iustitia.bg
“Öyle bir bombalayacağız ki taş devrine geri dönecekler…”
ABD emperyalizminin kana susamışlığını özetleyen bu cümleyi ilk kullanan kişi Curtis LeMay denen alçaktı; bunu söylediği tarihte ABD Hava Kuvvetleri Komutanıydı ve konu Vietnam savaşıydı.
LeMay lafın gelişi ya da retorikten ibaret bir şey söylemiyor, bir askeri doktrini popüler dile tercüme ediyordu ve kendisi bu doktrinin mimarlarındandı. Bu doktrin 2. Dünya Savaşı sırasında geliştirilmişti ve düşmanın fabrikalar ya da havaalanları gibi stratejik hedefler yok edilerek yenilgiye uğratılamayacağı durumda yüksek irtifadan, spesifik hedeflere yönelik bombardımanlar yerine alçak irtifadan kentleri toptan yok etmeye yönelik yangın bombardımanı yapılmasına dayanıyordu.
LeMay’in komutasında 1945’te, 9 Mart’ı 10 Mart’a bağlayan gece yapılan Tokyo bombardımanı bunun en bilinen örneğiydi. Neredeyse tamamen ahşap konutlardan oluşan şehirde bir gecede yüz binden fazla insan yanarak ölmüştü. Yangın öyle şiddetliydi ki, bombardıman filosunun en gerisindeki uçaklardan bazıları yükselen sıcak havanın yarattığı akım nedeniyle düşmüştü.
Tokyo bombardımanı 2. Dünya Savaşı’nın kısa sürede en büyük can kaybıyla sonuçlanan saldırısıydı. Ölen insan sayısı, benzer bir taktiğin kullanıldığı, önce patlayıcı bombalarla binaların çatılarının uçurulup ardından yangın bombaları atılan Dresden bombardımanından da atom bombası kullanılan Hiroşima ve Nagazaki bombardımanlarından da fazlaydı. Amaç, Tokyo kentinin her yerine dağılmış ve Japon ordusuna silah, mühimmat ya da savaş uçağı parçası üreten, atölyelerden oluşan hafif endüstriyi işlemez hale getirmekti ve bu amaca ulaşmak için atölyelerde çalışan yoksul işçileri yakarak öldürmüşlerdi.
Emperyalizm böyle savaşır. Nazi Almanyası ya da Japon İmparatorluğu gibi soykırımcı meşru düşmanlar karşısında dahi, mutlaka insanlık dışı ve gayrimeşru yöntemlere başvurur; çünkü onun için mesele sadece savaşı kazanmak değil, savaş bittiğinde düşmanı ekonomik ve ideolojik olarak dize getirmiş olmak, kendisine bağımlı kılıp sömürgeleştirmek ve onun sırtından para kazanabilir hale gelmektir. Nitekim, “onur” kavramı konusunda neredeyse takıntılı denebilecek bir kültüre sahip olan Japonya’yı, atom bombalarını da içeren benzersiz bir şiddetle insanlık tarihindeki en onursuz barışlardan birine zorladılar. Öyle ki, Japonya’nın bugün halen yürürlükte olan anayasasını savaş bittiğinde işgal orduları komutanı Douglas MacArthur yazdı, “alın bunu da parlamentodan geçiriverin” diye ülkenin başına atadıkları Amerikancı Başbakan Kijuro Şidehara’nın eline tutuşturdu.
Dolayısıyla Trump’ın Japonya Başbakanı Takaiçi’yle görüşmesinde sevimsiz bir 2. Dünya Savaşı esprisi yapması kendi hırboluğuyla açıklanabilir, ama bir yandan da muzaffer ABD emperyalizminin kibrinin dile getirilmiş halidir.
***
Emperyalizm asla sadece dışsal bir olgu değildir. Ülkelerdeki sermaye egemenliğinin içine sızar, işbirlikçiler bulur ve beşinci kollar oluşturur. Bu yüzden bir ülkede ayrıcalıklı zenginler varsa, bu zenginler ülkenin üretim olanaklarını ellerinde bulunduruyorsa, o ülke emperyalizm karşısında zaaflıdır; çünkü önceliği yurdunu savunmak değil ayrıcalıklarını korumak olan herkes potansiyel işbirlikçidir. Emperyalizmi yenilgiye uğratmak için hiç göz kırpmaksızın düşman askerine nasıl davranılacaksa bu işbirlikçilere de öyle davranılması gerekir.
Bu işbirlikçiliğin yaygın olmadığı yerde ise işler emperyalistler için hemen sarpa sarmaktadır. Örneğin düşmanı taş devrine geri götürecek kadar bombalamaya dayalı askeri doktrin Vietnam’da da kullanılmıştı, ama işe yaramadı. Çünkü bu kez karşı tarafta kendisi de asalak ve çıkarcı bir sermaye iktidarı değil, yurdunu savunan ve canından başka kaybedecek bir şeyi olmayan yiğit bir halk vardı. ABD Vietnam’da, toplam tonajı 2. Dünya Savaşı’nda kullanılanın üç katından fazla bomba kullandı; ama sonunda yenildiler ve Saigon’daki büyükelçiliğin çatısından helikoptere doluşarak sefil fareler gibi kaçıp gittiler.
İran’ı emperyalizm karşısında güçlü ve dayanıklı kılan şey de yurtseverlik oldu. Sevgili Murat Akad bu ay Ortaklaşa’da yazdı, tekrar etmeyeyim. Ama şu kadarını söylemek isterim: Trump’ın tehditlerinden sonra elektrik santrallerinin etrafında kol kola girip insan zincirleri kuran, gövdesini yurduna siper eden İran halkı, hakkında kesinleşmiş hapis cezasına rağmen ülkesine dönen İranlı yönetmen Cafer Panahi ve köprülere, santrallere koşup şarkılarını söyleyen, şiirlerini okuyan diğer sanatçılar insanlığın ışık saçan, dünyayı aydınlatan güzelliğidir.
Ya bu aydınlık kazanacak ya emperyalizmin karanlığı insanlığı boğacak, bunun ortası yok.
Bu yüzden, bitirirken son bir şey söylemek istiyorum: İnsanlığın esenliğinden yana olan herkes, derhal uygarlık kelimesini emperyalizmle açık ya da örtük biçimde eşitlemeyi bırakmalı. Aydınlanmadan bu yana Batı’da insanlığın uygarlık birikimi açısından olağanüstü atılımlar yapılmış olduğu kuşku götürmez, ama bu atılımların neredeyse tamamı egemenlerin zorbalığına karşı verilen mücadele ile yapıldı. Sermaye zenginliği bu atılımlara sadece onları parasal kazanca dönüştürebileceğinde sponsorluk yaptı ve diğer yandan insanlığa bu “katkı”sıyla karşılaştırılamayacak kadar büyük zararlar verdi.
Sermaye, insanlığın sırtındaki bireysel zenginlik ve eşitsizlik çıbanıdır. Emperyalizm, bu çıbanın neredeyse gövdenin kendisinden büyük bir ucubeye dönüşmüş halidir. Eğer bu çıbana halk ayaklanmalarıyla neşter vurulmazsa ve bu ayaklanmalar sonunda özel mülkiyetin reddine ve sosyalizme varıp kalıcı hale gelmezse; sonunda gövdeyi zehirleyip öldürecek ve insanlığı gerçekten de taş devrine geri götürecek.
Zaten emperyalizm insanlığı apaçık biçimde bununla tehdit ediyor, en yetkili ağızdan köpük saça saça yapılan açıklamalarda “bir gecede bir uygarlığı öldürmekten” bahsediyor.
Ama insanlık kendi eliyle inşa ettiği her şeyden güçlüdür ve insanlığın mutlaka bir geleceği olacak. O geleceği de canından başka kaybedecek bir şeyi olmayan ve onursuz yaşamayı reddedenler yazacak.
Emperyalistlere haddini bildirerek bunu gösteren yiğit, yurtsever İran halkına selam olsun!
***
Okurun affına sığınarak, yazıya şahsi bir not eklemek istiyorum.
Ben, sevgili Aydemir Güler’in Salı günkü yazısında bahsettiği, “Yalçın Küçük Hoca’nın, onunla yolu hiç kesişmeyen” öğrencilerindenim.
Kendisiyle bir kez dahi sohbet etme fırsatım olmadı ama ondan çok şey öğrendim. Bu düzenin sahiplerine karşı hissettiğim öfkenin ayıp ve yakışıksız bir şey olmadığını, dizginlenmesi gereken ve aklımı bulandıran bir zaaf değil bilenip keskinleştirilmesi gereken bir balta olduğunu… Bir insanın ülkesini ve halkını tutkulu biçimde sevmeden aydın olamayacağını… Cehaletten tiksinmekle düzenin cahil bıraktığı insanlardan tiksinmenin sadece bambaşka değil, birbirine zıt şeyler olduğunu…
Ama herhalde en çok şu cümlelerini aklıma yazdım ve onu anarken tekrarlamak istiyorum:
Ey Solcu,
Bu düzende yükselme!
Ey Solcu, bu düzende yüksek olmak, kirden vücut taşımaktır.
Bunun ötesinde, belki de yolum hiç kesişmediği için, onu kaybettiğimizi düşünmüyorum. Hoca’nın kendi deyimiyle yazmadığı, kurşun gibi “sıktığı” kitapları duruyor; fikirleri alınıp şarjöre doldurulmayı, namluya sürülmeyi, egemenlere sıkılmayı bekliyor.
Cephaneliğimize kattığın her fikir için, verdiğin her ilham için, öfken için, inancın için, seni okurken dolan gözlerim için teşekkür ederim, Yalçın Hocam. Şu hayatta tek gayem, senin sandık sandık ürettiğin cephaneye bir kurşun ekleyebilmektir.
Uğurlar olsun…
Taş devri 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-04-09 01:09:09 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku





