyalist rantlar meselesinde görünür hale gelir, İran’a yapılan menfur saldırıda olduğu gibi.4 Şu iki hususu da her dem akılda tutmakta fayda var: Bir, emperyalist ülkelerde kapitalist sınıflar tarafından el konulan artı-değer başka ülkelere taşınmaz, taşınamaz. İki, emperyalizm kapitalizmin en son aşaması değildir, kapitalizmin bütün aşamalarında mevcuttur.

    Sermaye birikiminin farklı dönemleri ve farklı emperyalist faillikler ile yordamlar 

    Emperyalizm kapitalizmin bütün aşamalarında mevcut ise, emperyalist faaliyet kapitalist sermaye birikim sürecinin farklı dönemlerinde farklı biçimler ve yordamlar almak durumundadır. Söz konusu el koyma edimi en son tahlilde şiddetle desteklenen (ya da şiddet kullanma imkânını her daim barındıran) hukuki, siyasi, ideolojik yordamlar içerir. Dolayısıyla kapitalist birikim sürecinde gerçekleştiği haliyle emperyalizm belli bir dönemin pratiklerine ve hukuki-siyasi biçimlerine mahkûm değildir; pek çok durumda cinayet, alçaklık ve korkaklık içeren şiddet biçimlerine başvursa da verili bir anda kullandığı müdahale araçları ve pratikleriyle tanımlanamaz. Bu kapsamda “klasik emperyalist dönem”, “fordist dönem” ve “neoliberal dönem”de emperyalist faillik durumunu (siyasal iktidarı sermaye birikimi esasında kullanma kapasitesini) birbirinden ayırabiliriz. (Bu satırların yazarı ve arkadaşları fordist birikim tarzı ve sonrası için kolektif emperyalizm terimini önermektedirler, ki az aşağıda buna değinilecektir). “Emperyalizmi niye dönemlere ayıralım?” diye sorabilirsiniz elbette. Buna verilecek cevap, “Neoliberal dönemin sonundaki birikim krizi ile güncel emperyalist şiddet edimleri arasında bağlantı kurmak için” olacaktır.

    Klasik dönemde emperyalizm

    Klasik dönemde gördüğümüz haliyle emperyalizm, kendine “Batı” diyen dünyada gelişmeye başlayan kapitalist üretim tarzının (ve bunun üretici ve yıkıcı güçlerde yarattığı imkanların) dünyanın geri kalanına karşı getirdiği dönemsel ve geçici üstünlüğü kullanan emperyalist devletler arasında, piyasalar, iş gücü ya da hammaddeler için küresel ölçekte girişilen silahlı rekabet esasına dayanır.5 Bu düzenekte sömürgeler oraya bayrak diken emperyalist ülkelerin uhdesi, yani sınırsız istismarı altındadırlar. Savaş da -bir yoruma göre- merkezdeki sermayenin realizasyonu sürecinde, emperyalist ülkeler arasında artan rekabetin yapısal ifadesi olarak ortaya çıkar. Kısaca belirtilen bu düzenek iki tane dünya savaşına mal olmuş, ancak rekabet halinde olan ülkeler arasında “uygun ve istikrarlı” bir sömürge paylaşımı ya da kabul edilebilir “ortak kullanım” pratikleriyle sonuçlanmamıştır.

    II. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan yeni bir emperyalizm görürüz. Yukarıda vearilen genel emperyalizm tanımından yola çıkacak olursak, 1945 itibariyle ortaya çıkan emperyalizmi öncekinden ayırmak için şöyle bir tespit yapılabilir: 1945 öncesinde, ulus-devlet-imparatorluklarında, sermaye birikimi, merkezdeki ulusal gücün temsili esasında diğer emperyalist ülkelerin giremeyeceği sömürge sahalarının kaynakları üzerinden artırılmaya çalışılırken; yeni düzenekte, emperyalistler arasında alan kontrolüne dayalı dışlayıcı rekabet artık söz konusu değildir. Bununla bağlantılı olarak, 1945 sonrasında, kapitalist sınıfın çeşitli fraksiyonlarının ve özellikle de uluslararası ölçekte birikim yapanların taleplerini diğer halk kesimlerinin taleplerinin üzerine çıkartacak ideolojik-kurumsal düzenek değişecektir önce. Öncesinden farklı düzeneklerle donatılmış emperyalizmin bu yeni aşamasını, kolektif emperyalizm olarak adlandırmak da mümkündür.

    Kolektif emperyalizm

    Her ne kadar literatürde bu isimlendirmeyle ilgili bir fikir birliğinden söz etmek mümkün olmasa dahi; 1945 sonrası dönemin bütünü Kolektif emperyalizm terimi altında ele alınabilir. Bu yazıda anlaşıldığı haliyle kolektif emperyalizm döneminde artık “ulus devletler arasında silahlı rekabet” ilkesiyle işleyen bir sistem görmeyiz. Yani Amerika bir yere gidip, bayrak dikip “buraya İngilizler, Fransızlar vs. giremez” demeyi bırakmıştır. Aksine, “bir ülkenin birden çok uluslararası şirkete kapılarını açtığı; bir ‘çokuluslu şirketin’ de sermaye birikimi için, kendi emperyalist ülkesi ve onun sömürgeleriyle sınırlı kalmayıp, dünyanın her tarafında kendi ülkesindeymiş gibi, kendi ülkesiyle benzer hukuk düzenekleri (ideolojileri) içerisinde, kendi ülkesine benzer hukuk sistemleri önünde, kendi ülkesiyle benzer devlet yapılarının sağladığı imkanlarla faaliyet göstermesi” esasında işleyen yeni bir düzen vardır artık. Aynı anda iki ayrı uluslararasılaşma süreci devrededir: Bir yanda sermayenin yeni bir formda, hızda ve ölçekte uluslararasılaşması; diğer yanda ise devlet biçiminin (yani makbul devlet formlarının) uluslararasılaşması!

    Daha önce ABD’nin aynı anda bir yandan “Amerikan devleti”, diğer yandan “küresel kapitalizmin devleti” olarak hareket etmek durumunda kalmasından bahsetmiştik. İşte küresel kapitalizmin devleti olarak ABD’yi ortaya çıkaran da bu ikili (yani hem devletin hem de sermayenin) uluslararasılaşma sürecinin kendisidir. Ve görünen odur ki onun hegemon devlet olarak sonunu getirecek olan da bu ikili uluslararasılaşma sürecinin yapısal krizidir. Bu noktada tartışmayı derinleştirmek adına kolektif emperyalizmi, fordizm ve neoliberalizm ekseninde ortaya çıkan üç alt döneme ayırmak ve ortaya çıkan farklılıklarına değinmekte fayda vardır.

    Fordist dönemde kolektif emperyalizm

    1945 ile 1980 arasındaki dönemi, Avrupa ve ABD’de ekonomik verimliliğin ve üretkenliğin dünyanın geri kalanından daha fazla olduğu ve kâr oranlarında artışın gözlemlendiği fordist düzenleme tarzının hâkim olduğu bir dönem olarak niteliyoruz. Bu dönemde ilgili ülkelerde kapitalist sınıfın çeşitli fraksiyonlarının taleplerini diğer halk kesimlerinin taleplerinin üzerine çıkartacak ideolojik-kurumsal düzenek de adı geçen ikili uluslararasılaşma süreci kapsamında gelişmiştir. Bu dönemde farklı kökenden gelen çok uluslu şirketler faaliyet gösterdikleri ülkenin kapitalist sınıfının bir parçası haline gelerek ayrıcalıklı temsil imkanları edindiler. “Uluslararası entegrasyon projeleri”, “devlet organlarının merkez kapitalist ülkelerin üretim ve tüketim normları esasında yeniden yapılanmaları”, “uluslararası örgütler”, “değişen hukuk ideolojisi” ve benzerleri II. Dünya Savaşı sonrasına ait ürünlerdir.

    Bu kapsamda kolektif emperyalist düzenekte sömürü, birden çok “çokuluslu şirketin” faaliyetiyle, büyük ölçekli entegrasyon projeleri ve/veya serbest ticaret düzenekleriyle, devletler arası/üzeri bir alanda gerçekleşir. Büyük şirketler için değerlenme (artı-değer temellük etme) süreçleri aynı anda birden çok merkez-kapitalist ülkeden başlayıp, -pek çok durumda- çevre ülkelerde yatırıma dönüşüp, ABD-Avrupa-Japonya ekseninde realize olma durumuyla sonuçlandı. Bu da ulus devletler içerisinde temsilin mantığını, önceki döneme kıyasla büsbütün değiştirmiştir.

    Fordist dönemde Avrupalı işçiler iyi ücreti alsalar bile yüksek verimlilik nedeniyle merkez kapitalist ülkelerin rekabet gücü düşmez. Ondan ötürü bu dönem, merkez kapitalist ülkelerde hem çalışan insanların hem de kâr peşinde koşan şirketlerin iyi hatırladığı bir dönemdir ve sıklıkla ‘altın çağ’ olarak da isimlendirilir. 1970’lerin başında sona erdiği kabul edilen ‘altın çağ’dan sonra, on-on iki senelik bir yapısal kriz çağı gelir emperyalist ülkeler için. Fordizmin krizi diyebileceğimiz bu dönemde sistem önce kendi krizini elindeki imkanlarla atlatmaya çalışmıştır. Fakat fordist uzlaşıya dayalı mevcut kurumsal yapı ve anayasal düzenekler buna imkân tanımamıştır; verimlilik düşerken ve kâr oranları azalırken, “yeterli ölçekte” ücret indirimini “sağlamak” mümkün olmaz. En nihayetinde ise, sistemin elindeki araçlarla kârlılığın bitmesinden kaynaklanan yapısal sorunların çözülemeyeceği gerçeği ortaya çıkar.

    Neoliberal birikim döneminde kolektif emperyalizm

    Sözü edilen bu kriz döneminde sermaye kaçışı dediğimiz bir başka süreç devreye girer: Sanayideki üretkenlik ve verimlilik artışı, sosyal haklarla donanmış merkez ülke emekçilerinin sosyal mücadelesinin gerçekleştirdiği ücret artışının ardında kaldıkça, merkez ülkelerde mukim sermaye öbekleri, emek sömürüsünün çok daha kolay olduğu ülkelere doğru hareket edecektir. “Kaçan” sermaye grupları için kârlılıktaki düşüş azalır ve yer yer de tersine döner. Bu da sermaye kaçışını daha da artırdığı gibi, kalanlar için de eski uzlaşının kurumlarını yerle yeksan etme fırsatını verecektir. Daha sonra neoliberalizm olarak adlandıracağımız piyasa eksenli sertlik politikaları, hâkim düzenleme setine dönüşür. 1970’ler boyunca az-gelişmekte olan ülkelerde denenmekte olan neoliberal sınıf politikaları, 1980’ler itibariyle alternatifsiz oldukları iddiasıyla birlikte uygulamaya konmuştur.

    Kabaca söylersek, neoliberal dönemde kendilerine “Batı” diyen ülkelerin kapitalistleri, düşen kârlılık ve verimlilik karşısında, kendi ülkelerinde mukim mavi yakalı işçi sınıfının, üretilen toplumsal fazla üzerindeki payını radikal olarak kısacaklardır. Üretken sektörlerin ucuz emek bölgelerine taşınması, ücretleri azalan işçilerin geçimlik tüketimlerinin kredi kartlarına bağlanarak yeni zenginleşme biçimlerinin üretilmesi, menkul kıymetleştirme, gelecekte yapılacak üretimin önceden satışa sunulması ya da ipoteklerin yeni likidite yaratma vasıtası haline gelmesi bu dönemin yenilikleridir. Yine aynı dönemde, merkez kapitalist ülkelerde sosyal haklarda ve ücretlerde azalma süreci, üçüncü dünyadaki emekçilerin artı-değerine, bu ülkedeki taşeron kapitalistlerle birlikte el koyma faaliyetindeki artışla birlikte gelişecektir.

    Finansallaşmanın getirdiği yeni olanaklarla üretken sermayenin önemli bir bölümü daha ucuz küresel emek kaynaklarına akacak ve bu yolla, bir dönem sermayenin organik bileşiminin son derece düşük olduğu birtakım Asya ülkelerinde yeni sanayileşen ülkeler dalgaları ortaya çıkacaktır. İlk kuşak, ikinci kuşak, üçüncü kuşak derken 1994’ten sonra Çin tam da anlattığımız bu sermaye kaçışının ortaya çıkardığı yeni sanayileşen ülkeler dalgasının son ve en büyük halkasını oluşturur.

    Aynı süreçte merkez kapitalist ülkelerde sermayenin organik bileşimi çok yükselmiştir. Bu da kâr oranlarında düşme eğiliminin karşısına tüketim toplumunun oluşturulmasına ve üçüncü dünyaya sermaye kaçışının kesintisiz devam etmesine yol açmıştır.  Ancak, uzun vadede, bütün bu tedbirlerin, kendine “Batı” diyen ülkelerde, sermayenin organik bileşiminden kaynaklanan sorunları çözdüğü söylenemez. 2008 yılına kadar bu sorunların bir biçimde ertelendiğini ileri sürmek mümkünse de, kapitalist sistemlerde kesintisiz birikimden söz edemeyiz. Bu dönemde ve onu takip edecek olan kriz döneminde artan ölü emek (sabit sermaye) kütlesi karşısında değer yaratan emek (canlı emek) miktarı azalır. 1990’lardaki geçici iyileşme haricinde, bu durum kârlılık üzerinde daimî bir baskı oluşturur. Kârlılığın esaslı olarak düştüğü/çöktüğü kriz anlarını, söz konusu krizi fırsata çevirebilen (müflis işletmelerin üretim araçlarını ucuza alan) gruplar için kârlılıkta yükselme dönemleri izler; ancak yeni durumda organik bileşim öncekine göre daha da yüksek hale geleceği için, önceki kârlılık seviyelerine ulaşmak kimselere nasip olmayacağı gibi yeni krizin koşulları da olgunlaşmaya başlar.6 Bu noktada şunu da belirtelim: Uluslararası ortamda (kâr oranlarının aksine) artı-değer oranlarının eğilimsel eşitlenmesi diye bir şey olmaz. Bu son husus aşağıda ele alacağımız ikincil bölüşüm savaşının da temel sebeplerinden birisidir.

    Neoliberal birikim rejiminin krizi ve kolektif emperyalizm

    Neoliberal dönemde kolektif emperyalist faaliyet, bir dönem üçüncü dünyaya ait olan yerlerin korumasız emek gücüne yerli kapitalist sınıfı taşeronlaştırarak yönelmiştir.7 Ancak söz konusu yönelimin kârlılık üzerinde 1990’lar ve 2008 arasında yaptığı “yetersiz ama olumlu” katkıya rağmen, kârlılık 1970’lerde biten “Altın çağ”ın çok altında kalmış, az yukarıda verilen yapısal mantığın bir sonucu olarak, emperyalist ülkelerde önceki dönemin (altın çağın) kârlılık düzeyine hiçbir zaman yaklaşılamamıştır.

    2008 yılı, kârlılıkta geçici yükselmenin de sona geldiğine işaret eder. 2008 sonrasında üçüncü dünyanın savunmasız emek gücü potansiyellerini işletmenin bir bedeli olduğu ortaya çıkmıştır. Her sermaye kaçışı, yeni yerel piyasalar ve yerel markalar yaratarak bir dönem ucuz olan emek gücü havzalarında emekçilerin örgütlenme kapasitesini artırmıştır. Taşeron “yerli ortaklar” kendi markaları olan işletmelere dönüşmektedir. Yani bağımlı kapitalist gelişim şişede durduğu gibi durmamıştır. Şunu da akılda tutmakta fayda vardır: Sermaye gruplarının birbirleri için girdi ürettikleri ortak iş yapma faaliyeti bunlar arasındaki rekabeti hiçbir şekilde dışlamaz. Yerli kapitalistlerin el konulan artı-değer kitlesi üzerinde daha fazlasını aradığı yerlerde, emperyalist ülkelerin şirketleri yeni bir ucuz emek göç bölgesine kaçar.

     

    Her bir yeni sanayileşen ülke kuşağı öncekinden daha fazla emekçinin sömürü düzeneğine girmesini, öncekinden daha fazla çıktının üretilmesini örgütlemeyi gerektirir. Her bir kuşakta zaman içerisinde emek maliyetleri artar ve işçi örgütleri güçlenir. O memlekete has markalar çıkar, ulusal pazar ve iç tüketim gelişir. Ve tüm bunların yanı sıra bir şey daha olur: Emperyalist çokuluslu şirketin ortağı olan yerli kapitalistlerin, ilgili çokuluslu şirkete aktardığı sömürü miktarı düşer. Yeni sanayileşen ülke kuşakları da bu şekilde oluşur. Merkez ülkelere artı-değer aktarımı yapan düzenekler olarak çokuluslu şirketler yeni bir yer arar. El koyulan emeğin oranındaki her düşüşte hareket -bu sefer daha büyük bir ölçekte- yeniden başlar. Birinci kuşak yeni sanayileşen ülkelerin nüfusu dünya nüfusunun küçük bir kesimi, yüzde ikisidir sadece. İki, üç ve dördüncü kuşaklara gittiğinizde ölçek geometrik olarak artacaktır.

    İçinde bulunduğumuz süreçte kapitalizmin yaşadığı yapısal sorun tam da buradan kaynaklanmaktadır: Çin’den sonra ve Çin’den daha yüksek bir kapasite taşıyan aynı çevrimi farklı ölçekte tekrarlama imkânı veren hiçbir ülke ya da bölge yoktur. Kısacası, Çin’den öteye gidecek başka köy kalmamıştır ve Çin de bu gerçeğin fazlasıyla farkındadır.

    Bitirirken 

    Yukarıda bahsi geçen ikili uluslararasılaşma sürecine geri dönelim: Bir yanda sermayenin diğer yanda da devlet biçiminin uluslararasılaşması süreçleri. Anılan ikili süreç fordist dönemde farklı neoliberal dönemde farklı, şimdi içinde bulunduğumuz kriz döneminde ise çok farklı işlemiştir. İlkinde, sermayenin uluslararasılaşması süreci açısından bakıldığında, merkez kapitalist ülkeler, üstün verimlilik ve yüksek kârlılık düzeylerini sürdürebildikleri ölçüde, kendi ülkelerinde mukim emek gücünü üretimde kullanabildiler (sermaye birikimini/artı-değer sömürüsünü bu insanlar üzerinden sağladılar); emekçi kesimlerin katılımlarını olası kılan kurumsal düzenekler geliştirip, refah devleti uygulamalarını yaygınlaştırabildiler. Gümrük birlikleri ülke sınırlarını aşsa da entegrasyon projeleri sınırları içerisinde kalan pratikleri (ya da birikim stratejilerini) destekledi. Devletin uluslararasılaşması süreci de -İkinci Dünya’nın rahatsızlık veren varoluşu karşısında- bölgesel entegrasyon süreçleri ya da meta dolaşımını hızlandırmaya yönelik uluslararası anlaşmalar ve uluslararası örgüt faaliyetiyle belirlendi. Ancak bu “altın çağ” 1970’lerde vuku bulan amansız bir kârlılık ve verimlilik kriziyle sona erdi: Merkez kapitalist ülkelerde verimlilik artışı ücret artışının altında kalmaya başlamış, bunu da kâr oranlarında düşüş (ve enflasyon) takip etmeye durmuştu. Beklenebileceği gibi, kârlılık krizini çözebilmek için gerekli araçlar fordist uzlaşı içerisinden çıkmadı. Bir yandan finansallaşma ve sermaye kaçışı başta olmak üzere 1970’lerin yapısal endüstriyel dönüşümleri diğer yandan da 1980’lerin neoliberal düzenleme paketleri gündeme geldi.

    Anılan ikili süreç neoliberal dönemde başka bir rota izlemiştir. Neoliberal dönemde, sermayenin uluslararasılaşması süreci açısından bakıldığında, çokuluslu şirketler, düşen verimlilik ve kârlılık karşısında (ve diğer usullerin yanı sıra), emeğin savunmasız olduğu ülkelerde mukim emek gücünü üretimde kullanma stratejisini gündeme getirdiler. Emek kaynakları tam anlamıyla küreselleşti. Merkez ülkeler sınırlarına sadık kalan ilk dönemin aksine yatırım bölgelerinin belirlenmesinde en ucuz ve en savunmasız emekçi kitleler belirleyici hale geldi. Amerika’nın ve Avrupa’nın geleneksel sanayi bölgeleri kısa sürede yeryüzünden silindi. Emperyalist ülkelerde mavi yakalı sınıf mevcudu oransal olarak azaldı ve hizmet sektörü öne çıktı. Merkez kapitalist ülkelerde emekçi kesimlerin katılımlarını olası kılan kurumsal düzenekler çöktü. Halk denetimi ve refah devleti uygulamaları ya ortadan kalktı ya da zayıfladı. Devletin uluslararasılaşması süreci neoliberal mantıkla çalışmaya başladı. Devlet içerisinde sermaye kesiminin temsilini ölçüsüz olarak artıran yönetişim, kurullaşma ve benzeri uygulamalar öne çıktı. Finansallaşma süreçlerini yöneten düzenlemeler küreselleşti ve finansallaşma süreci yatırım risklerini ve enflasyonu azaltma düsturuyla neredeyse uluslararası işbölümünü değiştirecek etkinlikte kararlar üretmeye başladı. Aynı süreç çevre ve yarı-çevrede el koyulan artı-değer kütlelerini (borç faizleri, fikri mülkiyet ödenekleri vb. hukuk teknolojilerine dayalı olarak) ya da doğal zenginlikleri merkeze aktarmanın bir aracı haline geldi. Hegemon devletin “küresel kapitalizmin devleti” olma işlevi kongrede temsil edilen ulusal devlet olma işlevinin çok önüne geçti.

    Ve ABD’nin aynı anda “bir yandan Amerikan devleti”, diğer yandan “küresel kapitalizmin devleti” olarak hareket etmek durumunda kalmasına yol açan çelişkileri çevreden değer aktarımında yavaşlamanın etkisini taşıyan kriz döneminde arttı. Zira bu dönemde artık ABD kendine “Batı” diyen dünyanın entegrasyon süreçlerinin düzenleyicisi değil küresel ölçekli artı-değere el koyma faaliyetinin lider ülkesiydi. 2012’de söz konusu çelişkiler sistemin yapısal kriz emaresi olarak değil, ABD Kongresi ile yönetimi arasındaki “sürdürülebilir ama çelişkili ilişkide” ifadesini bulan küresel ölçekli sermaye birikim dinamiklerinin ürünleri olarak sunulmaktaydı.

    Derken neoliberalizmin içine girdiği yapısal kriz, sistemin üzerine bütün gücüyle çöktü. Bir yanda sermayenin diğer yanda da devlet biçiminin uluslararasılaşması süreçlerinin belirlediği II. Dünya Savaşı sonrası dönem tükenme sinyalleri üretmeye, yani 80 sene boyunca kendisini izlemeyi olası kılan düzenlilikleri kaybetmeye başladı.

    Bu son yapısal kriz dönemine, sermayenin uluslararasılaşması süreci açısından bakıldığında; çokuluslu şirketler, emeğin savunmasız olduğu ülkelerde mukim emek gücünü üretimde kullanmanın getirdiği avantajlardan yoksun kalmaya başladılar. Her yeni sıçrayış daha büyük emek kitlelerini ve coğrafi kaynakları gerektirdiğinden ve yerel ortaklarla yerel devletlerin talepleri elde edilen artı değer kitlesini küçülttüğünden, ucuz emek bolluğuna dayalı stratejiler geçersiz hale gelmeye başladı. Kâr oranlarındaki düşme sürdüğü ölçüde, bir yanda taşeronlar ve/veya koşul getiren yerel devletler diğer yanda çokuluslu şirketlerin bulunduğu ikincil bölüşüm olarak adlandırdığımız alanda gerilimler radikal olarak artmaya başladı. Reel sektörde belirgin ölçüde düşen getiriler finans sektöründe tehlikeli balonlar oluşturmaya devam etti. Emperyalist rantlara -yani piyasa ilişkilerine dayalı olarak değil de savaş gemileriyle ya da ilgili ülkeler içerisinde desteklenen gruplar üzerinden belirlenen hidrokarbon çıkarma düzeneklerine ulaşma işi de gün geçtikçe daha sıkıntılı hale gelmeye başladı.

    Aynı dönemde, finansallaşma süreçlerini yöneten düzenlemeler her seferinde iflas risklerini eşi benzeri görülmemiş ölçekte büyüttü. Ve yine aynı düzenlemelerin imkân verdiği ölçüsüz talepler, alternatif uluslararası üretim ve tüketim normlarının şekillenmesini sağlayan önemli itirazlar yarattı.  Doların hem dolaşım hem de biriktirme parası olarak tahtı sallanmaya başladı.

    Bu koşullar altında Amerika’nın ve Avrupa’nın geleneksel sanayi bölgeleri yeniden biçimlenemedi. “Geri dönüşün” dudak uçuklatan maliyetinin yanı sıra halen iki dünya arasındaki ücret farkları, Trump’un seçim kampanyasında vaat ettiği “yeniden sanayileşme” (ve Amerika’yı yeniden büyük yapma) projesini irrasyonel kılmaya devam etti. Devletin uluslararasılaşması süreci neoliberal mantıkla çalışmaya devam etse de kârlılık azaldı. Bu da “emperyalist rantlara silahla el koyma” faaliyetinin “umulan yararları” karşısında, “münhasıran piyasa ve sözleşme esasında yürütülüyormuş gibi görünen” sömürü faaliyetinin değerini azalttı. Geçen otuz küsur senede, kamuda sermaye kesiminin temsilini ölçüsüz olarak artıran yönetişim, kurullaşma ve benzeri neoliberal kurumsal mimari unsurları, şiddet kullanımından kazanç bekleyen sermaye kesimlerinin taleplerini ölçüsüz olarak güçlendirmekten başka bir işe yaramadı.

    Ve daha dün Filistin’i kana bulayan küreselleşmeciler ile “‘yeniden sanayileşme’ (ve Amerika’yı yeniden büyük yapma)” projesinin başarısız müteşebbisleri “emperyalist rantlara silahla el koyma, metalaşma süreçlerinin önündeki engelleri kaldırma ya da silahla rakiplerin kaynaklarını sınırlama” faaliyetinin “umulan yararları” karşısında silaha sarıldılar. Belki birincisi ikincisini yolundan çevirmeyi, ikincisi de eksik teşebbüsü için yeni kaynaklar edinmeyi umuyordur. Ne umarlarsa umsunlar, ne kârlılıktaki kriz ne de eve dönüşün gerçekleşemeyen hikayesi onların istediği gibi şekillenmeyecek. Yapısal kriz daha da yoğunlaşacak, katran karası bir hal alacak. Ve direnecek İran; başka direnişleri de tetikleyerek direnişinde büyüyecek. Ve eylemleri her geçen gün daha pahalı daha korkakça ve daha etkisiz hale gelmekte olan emperyalist blok karşısında kazanacak muhakkak.

    • 1

      Çalışma emperyalizm üzerine son on beş senedir yaptığım çalışmalardan -çoğu yeniden yazılmış- aktarımlar içermektedir. Ancak hem bu yazı için oluşturulan çerçeve hem de yapılan aktarımlar güncel gelişmeler özelinde birleştirilmiş olduklarından, okurlar çalışmayı güncel ya da yeni kabul edilebilirler. 

    • 2

      Aynur Demirli ve Ezgi Nur Türkoğlu Karacaova’ya içten teşekkürler. 

    • 3

      Leo Panitch ve Sam Gindin, “Küresel Kapitalizmin Oluşturulması: Amerikan İmparatorluğunun Siyasal İktisadı”, s. 328.

    • 4

      Bu faaliyetlerin çeşitli örnekleri “Cumhuriyetin Bütün Sabahları”nda ya da “Kolektif Emperyalizm”de var. 

    • 5

      Klasik emperyalist dönemin doğuşu için “diğer devletlere kendi hukuk sistemini ihraç etme becerisinin ortaya çıkması” kriterini esas alırsak, dönemi (sermaye ihracı olgusunun görünür hale geldiği 1870’lerle değil) Baltalimanı ya da Nanking Andlaşmalarıyla başlatabiliriz.

    • 6

      Ancak düşen kârlılık esasında yapılan bu açıklamanın her yapısal ya da büyük krizin kendine has nedenleri olduğu gerçeğini de unutturmaması gerekir.

    • 7

      Tabii ki emperyalist faaliyet bununla sınırlı kalmamıştır, yapısal uyum politikalarından, fikri mülkiyet haklarına, insani müdahalelerden emperyalist rantlara kadar geniş başka yollarda da ilerlemiştir. Ancak doğrudan üreticilerin ürettiği toplumsal fazlanın onların elinden alınma biçimi üzerine eğildiğimizde bu alan öncelikli analiz konusu olmayı hakkeder.

    ABD saldırganlığının ekonomi politiği üzerine 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-03-14 07:13:22 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku

    ************** MAKALENİN ALTINA YORUM YAZIN **************

    *************************************

    Sektörde 25 yıllık tecrübeye güvenin!

    Toptan odun ve kömür tedarikçisi arıyorsanız kataloğumuzu ziyaret edin .

    Yakacak odun , kömür ve diğer temel ihtiyaç malzemeleri için  ONLINE MAĞAZALARIMIZA göz atın .

    Dünyanın her yerinden Bulgaristan'a TOPTAN ÜRÜN ithalatı yapmak için  İTHALAT ACENTEMİZ  (IUSTITIA Satın Alma İthalat Ofisi) ile  BURAYA TIKLAYARAK iletişime geçin  .

    Yüksek kaliteli yazılım hizmetleri için uzmanlarımızı seçin 

    ÇEVRİMİÇİ BAŞARINIZ İÇİN ORTAĞINIZ OLABİLİRİZ

    Web sitelerinin ve çevrimiçi mağazaların çevrimiçi  geliştirilmesi ve bakımı , DEV ve BT desteği, Google'da üst sıralarda yer almak için SEO optimizasyonu ve dijital pazarlama hizmetlerimizden yararlanmak için BURAYA TIKLAYIN .
    Ayrıca sağlık, güç ve canlılık da sunuyoruz. Eğitmenlerimizi görmek  için  TIKLAYIN . Kilo verme, gençleşme, kas kütlesini artırma, güç, kuvvet, dayanıklılık ve hız için programlar geliştiriyoruz .
     Profesyonel sporcular için iyi sonuçlar, ayrıca iyi bir fiziğe ve tona sahip olmak isteyenler için profesyonel ve kişisel beslenme ve antrenman rejimleribesin takviyeleri, vitaminler ve takviyeler.

    Bulgaristan veya Balkanlar'da gayrimenkul satın almak mı istiyorsunuz?

    • EMLAK ACENTEMİZİN deniz kıyısında, dağ başında, köyde veya büyük şehirde satılık ve kiralık daire, villa, ev, tarım arazisi, orman veya yatırım amaçlı arsa ilanlarına  ve  tekliflerine göz atın .
    • Bizimle  Bulgaristan ve yurtdışında ONLINE  Otel ve Tatil Evleri REZERVASYONU da yapabilirsiniz

    Siyasette ve toplumsal hayatta neler olup bittiğinden haberdar olmak için medyamızı okuyun:

    İşletmeniz Bulgaristan'da ve ...

    • Restoranınız, ızgaranız veya barbekünüz için toplu kömüre mi ihtiyacınız var? Kapınıza ücretsiz teslimatla
    • veya Küba, Afrika veya Güney Amerika'dan bir kamyon veya konteyner dolusu kömür ithal etmek istiyorsunuz.
    AMI SİPARİŞİ Charcoal Bay PER'den
    • Burgaz'dasınız ve kömür ateşinde pişirilmiş en lezzetli eti yemek istiyorsunuz ...
    Bay PER Kömür Izgarasından SİPARİŞ

    Bizi Facebook sayfamızdan takip  edin

    Bizi  Instagram'da da takip edin

    En ilgi çekici videolarımızı  TikTok ve YouTube kanalımızda izleyin

    Истории – Web Stories

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    • Rating