iustitia.bg 
Yurtseverlik, bir sınav olarak Türkiye solunun karşısına bir kez daha çıkıyor; faşizme karşı mücadelenin seyrini de başarılı olup olmayacağını da belirleyen asıl faktör bu sınavın nasıl verileceği olacak.
Radikal sağın/faşizmin yeni bir veçheyle yeniden yükselişinin küresel bir olgu olduğunu biliyoruz artık. ABD’de Trump’tan Hindistan’da Modi’ye ve İtalya’da Meloni’ye, hâlâ iktidarda olanlarıyla, Brezilya’da Bolsonaro’dan Macaristan’da Orban’a, iktidardan düşmüş olanlara uzanan geniş bir hat var karşımızda. Üstelik Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Birlik ve İngiltere’de UK Reform, iktidara çok yakın yeni radikal sağ partiler olarak bu yükseliş manzarasının tam göbeğinde yer alıyorlar.
Bu isimler ve partiler klasik faşizmin mirasından teorik ve pratik çok fazla şey almışlarsa da kimi noktalarda ondan farklılaşıyorlar. Bu partilerin hepsi klasik faşizmde olduğu gibi ırkçı, antikomünist, güce, otoriteye ve lider kültüne tapan bir karakter sergiliyorlar ama 2. Dünya Savaşı’nda alınan ağır yenilgiyle ve faşizmin itibarının yerle bir edilmesiyle birlikte, benzerliğin buraya kadar olduğunu söyleyebiliyoruz. Günümüz radikal sağ iktidarları, diğer siyasi partileri ve parlamentoyu kapatmak, anayasayı askıya almak, seçimleri iptal etmek, resmi bir diktatörlük kurmak gibi işlere resmen kalkışamıyor, “faşizme heves etmek”le birlikte, o hevesi dört başı mamur bir şekilde hayata geçiremiyorlar.
Aynı şekilde günümüz radikal sağının/faşizminin üzerinde yükseldiği zemin ne antikomünizm ne de antisemitizm. Komünizm şu an için gerçek bir tehdit olarak görülmüyor ve Trumpgiller Demokratları bile komünistlikle itham etse de ortada komünizm diye bir tehdit olmadığını onlar da gayet iyi biliyor. Öte yandan İsrail’in çoktan Batı’nın yaramaz çocuğu haline gelmesiyle birlikte, antisemitizm de radikal sağın söyleminin merkezinde artık yer almıyor, bilakis “Yahudi-Hristiyan medeniyeti” söylemi beyaz üstünlükçülüğünün ve ırkçılığın, dolayısıyla da yeni radikal sağın söylemsel zeminini oluşturuyor.
Bugünün radikal sağı da tıpkı Nazizm gibi kapitalizmin krizine, özellikle halen etkilerini sürdüren 2008 krizine bir tepki olarak yükseliyor. 2008 krizini ise daha geniş bir perspektife, yaklaşık 50 yıldır devam eden neoliberal politikalara, Batılı elitlerin emek düşmanı politikalarına bağlamak gerekiyor. Refah devletinin sonu ve sosyal devletin çözülüşü, yoksullaşan ve güvencesizleşen kitleleri radikal bir emek hareketinin ve devrimci bir solun yokluğunda kolaylıkla radikal sağa yöneltiyor. Sınıfsal öfke, faşizm tarafından manipüle edilerek faşizmin kurucu hissiyatı olan hınca evriltiliyor, bu hınç ise kendisini esas olarak yine günümüze dair bir olgu olan göç meselesi üzerinden var ediyor.
Neoliberal küreselleşmenin en önemli sonuçlarından biri bir yandan dünyanın merkez ülkelerinde diğer yandan da çevre ülkelerde gelir dağılımının alt üst edilmesi oldu. Öte yandan Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkeler emperyalizm tarafından yıkıldılar, Afrika ülkelerinde ise yoksulluk çok daha derinleşti. Bir köşe yazısının sınırları içerisinde ve olanca basitleştirerek söyleyecek olursak, yoksullaşan çevreden yoksullaşan merkeze yönelik kitlesel göç, faşist manipülasyonun üzerinde yükseldiği zemini oluşturdu ve düzene, kapitalizme yönelmesi gereken öfke, göçmenlere yönelik hınca dönüştürüldü. Günümüz faşizminin/radikal sağının ayırt edici unsuru tam olarak budur: Göç ve göçmenlere yönelik manipüle edilmiş sınıfsal öfke.
Klasik faşizmin bu topraklardaki mümessili başından beri MHP ve ülkücü hareket olagelmiştir; ancak dünyadaki eğilimlere uygun bir şekilde son yıllarda Türkiye’de de yeni bir radikal sağın, yeni bir faşist akımın şekillenmekte ve güçlenmekte olduğunu görebiliyoruz. Bizde de bu olgunun arkasında dünyadakine paralel bir şekilde neoliberalizm ve göç bulunuyor; ekonomik kriz ve göç yeni radikal sağın ortaya çıkışını sağlayan faktörler olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de özellikle son yıllarda derinleşen ekonomik krize, şimdilerde durulmuş olsa da özellikle Suriye kaynaklı yoğun bir göçün eşlik etmişti. Krizin gerisindeki yapısal dinamikleri ve düzenin bekası adına planlı, programlı bir şekilde yoksullaştırıldıklarını göremeyen kitlelerin, bunun faturasını kolaylıkla göçmenlere kesebilmeleri artık neredeyse evrensel bir olgu haline dönüşmüş bulunuyor. Türkiye’de enflasyon ve işsizlik artıp yoksulluk ve sefalet derinleştikçe, kendilerine devrimci bir alternatif sunulamayan kitlelerin, özellikle de gençlerin, hızla yeni faşizmin tabanını oluşturduklarını, ırkçı ve nihilist bir milliyetçilikle göçmen düşmanlığının bu tabanın şekillenmesine damgasını vurduğunu söyleyebiliyoruz.
Bu esnada tarih de yeni bir revizyonist okumaya maruz bırakılıyor ve örneğin İttihatçılar Abdülhamid zulmüne karşı direnen ve 1908’i yapan devrimciler olarak değil, 1915 kıyımını yapan Türkçüler olarak yeniden keşfediliyor, Enver’den, Talat’tan, Cemal’den yeni kahramanlar yaratılıyor. Benzer bir şekilde Mustafa Kemal de saltanat karşıtı, devrimci, antiemperyalist, aydınlanmacı bir figür olarak değil, sadece Türkçülüğüyle temayüz eden bir figür olarak yeniden inşa ediliyor. O esnada, aslında Cumhuriyet ve Mustafa Kemal düşmanı olan ve geçen haftadaki yazıda anlattığımız Atsız’ın hayaleti trajikomik bir şekilde “Türk’üz, Türkçüyüz, Atatürkçüyüz” sloganları eşliğinde bugüne davet ediliyor ve fikirleri günümüz faşizminin tarihsel ideoloğu olarak yeniden tedavüle sokuluyor.
Radikal sağın/faşizmin bu yeni sürümünün kısmen İYİP’te ama esas olarak Zafer Partisi’nde örgütlendiğini, öte yandan yine küresel eğilimlere uygun bir şekilde “çevrimiçi” bir karakter taşıdığını, yani kendisini daha çok internette var ettiğini biliyoruz. Klasik ülkücülükten ayırt edebilmek için çoğu kez “seküler milliyetçilik” olarak adlandırılan bu yeni sürüm, AKP-MHP ikilisinin “yeni Türkiye”sine bir tepki olarak şekillendiği için sahiden de “seküler” bir karakter taşıyor ama bu sekülarizm siyasal İslam karşıtı ya da aydınlanmacı değil, gerici ve faşizan bir görünüm arz ediyor. Göçmenlerin çoğunluğunu Arapların oluşturması yüzünden Araplara karşı duyulan hınçta somutlaşan bu “seküler milliyetçilik”, siyasal İslam’ın Türkiye’deki köklerini, Türkiye’nin düzeniyle gericilik arasındaki bağlantıyı, siyasal İslam’ı bizzat Türkiye kapitalizminin çağırdığını ve işbaşına getirdiğini anlayamıyor ve bunun üzerinden bir siyasal pozisyon alamıyor.
Öte yandan, göçmen düşmanlığı üzerine temellenmesine rağmen özellikle son bir buçuk, iki yıldır, bu düşmanlığın yeni faşizmin söylem ve pratiğinin merkezinden uzaklaştırıldığı, yerini Kürt düşmanlığının aldığı görülebiliyor. Bunun ise çeşitli nedenleri bulunuyor: Suriye’de Esad yönetiminin düşmesi ve yeni-Osmanlıcılığa uygun bir şekilde Suriye’nin Türkiye’nin “lebensraum”una/yaşam sahasına dâhil edilmesi, seküler de olsa milliyetçilik tarafından olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Esad’ın gidişiyle birlikte Suriyelilerin bir kısmının evine dönmesi, devletin Türkiye’deki göçmen karşıtlığı üzerinden yapılacak siyasete belli sınırlar koyması, göçmenlerin izole bir hayat sürecek şekilde iskân edilmesi, Ümit Özdağ’ın bir süreliğine cezaevine konulması gibi faktörlerle birlikte “Suriyeliler” söylemi geri çekilirken, bu söylem yerini çözüm süreci üzerinden Kürt düşmanlığına bırakıyor, sürecin zemin düzleyicisi rolünü MHP lideri Bahçeli’nin üstlenmesi ise “alternatif” bir milliyetçiliğin güçlenmesi için çok daha elverişli bir iklim sunuyor.
Faşizmin bu yeni sürümünün son günlerde yeni bir taktiği benimsediğini görüyoruz. “Sivil toplum” alanına kadınlar üzerinden müdahaleyi amaçlayan bu taktik, ülkücü milliyetçiliğin taktiklerinden ve mücadele yöntemlerinden çok net bir şekilde ayrışıyor. Kendilerine “İstiklal Kadınları Hareketi” adını veren ve Zafer Partisi’yle bağlantıları herkesin malumu olan bu hareket, geçmişten farklı olarak, solun olanca zayıflığına rağmen halen hegemonyasının devam ettiği çeşitli alanlara müdahil olmaya, o alanlarda görünür hale gelerek bir tür “gasp siyaseti” izlemeye ve böylelikle solun hegemonyasını yıkmaya, bunu yaparken de kendisini siyaset üstü göstermeye çalışıyor.
Kadın hareketi, çevre hareketi, emek hareketi ve solun hegemonik mekanlarından biri olan ODTÜ…
Önce 8 Mart eylemlerinde karşımıza çıkıyorlar, ardından Akbelen ve Giresun’daki maden karşıtı eylemlerde boy gösteriyorlar, ardından Ankara’daki madenci direnişini, 1 Mayıs’ta da TKP’nin Kartal’daki mitingini provoke etmeye çalışıyorlar. Asıl büyük provokasyon ise ODTÜ’de geliyor: İlkay Akkaya’yı protesto adı altında ve bayrağın arkasına saklanarak yapmaya çalıştıkları şey, aslında devrim yürüyüşü diye bilinen ve yıllardır geleneksel olarak devam eden anmaya yönelik bir provokasyon girişimi. Provokasyonu yapmak için seçtikleri günün 6 Mayıs’a, yani Denizlerin idam edildiği güne denk gelmesi de neyin ne olduğunu açıkça gösteriyor.
Tüm bunları yaparken “sağ-sol bitti” deseler ve siyaset üstü görünmeye çalışsalar da söylemleri ve kullandıkları dil, asıl niyetlerini gizlemelerini engelliyor. Sonradan, muhtemelen kuklacılarından aldıkları talimatla silseler de sosyal medya hesaplarından Sovyetler’in Nazileri yendiği gün olan 9 Mayıs’ta yaptıkları paylaşım, sola olan düşmanlıklarını da faşist karakterlerini de kesin bir şekilde ortaya koyuyor; velhasıl, “sağ-sol bitti” demenin kendisi bizzat faşizmin bu yeni sürümünün propagandasını yapmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Şu çok net: Bu yeni sürüm, Türkiye siyasetinin doğasına uygun bir şekilde, çoktan devşirilmiş durumda ve bundan sonra yapıp edecekleri her şey, kendilerini devşirenlerin Türkiye’nin geleceğine dair planlarıyla örtüşecek. Muhalefetin üzerine daha çok salınacaklar, daha çok provokasyon yapacaklar, kuklacılarına daha çok hizmet edecekler.
Bunun karşısında yapılacak şey elbette ki sağcılıkla sağcılık, milliyetçilikle milliyetçilik yarıştırmak olamaz, olmayacaktır. Bu gasp siyasetiyle ancak sermaye düzenini hedefe yerleştirerek, memleketin fabrikasına, ormanına, madenine, deresine, denizine daha sıkı sarılarak, bu topraklarla daha fazla tutunarak, işçi sınıfının ve emekçi halkın bu memleketin asli sahibi olduğunu göstererek, bağımsız bir Türkiye’yi, aydınlık bir Türkiye’yi, halkın yönettiği bir Türkiye’yi savunarak mücadele edilebilir.
Yurtseverlik, bir sınav olarak Türkiye solunun karşısına bir kez daha çıkıyor; faşizme karşı mücadelenin seyrini de başarılı olup olmayacağını da belirleyen asıl faktör bu sınavın nasıl verileceği olacak.
Yeniden faşizm, yeniden yurtseverlik 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-05-12 22:12:00 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku





