Начало Новини 2025 Hayat neden bu kadar ağırlaştı? – 2 2026

Hayat neden bu kadar ağırlaştı? – 2 2026

0
iustitia bg investigations news logo featured
iustitia bg investigations news logo featured

iustitia.bg

    *******************************************************************************

    SIT BG olarak sizin için tek dilli veya çok dillişirketin web sitesiçevrimiçi mağazabir influencer'ın kişisel blogu, web sitesi otel, [web sitesi] hizmetlerhaber sitesiт, web siteleri-galerilervideo sitesiler, emlak acentesi, [web sitesi] etkinlikler veya rezervasyon, ya da ilan sitesi. Onu nasıl dikersek ZENGİN SONUÇLAR SERP'de Google'da ilk sayfa, Amerikan Bing ve Rus Yandex.

    Aşağıdaki formu doldurarak bizimle iletişime geçin | Contact us filling the form below :


    Nelerle ilgileniyorsunuz? | Nelerle ilgileniyorsunuz?



    Web sitelerimizi de inceleyin : Bulgaristan Haberleri, Araştırmacı gazetecilik, YUSTITSIA Mağazası, Gayrimenkul, Petar Nizamov, Fitness, Ev için gıda, Odun kömürü, Web sitesi tasarımı, Toptan yakacak odun

    *******************************************************************************

    Bu dizinin ilk yazısında, Türkiye’de ve dünyada yaşanan sorunların birbirinden bağımsız arızalar değil, daha büyük bir düzen krizinin parçaları olduğunu belirtip, bu parçaları bir araya getirerek fotoğrafın tamamını gözler önüne sermenin gerekliliğinden bahsetmiştim. Bu ikinci yazıda o krizin belki de ilk somut durağına, eğitimden çalışma hayatına uzanan yolculuğa değinmek istiyorum. 

    Bir dönem eğitim, yoksul ve orta halli aileler için en güçlü gelecek vaadiydi. Çocuk okusun, meslek sahibi olsun, düzenli bir işi olsun, kendi ayakları üzerinde dursun istenirdi. Anne babaların çocuklarına kurduğu büyük cümle buydu: “Oku, kendini kurtar.”

    Bugün çöken şey biraz da bu sözün kendisidir. Artık okumak, diploma almak, hatta vaaz edildiği üzere kendini sürekli geliştirmek bile insana güvenli bir gelecek sağlamaya yetmiyor. Bu düzenin içine doğan kuşaklar, çocukluklarından itibaren sınavlara, kurslara, sertifikalara, stajlara, mülakatlara ve bitmeyen bir kendini ispat sürecine mahkum edildi. Fakat uzun zamandır bu uzun yarışın sonuna varabilenlerin karşısına iyi bir hayat değil; işsizlik, iş bulabilenler için ise düşük ücretler, güvencesizlik ve değersizleş(tril)miş bir emek çıkıyor.

    Burada yalnızca gençlerden söz etmiyoruz. Gençler bu kırılmayı daha erken yaşadıkları için daha görünür durumdalar. Asıl mesele, emeğiyle geçinen bütün toplum kesimlerinin aynı daralmayı yaşamasıdır. Üniversite mezunu işsiz de, asgari ücretle çalışan işçi de, özel okulda düşük ücretle ders veren öğretmen de, kurye de, taşeron işçi de, güvenlik görevlisi de, beyaz yakalı çalışan da aynı büyük sıkışmanın içinde didiniyor. Farklı mesleklerde, farklı yaşlarda, farklı hayatlarda farklı şekillerde tezahür etse de ortak sorun şu ki, çalışmak artık bir hayat kurmaya yetmiyor.

    Eğitimdeki dönüşüm bu tablonun başlangıç noktalarından biridir. Eğitim, bir toplumun çocuklarına dünyayı anlama, düşünme, sorgulama, meslek ahlakı edinme ve ortak hayatın parçası olmayı öğrenme imkânı vermesi gereken bir süreç olması gerekirken giderek kamusal niteliğinden uzaklaştırıldı. Okullar ve üniversiteler hem serbest piyasanın talanına açılarak nitelikleri budandı, hem de amaçları değiştirilerek insan yetiştiren kurumlar olmaktan çok piyasaya uygun işgücü hazırlayan mekanizmalara dönüştürüldü.

    Bu dönüşümün dili bile çok şey anlatıyor. Artık öğrenciden ya da mezundan çok “insan kaynağı”, eğitimden çok “istihdam edilebilirlik”, bilgiden çok “beceri seti”, meslekten çok “kariyer yönetimi” konuşuluyor. Üniversite, kamusal aklın ve özgür düşüncenin alanı olmaktan çıkarılıp gençlerin piyasaya sunulmadan önce elendiği, kalanların “faydalarına” göre gruplanarak sıraya dizildiği bir bekleme salonuna dönüştü. Gençler daha fazla diploma, sertifika, daha fazla deneyim, daha fazla beceri edinmeye zorlanıyor fakat bu kadar çabanın sonunda nitelikli ve güvenceli işler sunan bir ekonomik yapı kurulmuş değil.

    Diplomanın değersizleşmesi de bu şekilde varılan bir nokta. Üniversite sayısını artırmak, tek başına toplumun eğitim seviyesini yükseltmediği gibi; kamusal planlamanın terk edilip, istihdam politikasının piyasanın günlük ihtiyaçlarına bırakılması, milyonlarca diplomalı işsiz yaratarak bütün bir gençliği köleleştirmek için ellerini ovuşturarak bekleyen işverenlerin önüne atıyor. Gelinen noktada diploma sınıf atlama aracı olmaktan çıkıp; giderek daha kalabalık bir yarışta sadece başlangıç çizgisine gelebilmenin şartına dönüşmüş durumda…

    Bugün birçok genç daha mezun olmadan kaygılanmaya başlıyor, zira herkesin etrafında gördüğü hikaye aynı: Mezun olmuş ama iş bulamamış akrabalar, düşük ücretli işlerde tutunmaya çalışan arkadaşlar, kendi alanında çalışamayanlar, yıllarca sınavlara hazırlanıp atama bekleyenler…  Bütün bu örnekler gençlere aynı şeyi söylüyor: Size vaat edilen gelecek artık orada değil. Yükseköğretim Kurumları Sınavı YKS’ye girmeden hemen önce okul önünde (yıl 2018) röportaj yapılan bir genç, durumu özetliyor: “Amacım falan yok. O yüzden heyecanlı falan değilim. Çünkü okusam aylık 3-3,5 bin lira maaş alacağım, bunun için bu kadar kasmaya gerek yok kafasındayım.” 

    Değersizlik duygusu, daha çalışma hayatına girmeden başlıyor ve aradığını bulamayan gençlere sürekli kendilerinde bir şeylerin eksik olduğu söyleniyor: Bir dil daha öğrenmeli, bir program daha bilmeli, daha esnek olmalı, daha girişken davranmalı, kendinizi daha iyi ifade etmeli, daha fazla bağlantı kurmalısınız…

    Bu sonsuz eksiklik duygusu tesadüf değildir. Piyasa düzeni kendi yarattığı işsizliği ve güvencesizliği, bireyin yetersizliği gibi gösterir; böylece yapısal sorun kişisel kusura çevrilir. Oysa milyonlarca insanın aynı anda benzer sorunları yaşadığı yerde mesele bireysel eksiklik değil, düzenin kendisidir.

    Tam da bu nedenle diplomanın değersizleşmesini yalnızca eğitim sisteminin başarısızlığı olarak okumak eksik kalır. Bu değersizleşmenin çalışma hayatında çok somut bir karşılığı vardır: Ücretlerin baskılanması. 

    Bir dönem diploma, hiç değilse belli ölçülerde pazarlık gücü sağlardı. Kişi meslek sahibi olur, emeğinin karşılığını talep eder, hayatını buna göre kurabileceğini düşünürdü. Bugün ise diplomalı işsizliğin büyümesi, mezun sayısının istihdam kapasitesinden çok daha hızlı artması ve üretim yapısının nitelikli emeği taşıyacak biçimde dönüşmemesi, bu pazarlık gücünü büyük ölçüde aşındırdı. İş arayanların sayısı arttıkça, aynı ilana yüzlerce insan başvurdukça maaşları emeğin niteliği değil, sırada bekleyip fiyat kırmaya hazır olanların sayısı belirliyor. (Bu sırada bekleyenlerin sayısını bazı sektörlerde de savaştan, kıtlıktan vs. kaçıp buraya sığınanların sayısı belirliyor, onları da es geçmeyelim.)

    Bu, görünmez ama çok etkili bir baskı mekanizmasıdır ve artık eğitimli olmak onurlu bir hayatın garantisi değil, yalnızca düşük ücretli bir işe kabul edilebilmenin ön şartını ifade ediyor. Dün lise mezunundan beklenen iş için bugün üniversite diploması isteniyor. Dün üniversite diplomasının yeterli olduğu yerde bugün yabancı dil, yüksek lisans, sertifika, deneyim, referans ve sürekli erişilebilirlik talep ediliyor, fakat bu artan beklentilerin karşılığı ücretlere yansımıyor. 

    Şecaat arz ederken merd-i kıptî’nin sirkatin söylediği gibi, geçtiğimiz haftalarda verdiği bir röportajda Rahmi Koç, “yüzde 10 fazla maaş bulanın başka şirkete kaçtığından” yakınırken, eskiden babasının yanında çalışanlara hisse verdiğinden bahsederek aslında geldiğimiz noktayı da bir nevi ağzından kaçırıyordu. Zamanında çalışanlarının hisse sahibi olduğu Koç Grubu’nda bugün çalışanlar, kiralarını öderlerse kendilerini şanslı sayıyorlar… Kaldı ki, yüzde 10 fazla maaş bulanın başka şirkete “kaçması” durumu dahi kendi içinde manidar ama, sermaye sahipleri için değil belli ki…

    Konuya dönersek, gerçek ücretlerin erimesi mefhumunu yalnızca Türkiye’nin enflasyonuyla, kötü yönetimle ya da yerel dinamiklerle açıklamak da yeterli olmayacaktır. Hedef şaşırtmayı iyi bilen sermaye sahipleri ve onların siyasetteki, akademideki, basındaki “ağızları” bize sürekli tüm sorunun Erdoğan’dan kaynaklandığını, o giderse ve akılcı ekonomi politikaları uygulanırsa her şeyin çok güzel olacağını anlatıp duruyor malum, ama bu tuzağa düşmemeliyiz. Elbette Türkiye’deki tablo çok daha sert, çok daha yakıcıdır; ama bu eğilim yalnızca bize ait değildir. 1980’lerden bu yana dünyada hâkim hale gelen neoliberal ekonomi politikaları, emeğin payını ve pazarlık gücünü tüm dünyada sistemli bir biçimde zayıflattı.

    Bu dönemde tüm dünyada sendikalar geriletildi, kamunun işgücü piyasasını düzenleme alanı daraltıldı, üretim emeğin daha ucuz olduğu coğrafyalara kaydırıldı, taşeronluk yaygınlaştırıldı, finansal kazanç üretken emeğin önüne geçti. Şirketler küreselleşti, sermaye hareket kabiliyeti kazandı, emek ise çoğu yerde yerel ve örgütsüz bırakıldı. Sermaye ülke değiştirebildi; çalışanlar ise hayatları boyunca yaşadıkları ve bir şirket kadar kolay terk edemedikleri yerlerdeki iş imkanlarının giderek azalmasını çaresizce izledi. Bu eşitsiz hareket kabiliyeti, gelişmiş ülkelerde ücret meselesinin temelinde duran büyük dengesizliklerden biridir.

    OECD’nin üretkenlik ile ücretler arasındaki kopuşu inceleyen çalışmaları, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, hatta (artık utandıklarından olsa gerek) IMF ve Dünya Bankası’nın dahi raporları, gelişmiş ya da gelişmekte olan hemen hemen tüm ülkelerde emek üretkenliği artarken maaşların aynı hızda yükselmediğini; bunun da emeğin toplam gelirden aldığı payın düşmesinde ve gelir adaletsizliğinin artmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor. 

    Fazla rapora akademiye gömülmeye de gerek yok, herhangi bir merkez kapitalist ülkede bir şehrin meydanına çıkıp sorun: Bugünün Batılı gençleri, ailelerinin tek maaşla bahçeli ev alabildiği yaşlarda, daha eğitimli olmalarına rağmen ev almayı hayal dahi edemediklerini, aksi gibi maaşlarının giderek daha büyük kısmını kiraya vermek zorunda olduklarını anlatarak şikâyet ediyor. Tanıdık geliyor mu?

    Hakeza, gelişmiş ülkelerde de düşük ücretli çalışanlar, işlerinin göçmenler tarafından daha ucuza yapılmasından şikâyet ediyor. Üçüncü dünya ülkelerinden insanlar aç kalmamak için Türkiye’ye geliyor ve Türk işçisinin işini daha düşük ücretle yapıyor; Türkiye’den Avrupa’ya ya da ABD’ye giden mühendis ise oradaki mühendis ücretlerine aşağı yönlü baskı uygulamak için kullanılıyor. Bu küresel işgücü hareketi, bir yandan kırgın ve güvencesiz göçmenler yaratırken, diğer yandan işini, mahallesini, kültürünü kaybettiğini düşünen öfkeli yerli sınıflar yaratıyor. Kazanan ise Çin’de Uygur’u, Türkiye’de Afganı, Almanya’da Türk’ü ederinden ucuza çalıştırabilen sermaye oluyor.

    Kısacası insanlar daha fazla üretiyor, daha fazla yoruluyor, daha fazla rekabete sokuluyor; fakat bu üretimin ve yorgunluğun karşılığında daha güvenli bir hayat kuramıyor. İstatistiklere bakarsanız ekonomiler büyüyor ama çalışanların hayatı gittikçe geriye gidiyor. Şirket bilançoları güçleniyor ama haneler zorlanıyor. Verimlilik artıyor ama işçinin, memurun, öğretmenin, mühendisin, kuryenin, güvenlik görevlisinin, taşeron çalışanın ay sonunu görmesi gittikçe zorlaşıyor.

    Esas kırılma da burada, zira maaşı yalnızca ay sonunda hesaba yatan para olarak değil, insanın hayatı üzerinde söz sahibi olabilmesinin maddi zemini olarak değerlendirmek gerekir. Kendi evini tutabilmek, ailesine destek olabilmek, hastalandığında yıkılmamak, çocuğunun masrafını düşünürken boğulmamak, geleceğe dair küçük de olsa bir plan yapabilmek, ücretin toplumsal anlamına dahildir. Bugün aşınan şey yalnızca satın alma gücü değil; toplumun sağlığıdır. Bir toplumda çalışan insan emeğinin karşılığıyla geleceğini kurabileceğine inanmıyorsa yalnızca birey değil, toplum da çözülmeye başlar. 

    Bu, yoksulluktan daha derin bir aşınmadır. Yoksulluğu mekanik bir şekilde gelir eksikliği olarak tanımlayabilir ve çözüm arayabiliriz; burada ise emeğin yalnızca ekonomik değil, ahlaki ve siyasal değeri de düşmekte, toplumsal itibarı yara almaktadır. Çalışmak, insanı topluma bağlayan, ona onur ve güven veren bir faaliyet olmaktan çıkıp sürekli bir geçim ve hayatta kalma savaşına dönüşmektedir. İnsanlar artık nasıl bir gelecek kurabileceklerini, nasıl daha iyi yaşayabileceklerini değil, nasıl hayatta kalacaklarını düşünüyor. Bu psikolojik eşik aşıldığında, çalışma hayatı yalnızca ekonomik bir alan olmaktan çıkar; insanın karakterini, ilişkilerini, cesaretini ve siyasal tutumunu da biçimlendiren bir baskı düzenine dönüşür.

    Ücret baskısının bir başka yansıması da çalışma koşullarında gözlemlenebilir. Emeğin pazarlık gücü azaldığında yalnızca ücretler düşmüyor; çalışanın işyerindeki sınırları da aşınıyor. Daha uzun mesai, daha belirsiz görev tanımı, daha yoğun “denetim”, daha az güvenlik ve güvence, hep aynı sürecin parçalarıdır. İşveren karşısında örgütsüz kalan “birey” daha az kazandığı gibi daha çok susar, daha çok katlanır, daha çok erteler. Hakkını ararken işini kaybetmekten, itiraz ederken “uyumsuz” görünmekten, sınır koyarken gözden çıkarılmaktan korkar.

    Bu baskı her meslekte başka biçimde görünür. Beyaz yakalı için mesai bitse de kapan(a)mayan bilgisayar, akşam saatlerinde gelen mesajlar, bitmeyen hedefler ve kibar bir dille dayatılan mecburiyetler; mavi yaka için insanlık dışı çalışma şartları, işyeri güvensizliği (işçi ölümleri istatistiklerine aklını kaçırmadan bakabilen beri gelsin), sendikasızlık; kurye için algoritmanın belirlediği hızla trafikte hayatta kalma çabasıdır. Öğretmen için atanamamak, özel okullara mahkum kalmak, mesleki saygınlığın aşınması, düşük ücret ve eğitimin ‘müşteri’ memnuniyetine indirgenmesidir. Taşeron işçi için hepsi ve daha fazlasıdır. 

    İşte bu yüzden eğitimden çalışma hayatına uzanan çizgi, bugünkü düzen krizinin en berrak görüldüğü alanlardan biridir ve yalnızca bir istihdam sorunu olarak ele alınamaz; bilakis doğrudan doğruya siyasal ve sınıfsal bir meseledir. Bir ülkenin çocuklarına nasıl bir gelecek sunduğuyla, ekonominin kimin için kurulduğuyla, üretimin, eğitimin ve emeğin nasıl örgütlendiğiyle ilgilidir. Burada eksik olan bireyin çabası değildir. Eksik olan, emeğin karşılığını güvence altına alan adil bir toplumsal düzendir. Eksik olan, eğitimi piyasanın dar ihtiyaçlarına değil, toplumun ortak geleceğine göre planlayan kamusal akıldır. Eksik olan, insanı işveren karşısında yalnız bırakmayan örgütlü emek gücüdür. Eksik olan, büyümeyi şirket kârlarıyla değil, halkın yaşam güvencesiyle ölçen siyasal iradedir.

    Bu zinciri görmeden diplomalı işsizliği, düşük ücretleri ve ağır çalışma koşullarını anlamak mümkün değildir. Bunlar birbirinden ayrı sorunlar değil, aynı düzenin birbirini besleyen halkalarıdır. Önümüzdeki hafta zincirin halkalarını eşelemeye devam edelim…

    Hayat neden bu kadar ağırlaştı? – 2 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-04-28 22:39:12 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku

    ************** MAKALENİN ALTINA YORUM YAZIN **************

    *************************************

    Sektörde 25 yıllık tecrübeye güvenin!

    Toptan odun ve kömür tedarikçisi arıyorsanız kataloğumuzu ziyaret edin .

    Yakacak odun , kömür ve diğer temel ihtiyaç malzemeleri için  ONLINE MAĞAZALARIMIZA göz atın .

    Dünyanın her yerinden Bulgaristan'a TOPTAN ÜRÜN ithalatı yapmak için  İTHALAT ACENTEMİZ  (IUSTITIA Satın Alma İthalat Ofisi) ile  BURAYA TIKLAYARAK iletişime geçin  .

    Yüksek kaliteli yazılım hizmetleri için uzmanlarımızı seçin 

    ÇEVRİMİÇİ BAŞARINIZ İÇİN ORTAĞINIZ OLABİLİRİZ

    Web sitelerinin ve çevrimiçi mağazaların çevrimiçi  geliştirilmesi ve bakımı , DEV ve BT desteği, Google'da üst sıralarda yer almak için SEO optimizasyonu ve dijital pazarlama hizmetlerimizden yararlanmak için BURAYA TIKLAYIN .
    Ayrıca sağlık, güç ve canlılık da sunuyoruz. Eğitmenlerimizi görmek  için  TIKLAYIN . Kilo verme, gençleşme, kas kütlesini artırma, güç, kuvvet, dayanıklılık ve hız için programlar geliştiriyoruz .
     Profesyonel sporcular için iyi sonuçlar, ayrıca iyi bir fiziğe ve tona sahip olmak isteyenler için profesyonel ve kişisel beslenme ve antrenman rejimleribesin takviyeleri, vitaminler ve takviyeler.

    Bulgaristan veya Balkanlar'da gayrimenkul satın almak mı istiyorsunuz?

    • EMLAK ACENTEMİZİN deniz kıyısında, dağ başında, köyde veya büyük şehirde satılık ve kiralık daire, villa, ev, tarım arazisi, orman veya yatırım amaçlı arsa ilanlarına  ve  tekliflerine göz atın .
    • Bizimle  Bulgaristan ve yurtdışında ONLINE  Otel ve Tatil Evleri REZERVASYONU da yapabilirsiniz

    Siyasette ve toplumsal hayatta neler olup bittiğinden haberdar olmak için medyamızı okuyun:

    İşletmeniz Bulgaristan'da ve ...

    • Restoranınız, ızgaranız veya barbekünüz için toplu kömüre mi ihtiyacınız var? Kapınıza ücretsiz teslimatla
    • veya Küba, Afrika veya Güney Amerika'dan bir kamyon veya konteyner dolusu kömür ithal etmek istiyorsunuz.
    AMI SİPARİŞİ Charcoal Bay PER'den
    • Burgaz'dasınız ve kömür ateşinde pişirilmiş en lezzetli eti yemek istiyorsunuz ...
    Bay PER Kömür Izgarasından SİPARİŞ

    Bizi Facebook sayfamızdan takip  edin

    Bizi  Instagram'da da takip edin

    En ilgi çekici videolarımızı  TikTok ve YouTube kanalımızda izleyin

    Истории – Web Stories

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    • Rating