iustitia.bg
Bir siyah-beyaz fotoğrafta yazıyordu, zannederim eskilerde, bir köyde ya da kasabada Türkiye’nin bir resmî bayramı kutlanan, Cumhuriyet Bayramı olabilir, bir pankartta şöyle diyordu: “Biz her şeyi kendimizden bekleriz.” Durup düşünülesi bir pankart. Bozkırda, “orada bir köy var uzakta” nostaljisine sert bir yanıt adeta bu fotoğraf diye düşündüm. İnancın yeryüzüne inmesi, kişinin biricikleşmesi, insan tekinin karakter kazanması, haklarının ve sorumluluklarının farkına varması, etlenmesi, omurganın, çelikten omurganın çatılması, kulluktan öte, onu paramparça ederek yurttaşlığa sıçraması. Bozkırın ortasında kadın, erkek, çocuk “Biz her şeyi kendimizden bekleriz.” demişler ve böyle bir fotoğraf çıkagelmiş tarihten. Alın size aydınlanmanın pratik hayatta karşılığı…
Biz, diyor pankartta her şeyden önce. Bir yan yana geliştir bu, “ben” den başka, “ben” deki çiğliğe, kofluğa, olgunlaşmamışlığa bir yanıttır. Çoğuldur “biz”. Oysa bugün egemen düzenin salık verdiği olma biçimi “ben” dir. Bütün operasyonel hamleler “biz”i “ben” yapmak üzere planlanmış, ona göre inşa edilmiş, “ben”i narsist bir gösterişçilikte şişirmek için organize edilmiştir.
İşte, bugün yaşadığımız cehennem budur. Biz, benleştirildi. Şekilsiz, niteliksiz, yoz, sığ, kaba, ilkel, tasarlanmış ama keserlenmemiş bir canlı türü -buna gorgo diyelim- itina ile şişirildi, ona yüksek ego üflendi, cehaleti alkışlandı, kibir eklendi, abartılı ve aşılması gereken erkeklik ve kadınlık yüklendi, piyasalaştırıldı “ben”.
Geriye bakıyorum. Tarihten arıyorum. Tarihten arıyorum çünkü bugünü tarihin birikimi ve deneyimi ile yeniden kurmayı istiyorum. Hep böyle değildi insan tekinin ve insan çoğunun yaşantısı, alışkanlıkları, pratikleri… Yıldızın parladığı anlar vardı. Yıldız tozlarının dingin bir yaz gecesinde tüm insanlığı kutsadığı ve yeryüzünün sevimli, iyicil, tatlış geleceği için yürekleri pıt pıt heyecanlandırdığı zamanlar vardı. Az da değildiler üstelik. Pek çok gerçek hikâye, olmazı olduran, bugünden bakıldığında mücizevi gibi görünen ancak çırılçıplak “Biz her şeyi kendimizden bekleriz.” olgunluğu ve güveni ile yücelmiş pek çok anı, bugüne, “biz”e fısıldayan pek çok ses, pek çok hayat, unutulmuş pek çok kahraman vardı.
Oysa hatırlamayı ve devşirmeyi bırakmadığımızda geçmiş ve gelecek alabildiğine uzanan bir gümüşi ırmak çağıl çağıl… Bu ırmak bizi yeniler, bizi sağaltır, bizi diriltir, bizi biz yapar. Dediğim gibi bu aralar, tarihten arıyorum, tarihe bakıyorum ancak geçmişi muhafaza etmek için değil bu arayış, onu orada betonlaştırmak için değil ya da kendime acındırası bir geçmiş zaman kabuğu çekmek orada hareketsiz kalmak için hiç değil. Yarını kurmaya dehşetli ihtiyacı var insanlığın. “Ben”i, “biz” yapmak için rahvan değil tırıs gitmeli…
İki hafta önce Aleksey N. Tolstoy’un “Ekmek: Çariçin Savunması” romanından devam edelim demiştik. Ekim Devrimi’nin yıldönümüne de uygun düştü. Yazının başında sözünü ettiğim gibi muazzam bir “biz her şeyi kendimizden bekleriz” uyanışının ete kemiğe bürünmüş hâli, gerçek hikâyeden, Devrim sonrası iç savaş yıllarından kurgulanmış, belge niteliği hayli yüksek bir tarihi roman bu. Ekim Devrimi sonrası ilk işçi devletini var edebilmek için olağanüstü bir kahramanlıkla üç cephede canhıraş savaşan “biz”in sarsıcı anlatısı “Çariçin Savunması”. Üstelik “Ortaklaşa” dergisinin Ekim Devrimi sayısı ile okunduğunda dönemi gerçek insanların yapıp etmeleri, özlemleri, kırgınlıkları, ihanetleri, sıkışmaları ve umutları ile gözler önüne seren, bugünümüzün aklına mıh gibi çakan tarihin dokunaklı bir dokunuşu ya da bugünü bir selam çakışı ya da yarına çağırışı… Katmanlı duygulara davet ediyor. Tarihin ışıltılı ama bir o kadar da çetrefilli, dehlizleşmiş yollarında yön ararken kaybolmak da var, tünelin ucundaki ışığa doğru uzanmak da. Nefessiz okunan bir roman, kalbim sıkışarak, odada dört dönerek, yumruklarımı sıkarak okudum. Oysa romanın içindeki insanlar hikâyenin sonunu bilmiyorlardı; hikâyeyi kuruyorlar, çatıyorlar, ilerletiyorlardı.
“Brest-Litovsk’dan dönmüş olan Trotski, Almanların elbette taaruza geçmeyeceğini, her durumda kimsenin heyecana kapılmaması, saldırı işaretlerinin yeterince ikna edici şekilde görünmesine kadar önerilerle birlikte beklenmesi gerektiğini hararetle savundu. ‘Sol Komünistler’ tarafından gürültüyle desteklendi ve Lenin’in önerisi geçmedi…
Vladimir İlyiç masasına döndü. Gece rüzgârının kasvetli müziği eşliğinde uykusuz geçen bu gecede, telefon görüşmeleri, telsizden konuşmalar, gazete, mektup ve stenogramları okumalar arasında, içeriğinde yoldaşlarının devrimci heyecanlarını gerçekten çok görkemli kavramlara değil ama şu anda sosyalist vatanı kurma gibi gerçekçi, son derece zor ve fakat başarılabilir görevlere yoğunlaştırmalarını isteyen bir makale düşündü.
Devrimin zaferini ve başarısını geniş halk kitlelerinin yapıcı gücüne dayandırdı, tüm sıkıntı, acı ve dertler üzerine bir iyimserlik hattı çizdi. Devrimin güçlü, iradesi kuvvetli ve yapıcı bir Rus insanı tipini doğurmuş olduğuna ve eğer bu iyi anlaşılırsa ve öyle olması istenirse geleceğinin görkemli ve muhteşem olacağını tutkuyla ve inançla savundu. ‘Anla, iste, olsun..’ Sosyalizm, o anda ona, masadaki çalışma lambasının, üzerinde kaleminin mürekkebi sıçratarak hızla hareket ettiği kâğıda vuran ışığı kadar yakın ve gerçekti.”
Peki, ancak nasıl?
“Al yanaklı Litvanya askerleri mavi vagon boyunca dizilmişlerdi. Devrim kendini kurtarmak için onların memleketini feda etmişti. Kabul etmesi zordu.”
Ama ekmek yoktu, kıtlık vardı, kıtlık Kızıl Muhafızların gücünü kırmak için kulaklarca adeta dayatılıyordu, Beyaz Ordu saldırmaktaydı, öte yandan Almanya, öte yandan İngiltere, Fransa, Japonya, ABD…
Ve atadan madenciler, on üç yaşından beri yerin derinliklerinde, karanlıklarında çalışan emekçiler karşı koyuyor. Onlar, şunlar, ötekiler, ayakların baş olduğu, “biz” olduğu, “Biz her şeyi kendimizden bekleriz diyenler.” kahramanlaşıyor, güzelleşiyor, bir tarih yazıyordu.
“İşte ben… Emelyan Juk… Sovyet iktidarından önce kimdim? Şimdi söyleyeyim… Tahta döşeklerde, çamurda, iğrenç çaputların üzerinde uyurdum, kendi kendime sürekli içerdim, karımı döverdim. Aman Tanrım, sarhoş olacağım da kimseyi dövmeyeceğim. Kendimi hatırlıyorum. Çok kabahatlerim vardı. (…) Volodka, hatırlıyor musun, Sovyet yönetimi için yaptığımız ilk toplantıyı? (…) O zaman ilk yaptığımız iş, fabrikanın avlusundan beşlik keresteler almıştık, barakalardan tüm pisliği, tahta döşekleri kaldırdık, bölmeler yaptık, her bir ayrı oda, kapısı, kilidi… Sabahları kalkınca oranın sahibi olduğum aklıma geliyordu, kömür ambarlarının, kok fırınlarının önünden geçiyordum, sahibi bendim, kuyuya iniyordum, açık madene gidiyordum sahibi bendim… Artık karımı dövmek için bir neden yoktu. Artık onun bir semaveri vardı. Paçavralar içinde gezmekten utanıyordu, şimdi tertemiz dolaşıyor. Çünkü ben artık fabrika komitesinin üyesiyim. Çocuklarım okula gidiyor… Sen kardeşim, bunları bir düşün, Petrograd’a yaz, ki şüpheleri olmasın. Donetsk madencileri Sovyet iktidarı için savaştılar… Tüm gücümüzle de savaşacağız.”
Şimdi, şu anda, geçmişin sesleri ve hikâyeleri hem çok uzaktan hem de dokunabilecek kadar yakından bugüne sesleniyor. Bazen susup dinlemek gerek. Bugünü ve geleceği anlamak için, bugünün karanlık dehlizlerinden değil, başka bir zamanın, başka bir mekânın ve başka türlü bir düşünüşün ve düşün evreninden, bugüne biraz yabancılaşarak, bugüne biraz mesafelenerek şimdiyi anlamaya çalışmak gerek. Dediğim gibi hep böyle gri, hep böyle umutsuz, hep böyle gorgo yığınından ibaret değildi mavi dünyamız. Bugünün vasatlığına panzehir, başka bir âlem de vardı, başka kahramanlar vardı, başka hikâyeler vardı, yenileri ise yazılmayı bekliyor.
Senin Kahramanın Kim? 2025 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2025-11-29 21:32:50 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku





