iustitia.bg
Bu genel kurulun havasına ve tartışma ortamına damga vuran gelişme ise bir gün önce 24 Ekim’de TELE1 televizyon kanalına tamamen mesnetsiz ve hukuksuz bir biçimde kayyım atanması ve genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınmasıydı. Aynı suçlamanın İstanbul’un tutuklu BBB için de yapılmış olmasıydı. Faşizmin seviye atlaması anlamına gelen bu gelişme kuşkusuz herkesi hem bireysel olarak hem de örgütlü hareketlerin mücadele yöntemleri bakımından etkilemekteydi. Üzerinde mutabık kalınan konu ise, iktidarın yeni saldırılarından sonra THTM’nin ve Cumhuriyetçiler Kurultayının (CK) hedeflediği Cumhuriyetçilerin Birliğinin öneminin çok daha belirgin duruma gelmesiydi. Faşizmin hamleleri artık zincirleme operasyonlarla ilerlerken THTM ve CK’nın güçlenmesi ve genişleyerek örgütlenmesinin çok daha acil bir gereksinime dönüştüğü daha iyi anlaşılıyordu.
Bu operasyonlar sivil karakterli gözükebilir. Tüm kolluk yani tüm silahlı güçler, polisiyle, jandarmasıyla, askeriyle iktidarın uyguladığı devlet şiddetinin merkezindedir zaten. Ama tepede sivil iktidar vardır. Tıpkı, iktidarın yönetimi askere vermekten ürktüğü için sıkıyönetim uygulamasını 2017 Anayasasıyla kaldırıp yerine sivil otoritenin hakim olduğu “olağanüstü hal” uygulamasını getirmesi gibi. Elbette bu sivil iktidarın, biat etmiş yargısı da bir operasyonel güç durumuna getirilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF), RTÜK’ün, Mali Suçları Araştırma Kurumu’nun (MASAK) da birer operasyon aygıtına dönüştürülmeleri gibi.
Genel Kurul açılışında yaptığım konuşmaya kısmi göndermeler yapmaya devam ederek bu yazıyı sürdürebilirim.
Sistemin egemen gücü sermaye sınıfı açısından bakılırsa, bu sınıfın bir kesimi bu saldırıların tam arkasındadır. Bunlar iktidarın eteklerinde palazlananlar, MÜSİAD çevresinde yer alanlar (en azından bunların önemli bir bölümü), sermayenin el değiştirme süreçlerinde fırsat kollayanlar olarak özetlenebilir. Sermayenin bir bölümü ise ne yapacağını bilemez durumdadır. Sadece iktidarın muhalif partilerin kazandığı belediyeler üzerinden estirdiği terör bakımından değil; bununla uyum sağlamaları o kadar zor olmayabilirdi. Ama hukuk ve mülkiyet güvencesi bakımından sermayenin (ve TÜSİAD çevresinin) bir bölümünün ciddi kaygılarına yol açacak gelişmeler de yaşanmakta. Özellikle de iktidarın operasyon aygıtına dönüşen TMSF’nin sadece FETÖ veya PYD denilen yapılarla sınırlı kalmayıp tüm medyaya uzanması (son örneği TELE1) hatta bunu da aşarak her türlü şirkete el koyarak bunları “devletleştirmesi” sonra da devir veya satış yoluyla bunları daha yandaş sermaye kesimlerine pazarlayabilecek yetkilerle donatılması (31 Ocak 2025 Torba Yasası), bir bölüm sermaye tarafından ürkütücü bulunacaktır. TMSF’yi süper yetkili kılan 31 Ocak yasasına TÜSİAD tepki göstermişti gerçi ama bu tepki cılız kalmış, ısrarla takip edil(e)memiş ve diğer sermaye örgütlerinden de ses çıkmamıştı. CHP’nin AYM’ye yürütmeyi durdurma talepli başvurusu ise, AYM tarafından esastan görüşmeye geçildiği gerekçesiyle uygun görülmemişti. Öyle anlaşılıyor ki yasanın esastan görüşülmesinde bu düzenlemenin bazı hükümleri iptal edilebilir; zaten bu nedenle de AYM yürütmeyi durdurma kararı vermeyerek iktidara ‘ne yapacaksan hemen yap’ mesajı vermiş olabilir. Her durumda, iktidarın 19 Mart 2025’ten sonra saldırılarını her yönde ivmelendirmesi ve TMSF’nin kayyım atadığı şirket sayısını hızla çoğaltması, bu korkuların temelsiz olmadığını göstermektedir.
Son güncelleme tarihi olan 10 Ekim 2025’te TMSF tarafından kayyım atanan şirketlerin toplam sayısı 1056’dır. 2025 içinde TMSF yönetimindeki şirket sayısındaki artış 210’dur. Yani TMSF yönetimindeki şirket sayısının beşte biri 2025’te eklenmiştir. Şimdi bunlara TELE1 de katılmış durumdadır. İktidar böylece medya sahipliğini sürekli olarak daha yandaş yayın yapanlara geçirmekte, hatta Ciner-Can holdingleri örneğinde görüldüğü gibi bazı medya holdingleriyle pinpon topu gibi oynamakta, özel sektörde de sermaye şirketlerinin çok daha kendinden yana (veya bizzat siyasetçi-sermayedarların hakim ortak olduğu) sermaye gruplarına doğru el değiştirmesi için elinden geleni yapmaktadır. Bunu TMSF ile veya onsuz yapmaktadır. Ama TMSF artık belirgin biçimde öne çıkarılmıştır, 40 bin civarında personeli ve 500 milyar TL’ye yakın bir aktif büyüklüğüyle Türkiye’nin en büyük holdingleri ve medya devleri arasına katılmıştır. Bu da bize, AKP devletinin özellikle 2016 sonrasında TMSF aracılığıyla özel sermaye içi ilişkilerde ve sermaye-devlet-sermaye zincirindeki şirket/sermaye/servet transferlerinde iyice belirleyici olmaya başladığını göstermektedir.
Siyasal İslamcı hareket yeni bir dinci-dikta rejimi inşası peşindedir ve bunun için arkasına/yanına aldığı sermaye gruplarıyla birlikte sermayeyi yeniden yapılandırmaya girişmektedir. Bunu ne kadar başarabileceği ise hayli şüphelidir. Türkiye kapitalizminin gelişmişlik düzeyinde böylesine dar bir İslamcı kliğin uzun erimde bu kadar iddialı bir hedefte başarılı olabilmesinin ve bu kadar büyük bir güç yoğunlaşmasını uzun süre taşıyabilmesinin kalıcılığı düşünülemez.
Hal böyleyken, gelişmeler kısa-orta erimde sermayenin bir bölümünün kaygılarını derinleştirecek gibi gözükmektedir. Buna ekonomideki gidişattan olumsuz etkilenen sermaye çevrelerini de eklemek gerekir. Bu kaygılı sermaye sahiplerinin iktidarla ilişkileri ya tam biat biçimine dönüşmekte ya da iktidarın uzanamayacağı yerlere kaçış varyantları üzerinden yeni gelecek planlarına yansımaktadır. Bunun, Türkiye’nin sermaye sınıfının ve kapitalist ilişkilerin ulaştığı düzey bakımından pek öyle geçiştirilecek ve zamana bırakılacak bir tarafı kalmamıştır. Herkes safını daha net belirleyecektir. Aslında tüm yıpranmışlığına rağmen hâlâ önemli bir seçmen desteğini arkasına almakla birlikte, bu iktidarın genel oy sistemine yaslanarak ömrünü uzatması şansı azalmıştır. Bu yüzden hem yeni ittifaklar (DEM ve kendisinden kopmuş dinci-sağ hareketlerle) peşindedir hem de meşruiyetini emperyalist desteklerde, dış politika tavizlerinde, yeraltı kaynaklarını peşkeş çekmekte arar durumdadır. Tam da bu nedenle içerde devlet şiddetinin dozunu arttırma ihtiyacı içindedir. Buna, suç dosyası çok kabarık kriminel bir iktidar olmanın, hesap vermekten sürekli kaçmak zorunda olmanın ihtiyaçları da eklenirse niçin bu tür bir iktidarın olağan bir siyasi münavebeye razı olmayacağı ve sopalı rejimden vazgeçemeyeceği daha iyi anlaşılır.
İktidarın bu saldırılarını “gündem değiştirmek veya ülkenin gerçek gündemini (ekonomik eşitsizliklerin tahammül edilemez boyuta ulaşması kastediliyor) saptırmak için yaptığını” papağan gibi tekrarlayarak muhalefet yaptıklarını sananlara da bir çift sözümüz olsun: İktidarın bu operasyonları, kendi gündeminin tam merkezindedir. Bu nedenle durmayacaktır ve duramaz da. Halkın haber alma hakkının kısıtlanması/yok edilmesi de her zaman bu tür faşizan rejimlerin olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla medya saldırıları da durmayacaktır. Tekrar etmek pahasına, iktidarın gerçek gündemi, kendi dinci-despotik rejimini rıza ile olmuyorsa zorla, yargı, TMSF ve kolluk sopasıyla yerleştirmektir. Başaramamasını sağlamak için önce bunun doğru okunması gerekir.
Öte yandan, sermayenin bir bölümü kaçış planları yapıyor olabilir ama emekçilerin kaçacak yeri yoktur. TELE1 emekçileri ve diğer kapatılan/devredilen medyanın çalışanları için de olmadığı gibi. Onlar giderek büyüyen işsiz medya emekçileri saflarına katılacaklardır. İktidar, üzerine ısmarlama elbise gibi oturan şeylerin, örneğin Cumhuriyet tarihinin gördüğü en sistematik ve kapsamlı yolsuzluk ekonomisini yaratmanın ve bir Amerikan casusluk teşkilatı olan FETÖ’yle iktidarı ve Kozmik Oda dahil tüm devlet sırlarını paylaşmanın hesabını veremezken, siyasi rakiplerini ve eleştirel medya mensuplarını yolsuzlukla ve casuslukla suçlamaya yeltenebiliyorsa, bu tam da 20. yüzyıl faşizmleri tarihinde bolca örneği bulunan yöntemlerdendir.
***
İşte THTM’nin tüm Cumhuriyetçilere çağrıda bulunarak 26 Ekim’de çeşitli illerde yürüyüşler, toplantılar, konserler, şölenler biçimleri altında coşkulu ve kapsamlı Cumhuriyet etkinlikleri düzenlemesi tam da böyle bir konjonktüre denk gelmiştir. İktidarın saldırıları karşısında kitlelerin dayanışmasını sağlamak ve moral üstünlüğünü korumak için harekete geçilmiş ve 26 Ekim’de THTM yerellikleri Ankara Dikmen’de Cumhuriyet yürüyüşü ve Cumhuriyet Şöleni, İstanbul Beşiktaş-Dolmabahçe’de, Antalya’da, Eskişehir’de, İzmir Bornova’da Cumhuriyet yürüyüşleri, Bodrum’da Cumhuriyet ve Laiklik etkinliği düzenlemişlerdir. Bu arada 28 Ekim’de Çanakkale’de, 31 Ekim’de Milas’ta THTM temsilcilikleri Cumhuriyet konulu kapalı salon toplantıları düzenlemektedir. Ama şimdiden, 26 Ekim itibariyle bu kadar yaygın ve başarılı bir eylem gücünü tüm topluma göstermesi bakımından THTM’nin yeni bir eşiği aştığını rahatlıkla iddia edebiliriz. Bundan böyle THTM daha büyük özgüvenle daha büyük başarılar için çalışacak ve örgütlenecektir.
THTM, devrimci Cumhuriyet çizgisinin tarihi kökenlerini, devrimci ilke ve kazanımlarını sahiplenirken onu çok daha ileriye götürmek, bir daha yıkılmamak üzere aşmak hedefindedir. Bu hedefe varmak için emekçilerin Cumhuriyeti sahiplenmesi gerekir. Bunun için de emekçilerin söz sahibi olacağı bir yeni Cumhuriyetin hedeflenmesi şarttır.
Cumhuriyet düşmanı gerici bir dikta rejiminin defterini dürmek, Cumhuriyetçilerin Birliğinin ilk işi olacaktır. Bunun için en geniş Cumhuriyetçiler cephesi kurulmak zorundadır.
THTM ve TELE1 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2025-10-28 01:59:35 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku





