iustitia.bg 
Çeşitli sermaye gelirleri lehine yeni vergi ayrıcalıkları, bu tür mükelleflere ödeme kolaylıkları ve bir varlık barışını birlikte düzenleyen yasa teklifleri, elbette sınıfsal karaktere sahiptir.
Meclis Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” başlıklı torba düzenleme bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak. 15 maddeli bu torba düzenleme Komisyonda Kurumlar Vergisi oranı indirimi üzerinden önemli bir değişiklik gördü. Genel Kurul aşamasında da görmemesi için bir neden yok; bu, çeşitli sermaye lobilerinin ne güçle ağırlık koyacaklarına ve siyasette temsil düzeylerine bağlı. Bu nedenle yasa çıkmadan önce yorum yapmanın risklerini göze alarak yazıyoruz. Önemli değişiklikler olursa sonradan değiniriz.
Genel bakış
Sermayeye yeni vergisel ayrıcalıklar getiren bu düzenleme, Teklifin “genel gerekçesine” göre, üretim ve ihracatı desteklemek, İstanbul Finans Merkezi’ne yönelik istisnaların süresini uzatmak (ve çeşitlendirmek), ülkeye döviz girişini teşvik etmek, gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin ekonomiye kazandırılması amacıyla yeni bir varlık barışı getirmek, yatırım ortamını iyileştirmek ve uluslararası sermaye girişini arttırmak gibi çeşitli iddialı hedeflere sahip gözükmektedir.
Sermaye girişleri, yatırım artışları ve genel ekonomik aktivitenin canlandırılması gibi iddialı hedeflerin salt yeni vergi ayrıcalıkları üzerinden ne derece gerçekleşebilir olduğuna dair bir fikir edinmek için geçmiş uygulamalar rehberlik edebilir. Şimdiye kadar AKP döneminde çeşitli isimler altında (yapılandırma, matrah/vergi artırımı, stok affı) 12 vergi affının/varlık barışının gündeme geldiği, bunlardan 7’sinin bir varlık barışını da içerdiği (şimdiki varlık barışı 8’incisi olacak), iki yılda bir yapılan bu uygulamalarda gerçekleşmelerin beklentilerin çok gerisinde kaldığı bilgisine sahipseniz, bu sonuncusunu da benzer bir akıbetin beklediğini kavramak zor olmaz. Bununla birlikte bu uygulamalar geride önemli bozucu etkiler bırakmaktadır. Bunları şöyle sıralamak mümkün:
- Vergi sistemi ve vergi yükümlüleri “af veya ‘barış’ bağımlısı” yapılmakta, bu beklentiler nedeniyle vergi ödemekten kaçınma eğilimi pekişmektedir.
- Bu tür af ve barışların sürekli tekrarlanıyor olması, üstelik her defasında “bu sonuncusu, bir daha olmayacak” sözleri verilmesi ama bunların hep boş çıkması, devletin ve kamu maliyesi yönetiminin ciddiyetini ve güvenilirliğini önemli ölçüde aşındırmaktadır. Daha önce 6 kez “bu sonuncusu” ifadelerinin kullanılmış olduğunu, bu sözü verenler arasında M. Şimşek’in kendi getirdiği 2014 affı dolayısıyla yaptığı açıklamayı, hatta 9 Nisan 2026 tarihinde gene M. Şimşek’in “vergi affı niteliğinde bir yapılandırma beklentisi varsa, asla olmayacak” sözünü hatırlatmak isteriz. (Kuşkusuz sözcük oyunlarına sığınılabilmektedir; örneğin M. Şimşek 9 Nisan açıklaması için pekala “sözümün arkasındayım, bu son getirdiğimiz düzenleme vergi alacaklarına bir yeniden yapılandırma getirmemektedir” diyebilir!
- Kara para aklama düzeneğine kolayca dönüşebilen “varlık barışları”, vergi adaletsizliği yanında devlet kurumlarının çürümesini, mafyalaşmayı beslemektedir.
- Vergiden kaçınmaktan vergi kaçırmaya uzanan bir yelpazede, ayrıcalıklarından arta kalan yükümlülüklerini bile yerine getirmeyen sermaye geliri sahipleri ile yerine getirenler arasında; keza içerde ve dışarda çeşitli taşınır ama beyan edilmemiş servetler/ varlıklar biriktirmiş olanlara varlık barışı getirilmesi ile bu tür varlıkları bulunmayanlar arasında; bir başka açıdan uluslararasılaşmış büyük sermaye ile küçük /orta boy sermaye arasında çeşitli eşitsizlikler yaratılmakta, var olanlar büyütülmektedir.
- Ama sermaye içindeki bu eşitsizlikleri aşan durumlar sermaye ile emek gelirleri arasında oluşmaktadır. Çeşitli sermaye gelirleri lehine yeni vergi ayrıcalıkları, bu tür mükelleflere ödeme kolaylıkları ve bir varlık barışını birlikte düzenleyen yasa teklifleri, elbette sınıfsal karaktere sahiptir. Dolaysız ve dolaylı vergi gelirlerinin en büyük bölümünü ödeyen ücret gelirleri sahipleri için herhangi bir düzenlemenin sözünün bile edilmediği bir durumda, eşitsizliğin asıl kaynağı sınıf-içi değil sınıflar-arası olmaktadır.
OECD’nin “Ücretlerin Vergilendirilmesi” başlığını taşıyan 2024 ve 2025 raporlarına bakılırsa, “evli ve iki çocuklu, ortalama ücretin yüzde 67’sini alan ücretliler üzerindeki vergi yükü” bakımından OECD ortalaması 2024’te yüzde 25,7 iken Türkiye yüzde 38,4 ile en yüksek vergi yükü bakımından üçüncü sıradadır. Buna karşılık 2025’te OECD ortalaması yüzde 26,2 iken Türkiye yüzde 40,3 ile birinci sıradadır! Kişi başına düşen gelir bakımından OECD ülkelerinin alt sıralarında yer alan bir ülkede ücretlilerin OECD vergi şampiyonu olmasındaki tuhaflık bu yazının konusu değil. Ama şunu da not etmeden geçmeyelim: Vergi yükü/GSYH genel oranı bakımından Türkiye aslında OECD’de alt sıralardadır; çünkü sermaye gelirleri sahipleri vergi vermemektedir. Buna karşılık sermaye iktidarları sürekli olarak sermaye gelirleri ve varlıkları için af getirmektedir! Bu da Türkiye’de sermayenin sınıf tahakkümünün ne kadar ağır olduğunun karşılaştırmalı düzlemde de anlaşılmasını sağlar.
Teklifin bazı maddelerine bakış
Teklifin birçok kritik düzenlemesi var. Ama “varlık barışını” düzenleyen en kapsamlı 10. Maddesiyle başlamak en doğrusu. Bu maddeyle Kurumlar Vergisi (KV) kanununa bir 19. Geçici Madde eklenmekte: “Vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31/7/2027 tarihine kadar banka ve aracı kurumlara bildirilir”. Gerçi aynı olanak, yurt içindeki gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine de tanınmakta, bunlar defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını aynı koşullarla bildirebilecek.
Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıkların değeri üzerinden %5 oranında tahsil ettikleri vergiyi izleyen ayın 15’inci günü akşamına kadar vergi dairesine yatıracaklar. Ancak vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda veya devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında en az 5 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0; en az 4 yıl bulundurulacaksa %1; en az 3 yıl için yüzde 2; en az 2 yıl için %3; en az 1 yıl için %4 olarak uygulanacak. “Bildirilen varlıklara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz”.
Teklifin 4. Maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’na bir madde eklenmekte ve “Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır” denilmekte. Bu, çok çok büyük bir vergi ikramıdır.
Teklifin 8. Maddesi, yasada %25 olan standart KV oranının, “imal ettikleri malları doğrudan ihraç eden imalatçı kurumların”, buradan elde ettikleri kazançlarına yüzde 9, ihracat yapan kurumların ihracattan elde ettikleri kazançlarına yüzde 14 olarak indirimli uygulanmasını öngörmekteydi. Komisyonda yapılan değişiklikle, yararlanacak kurum tanımı genişletilmiş, ‘sanayici kurumların üretim faaliyetinden elde ettikleri tüm kazançları ile zirai üretim faaliyeti yapan kurumların kazançlarına %12,5 olarak’ indirimli KV uygulanması hükmünü getirmiştir. Kapitalist çiftçilerin veya tarıma da el atmış büyük tarım-sanayicilerinin de içerilmesinden sonra, bu kapsamın Genel Kurul’da daha da genişletilme potansiyeli elbette vardır. Nitekim şimdiden turizmci ve otelciler ‘biz de döviz kazandırıyoruz, bize de indirimli tarife uygulanmalı’ tepkisini dile getirmeye başladılar bile. (Türkiye Otelciler Birliği Başkanı’nın açıklaması, Ekonomi gazetesi, 11.5.2026).
Teklifin 1. Maddesiyle, vergi ve diğer kamu alacaklarının tahsilinde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta ve teminatsız tecil tutarı 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltilmektedir. Düzenlemenin en masum maddesi bu olabilir; ancak bunun da vergi baskısı altında ezilen ücretli kesimleri hiç ilgilendirmediği açıktır.
Teklifin 6. Maddesi, ‘en az üç ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, yıllık hasılatlarının en az %80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden sermaye şirketleri’ “nitelikli hizmet merkezi” olarak tanımlanmaktadır. Teklif Madde 5’e göre, bu merkezlerde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (2026 itibariyle 99 bin TL’lik bölümü) Gelir Vergisinden muaftır. İstanbul Finans Merkezinde (İFM) faaliyet göster bu tür merkezler için bu tutar brüt asgari ücretin 5 katı (165 bin TL) olarak uygulanır. Cumhurbaşkanı bu katları iki katına kadar arttırmaya yetkilidir. İmtiyazlı bir işveren-ücretli kesimi işte böyle yaratılmakta ve bunun üzerinden İFM’nin de cazibesi artırılmaya çalışılmakta.
Teklifin 7 ve 13. Maddeleri: İFM kanunu (7412 sayılı Kanun) geçici 1. Maddesinde yeni bir düzenleme yapılmaktadır: Maddeye göre, “Katılımcıların, İFM’de yürüttükleri finansal faaliyetlerden elde ettikleri kazançlar üzerinden kurumlar vergisi oranı, 2022 ila 2031 yılları vergilendirme dönemlerinde %100 oranında indirilir” düzenlemesindeki 2031 ibaresi 2047 olarak değiştirilmekte… O zamana kadar bütün bu istisna ve muafiyetleri süpürecek bir siyasi dönüşüm yaşanmaması koşuluyla elbette!
Sonuç yerine
Teklifin bu dönemde gündeme gelmesinin gerçek nedenleri kısmen düzenlemenin genel gerekçesinde ifade edilmekte. Ama şunlar daha öncelikli gözüküyor: Birincisi, siyasi operasyonlar, İran’a yönelik saldırılar ve seçim ekonomisi döneminin yaklaşması nedeniyle döviz/altın rezervlerine ihtiyaç büyümekte. Dolayısıyla döviz ve diğer taşınır değerlerin girişlerine daha fazla bel bağlanmakta.
İkincisi, bütçe açıkları büyüme eğilimindeyken Hazine nakit açığı da büyümekte, borçlanmanın yükü iyice artmakta, faizlerin makul düzeylere çekilmesi olanaklarının artık kalmadığı bir ortamda faiz giderlerinin baskısı dayanılmaz boyutlara ulaşma potansiyeli taşımakta. Şimdiden ilk dört ayın faiz ödemesi 1,1 trilyon TL’ye ulaştı. Bu eğilim izleyen aylarda da devam ederse 2,7 trilyon TL olan 2026 Bütçesi faiz gideri yerine 3,3 trilyona varan bir faiz gideri söz konusu olabilecek. Hazine borçlanma faizlerinin öngörülenin üzerinde kalması halinde kuşkusuz bu düzey de aşılabilecek.
Üçüncüsü, bir yılı içinde vadesi gelecek dış borçlar ile iki katına çıkması beklenen cari açıkların toplamı 280 milyar doları bulabilecek. 2026’da bu kadar büyük bir dış finansman kaynağını bulup çevirebilmek olağanüstü zorluklara işaret etmekte. Üstelik buna dövize endeksli iç borçlar da eklenirse sorun daha da büyümekte.
Elbette bütün bunlara, seçimleri kaybetmeyi asla göze alamayacak bir siyasi iktidar sendromu da eklenmeli. Bu koşullarda her türlü kaynağa dört elle sarılacak bir iktidar biçimi türemektedir.
Sermaye için varlık barışı! Peki, ya emek? 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-05-11 22:33:26 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku




