iustitia.bg
“Küba Gerçeği”, 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba’da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği’nde çıkan makaleler, artık soL’da paylaşılıyor.Küba Gerçeği Dosyasında bugün, Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla’nın, 28 ve 29 Ekim tarihlerinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda görüşülecek olan “ABD tarafından Küba’ya uygulanan ekonomik, ticari ve mali ablukaya son verilmesi zorunluluğu” başlıklı karar tasarısına ilişkin 23 Ekim’de yaptığı basın açıklaması metnini paylaşıyoruz.
Katılımınız için çok teşekkür ederim. Sizleri bu kadar kısa bir süre içinde toplantıya çağırdığım için özür diliyorum; ancak halkımızla ve uluslararası toplumla, 28 ve 29 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumlarında görüşülecek olan “Küba’ya karşı Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan ekonomik, ticari ve mali ablukaya son verilmesinin zorunluluğu” başlıklı karar tasarısına ilişkin önemli bilgileri paylaşmak istiyoruz. Bu oturum, Birleşmiş Milletler’in ve uluslararası toplumun en temsili ve en demokratik organında, uluslararası toplumun neredeyse oybirliğiyle -ezici bir çoğunlukla- Küba’ya uygulanan ablukaya son verilmesi yönündeki çağrısının bir kez daha kabul edilmesi için bir fırsat olacaktır. Oturum, uluslararası ölçekte, BM Genel Kurulu’nun on yıllardır reddettiği ekonomik saldırganlığın güçlendiği bir dönemde gerçekleşecektir. ABD hükümeti bu bağlamda son derece saldırgan, baskıcı ve hatta en yakın ortaklarına ya da müttefiklerine karşı dahi tehditkâr bir dış politika izlemektedir.
ABD hükümetinin, özellikle Latin Amerika ve Avrupa’daki çeşitli ülkeler üzerinde baskı kurmak, onları geleneksel ve tarihsel tutumlarını —yani ablukaya karşı olan ve Küba lehine oylayan tutumlarını— değiştirmeye zorlamak amacıyla tehditkâr ve yanıltıcı bir şekilde baskı uyguladığına dair güvenilir bilgilerimiz vardır.
ABD hükümeti bu aşırı baskı politikasını —olağanüstü boyutlarda, tamamen alışılmadık, belki de bu konu bağlamında şimdiye dek eşi benzeri görülmemiş ölçekte dünya çağında yürütülen bir uygulamayı— bir diplomatik seferberlikle birleştirmektedir. Bu seferberlik, yalnızca Küba’nın imajını çarpıtmakla kalmayıp, diğer ülkeler üzerinde de kendi ulusal tutumlarını değiştirmeleri yönünde baskı oluşturmayı hedefleyen iftira dolu, yalanlarla örülü bir dezenformasyon kampanyasıyla desteklenmektedir. Böylece bir dezenformasyon ve kafa karışıklığı ortamı yaratmayı, umutsuzluk ve moral bozukluğu oluşturmayı, Birleşmiş Milletler üye devletlerinde güvensizlik ya da korku duygusu yaratmayı amaçlamaktadır.
Şu anda olağanüstü bir yoğunlukla sürdürülen ve son iki hafta içinde tırmanışa geçen bu kampanyaya dair inkâr edilemez kanıtlar sunacağım. Hatırlayacaksınız, Reuters haber ajansının geçtiği bir telgraf, bir şekilde eriştiği ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine dayanarak, Bakanlığın çeşitli hükümetleri baskı altına almak ve açıklamalarını ya da Genel Kurul’daki oy tercihlerini değiştirmek üzere uyguladığı aktif stratejiyi ifşa ettiği belirtilmişti. Bu, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hükümetlere gönderdiği yazışmaların bazı bölümlerini de içeren zamanında yapılmış bir ifşaydı.
Reuters’ın tam metne erişip erişmediğini bilmiyorum; ancak ben metni şu anda elimde tutuyorum. Bu, devletlerin egemenliğine ve bağımsız hükümetlere saygısızlık eden, yalanlarla, iftiralarla dolu, tehditkâr bir yazıdır. Eğer ülkeler Küba lehine oy vermeye devam ederlerse, kaba tehditler ve baskılar içermektedir. Ve gerçekten çok ilginç bir yapısı var. Sahtekâr, yalana dayalı, yüzsüz bir yaklaşımı var. Öyle ki belgede yer alan alt başlıklardan biri “Küba rejimi desteğinizi hak etmiyor” ifadesi taşıyor ve yıllardır —bazı ülkeler için 30 yılı aşkın bir süredir— tutarlı ve kararlı bir şekilde ablukaya son verilmesi, uluslararası hukukun yeniden tesis edilmesi ve ilgili sözleşmede tanımlanan soykırım suçunun sona erdirilmesi yönünde oy veren hükümetlere hitap ediyor. Bu hükümetler, BM üye devletlerinin ezici çoğunluğunu oluşturmakta ve aynı zamanda Amerikan vatandaşlarının büyük çoğunluğunun düşünce ve tavrını yansıtmaktadır. Ki zaten bu vatandaşlar, ABD’nin bu baskı ve tehdit girişimlerde görev alan temsilci ve diplomatlarının maaşlarını vergileriyle ödeyen kişilerdir. Aynı şekilde bu tutum, ABD’de yaşayan Kübalıların da çoğunluğunun görüşünü yansıtıyor; ki onlar da bu düşmanca ve saldırgan abluka politikasının mağdurlarıdır.
İkinci bir yaklaşım ise, bilgisizliği yansıtan, beceriksiz bir Soğuk Savaş dili. Hükümetlerle ciddiyetle tartışma gereği duymuyorlar; belli ki kaba baskı ve tehditlerin yeterli olacağını düşünüyorlar. Belgeyi okudukça anlıyorum ki aslında kimseyi gerçekten ikna etmeyi değil, sindirmeyi, baskı kurmayı hedefliyorlar.
Şöyle diyorlar: “Küba ekonomisindeki sorunların nedeni abluka değildir.” Ben ise bunu verilerle açık ve kesin biçimde kanıtladım ve yeniden kanıtlamaya da hazırım. Bu konuda tartışmaya hazırız; Kübalı uzmanlar, ekonomimiz konusunda uzman kişiler de buna hazır: evet, abluka ekonomimizdeki sorunların başlıca nedenidir ve kalkınmamızın önündeki en büyük engeldir.
Üçüncü iddia ise şu: “Küba’daki insan hakları ihlalleri her zamankinden daha büyük boyutta.” Bunu söyleyen ülke, Filistin’de işlenen soykırımın artık neredeyse suç ortağı değil, doğrudan faili konumundadır; başka ülkelerdeki korkunç insan hakları ihlallerine imza atmıştır; özellikle düşük gelirli insanlar ve azınlıklar söz konusu olduğunda, kendi ülkesinde de kitlesel, apaçık ve sistematik insan hakları ihlalleri sergilemektedir. Büyük toplumsal gösterilerde bu durum açıkça görülmüştür. Yine, sosyal politika ve sağlık alanındaki kesintilere karşı protestolar nedeniyle hükümeti adeta “karartmaya” gitmiş, işleyemez hale gelmiştir. Aynı zamanda bugün acımasız bir göçmen karşıtı, baskıcı ve ırkçı politika yürüten bir ülkeden söz ediyoruz. Dahası, Venezuela’yı ve Bizim Amerika diye adlandırdığımız Latin Amerika’yı tehdit eden askeri operasyonlar kapsamında, sistematik ve tekrarlayan şekilde keyfi infazlar gerçekleştiren bir ülkedir.
Ama bu belgenin en gülünç ve en sahtekârca bölümü son bölümdür. Şöyle deniliyor: “Küba uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturuyor.” Bu bir alay konusu gibidir, şaka yapıyor olmalılar. Eğer Dışişlerimiz böyle bir belge alsaydı, haklı olarak bundan alınırdı. Şöyle söylerdik: Aklımıza saygı duyun, ciddiyetimize saygı gösterin. Utanç verici şekilde yalan ve iftira dolu mesajlar bunlar.
Dışişleri Bakanlığımızın 11 Ekim tarihli açıklaması açık ve netti; oradaki her ifadenin ve her kelimenin altını burada yeniden çiziyorum. Bizim Amerikamızın tüm devlet ve hükümet başkanları tarafından Latin Amerika ve Karayipler’in “Barış Bölgesi” bildirgesi, başkentinde imzalanmış olan Küba’yı suçlamak; barış ülkesi olan, saldırılara maruz kalmış, hatta ABD’nin doğrudan saldırılarına uğramış bir ülkemizi suçlamak olağanüstü bir iki yüzlülüktür.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Bakanının ve kimi müsteşarlarının yaptıkları şey diplomasi değildir. Bu, kimsenin inanmadığı ve inanmayacağı argümanlarla yürütülen baskı girişimidir. Amaç, 28 Ekim günü boyunca ve 29 Ekim sabahının bir bölümünde gerçekleşecek tartışmayı saptırmaya yöneliktir. Konuyu saptırmak, başkalarını suçlamak, başkalarına baskı yapmak, asıl meseleden —yani ABD hükümetinin bir süper gücün tüm gücüyle küçük, onurlu, çalışkan, dayanışmacı ve barışçıl bir halka karşı uyguladığı zulümden— dikkatleri uzaklaştırmaktır. Uluslararası toplumun, Küba halkının insan haklarını ağır şekilde ihlal eden ablukaya odaklanmasını engelleme çabasıdır.
Suçu gizlemeye, halkımıza bugün mahrumiyetler, acılar, zorluklar, sıkıntılar yaşatan gerçeğin üzerini örtmeye çalışıyorlar; sizlerin de her gün bizlerle paylaştığınız sıkıntılar bunlar. Halkımızın elektrik kesintilerinin ve enerji sistemindeki kırılganlığın ardında ABD’nin yakıt tedarikini hedef alan yaptırımları ve üçüncü ülkelere uyguladığı yasakların bulunduğunu söylemesini engellemeye çalışıyorlar. Birkaç hafta önce, söylediğim gibi, Küba ile olumlu ilişkilere sahip bir ülkenin hükümeti ve bir uluslararası şirket, en büyük üç termik santralimizden birini onarmak için gerekli yedek parçaları veya teknik yardımı sağlamayı reddetti. Yine yakıt taşıyan denizcilik şirketlerine, sigorta ve reasürans şirketlerine karşı yürütülen baskılar…
Uluslararası toplumun, ailelerimize acı çektirmeyi hedefleyerek, kasıtlı biçimde şiddetlendirilmiş bu ablukanın olağanüstü insani sonuçları ve yarattığı yıkıcı etkileri bir kez daha kınamasını önlemeye çalışıyorlar. Bu tür duman perdelerinin ardına saklanıyorlar; ama kimse bunlara inanmıyor.
Bu belge, ABD hükümeti tarafından pek çok başkente dağıtıldı. Amacı gerçeği çarpıtmak, bahane üretmek; ama esas olarak, tekrar ediyorum, gözdağı vermektir. Fakat 8 Ekim’de dolaşıma soktukları belge yeterli gelmemiş olmalı; zira sonuç vermedi, kimse inanmadı, kimse korkmadı. Bu yüzden 17 Ekim’de aynı belgenin yeni bir “dozunu” yayınladılar. 8 Ekim tarihli belgede, örneğin şu vahim ifadeler yer alıyor: “Küba bu tartışmayı ve bu kararı bir silah olarak kullanıyor.” Bununla ne demek istiyorlar? Birleşmiş Milletler yüzlerce karar alıyor ve kimse bunları “silah” olarak görmüyor. ABD hükümeti ise kendi politikalarının BM kararlarıyla desteklenmesi için yoğun çaba gösteriyor ama çoğu zaman başarısız oluyor.
Ayrıca belgede “Küba rejiminin uluslararası toplumun desteğine sahip olduğuna dair kanıt var” deniliyor. Ne büyük keşif! Ama yine de bu itiraf dikkat çekici. Bana Bay Mallory’nin, “Küba hükümeti halkın çoğunluğunun desteğine sahip” dediği günleri hatırlatıyor. Yani Amerikalılar diyor ki, tamam, kabul ediyoruz, neredeyse hepiniz ablukaya son verilmesini destekliyorsunuz.
17 Ekim’de yayımlanan —yani dokuz gün sonra— yeni “doz” bir diğer belgeyi burada elimde tutuyorum. Reuters burada mı? Sizde var mı? Güzel. Eğer ellinizde olsaydı, o zamanki gibi yayımlayabilirdiniz, değil mi? Neyse, bende var. Daha kısa ama daha sahtekâr ve daha tehditkâr bir metin. Bu belge, bağımsız ülkelerin isimlerini zikretme cüretini bile gösteriyor. Latin Amerika’daki ülkelerden bahsediyor örneğin. Bu gerçekten olacak iş değil. Bu şekilde dünya çapında bir belge dolaşıma sokmaları ve yalanlarını desteklemek için gülünç rakamlar vermeleri büyük bir saygısızlıktır.
Aynı belgede örneğin şöyle diyor —alıntı yapıyorum, İngilizceden çeviriyorum—: “Açıkça söylemek gerekirse, Küba’ya karşı hiçbir abluka yoktur.” Böyle yazıyor, belge burada işte, gösteriyorum: “Küba’ya karşı hiçbir abluka yoktur.” Ardından şu ifadeye yer veriliyor: “Küba’nın üçüncü ülkelerle ekonomik ilişki kurmasını engelleyen hiçbir şey yoktur.” Oysa Helms-Burton Yasası’nın 3. maddesi; Torricelli Yasası; sindirme ve gözdağı politikaları; ABD mahkemelerinde açılan davalar; ABD yasalarının keyfi biçimde diğer ülke ve kişilere dayatılması tam da bunun aksini gösteriyor. Gerçekten utanmazca bir yalan bu. Ve ardından soruyorlar: “Abluka nerede?” Aynı belgede böyle yazıyor. Ancak tekrar konuyu saptırarak, Küba’nın ABD için bir tehdit olduğu bahanesiyle Küba aleyhine oy verilmesi yönünde baskı yapıyorlar. Bu bir safsatadır, ama çok tehlikeli bir safsatadır; çünkü bu tür bahanelerle dünyanın farklı bölgelerinde pek çok ülkede başlayan saldırgan eylemler korkunç sonuçlar doğurmuştur; bugün de Karayiplerin güneyinde bütün bölgeyi tehdit eden bir askeri yığınak söz konusudur.
Belgede açıkça şöyle yazıyor, çeviriyorum: “Küba, uluslararası düzeyde barış ve güvenliği aktif olarak baltalamaktadır.” Bu, ciddiye alınamayacak bir iddiadır. Ve önceki belgede olduğu gibi doğrudan tehdit içeren ifadeler de mevcuttur: “Bu kararı reddetmeniz yönünde ısrar davet ediyoruz.”
Bunları sadece ABD’nin vergi mükelleflerinin maaşını ödediği yetkililer, Dışişleri Bakanı ya da bazı yardımcıları değil, aynı zamanda zehir saçan sosyal medya platformları, Küba karşıtı Kongre üyeleri de söylüyor. Sanki bu belgeleri hazırlayanlar Mallory’nin ünlü memorandumunu hiç okumamış gibiler. Sanki bugünkü Dışişleri Bakanı, Mallory’nin yeniden doğmuş hâli gibi.
Sanki ablukanın Küba’daki elektrik altyapısıyla, ulaşımla, iletişimle, su teminiyle, gıda üretimiyle, ilaç üretimiyle hiçbir ilgisi yokmuş gibi davranıyorlar. Bazı Küba karşıtı kongre üyeleri — Florida’dakiler gibi — öncelikli olarak ilgilenmeleri gereken meselelerle, yani ABD hükümetini yeniden açmaya, on binlerce kamu çalışanının maaş alamamasına, örneğin Amerikan halkının sağlık hakkı ve erişimine çözümler bulmaya çalışacaklarına Küba’ya yönelik ablukayla uğraşıyorlar.
Kendi seçmenleri olan göçmenlere, onların ailelerine, Kübalı, Latin Amerikalı, Karayipli vb. göçmenlere yönelik ağır baskılarla ilgilenmek yerine ablukayla meşguller. Yürüttükleri politikalarla göçe katkıda bulunup, ayrıcalık vaatleriyle onları ABD’ye çekip bunu siyasi bir araç olarak kullandıktan sonra bu insanlarla ilgilenmek yerine —ki bu insanlar hastanelerde, çocuklarını götürdükleri okullarda, alışverişe gittikleri marketlerde takip edilip kitlesel olarak sınır dışı ediliyorlar — onların tek derdi Küba ablukası.
Ayrıca birçok ülkeye tehditkâr mektuplar gönderdiler; bu mektuplarda söz konusu ülkelerin BM kararına ilişkin verecekleri oylar, ABD ile ilişkileri, ABD özel şirketleri ve Kuzey Amerika ekonomisiyle bağları, dış politika çıkarları, barış-güvenlik-bölgesel istikrar açısından ülke çıkarları ile ilişkilendiriliyor. Ticari tarifeler, vize uygulamaları gibi yaptırımlarla düpedüz şantaj yapılıyor. Yani gerçekten hakaretamiz mektuplar bunlar. Yanımda bu mektuplardan birini getirdim ve bazı parçalarını okuyacağım, çevirisini de yapacağım.
Küba’nın Avrupa’daki çatışmaya, Ukrayna savaşına dahil olduğu yönündeki büyük yalan: Diyorlar ki “Sayıları 20.000’e varan Küba vatandaşı asker olarak seferber edildi.” Herkes bunun yalan olduğunu biliyor.
Mektupta, karar lehine tutumlarını yineleyenlerin, Küba propagandasını meşrulaştıracaklarını; ABD’nin kendisine ve Batı Yarımküre’deki demokratik müttefiklerine zarar vereceklerini öne sürülüyor. Bu, 1962–63 yıllarından kalma bir mantıktır. Bu ülkeler “Moskova’nın en yakın askeri müttefiklerinden birini meşrulaştıracaklar” diyor. Bu oylama (Küba lehine oy kullanmak) ülkelerin, bölgenin ve hatta ABD’nin “ahlaki otoritesini zedeliyor” diyerek şu sözlerle bitiriyor: “Tamamen açık olacağım: ABD’nin müttefiki olmak, özgürlüğü ve Batı Yarımküre’deki ulusal güvenliği zayıflatan, aşındıran, tehdit eden güçlere karşı ABD’yi desteklemek anlamına gelir.” Müttefik olmak demek ABD’yi desteklemek zorundasınız demek.
Devamında şöyle diyor: “Eğer bunu yapmazsanız, Moskova ve Caracas’tan gelen otoriter saldırganlığın bölgesel ölçekte kolaylaştırıcısı hâline gelirsiniz ya da tüm Amerikan kıtasının istikrarını tehdit eden yasadışı ağların faaliyetlerine ortak olursunuz.” Burada neden söz ediliyor? Terörizmden, uyuşturucu kaçakçılığından. Yani, terörizmle uyuşturucu kaçakçılığını birbirine karıştırarak bölgeye yönelik askerî tehditleri meşrulaştıran aynı yalan üzerine inşa edilen söylemden bahsediyor.
Ardından devam ediyor: “Bu davranışı mazur göstermek ya da savunmak” —artık sadece savunmak değil, “mazur göstermek” bile— yani Birleşmiş Milletler’de oylamak gibi davranışlarda bulunmak “ortak güvenlik çıkarlarına zarar verir.”
Bu mektup bir devlet yetkilisine gönderilmiş durumda, yani herhangi bir kuruluşa değil; doğrudan dışişleri bakanlarına, devlet başkanlarına, büyükelçilere hitap eden bir mektup. Dolayısıyla bu büyük bir saygısızlıktır.
Mektup daha da devam ediyor: “Hükümetim her zaman demokratik ortaklarını desteklemiştir.” Ve bunu takiben tehdit geliyor: “Hükümetinize ısrarla çağrıda bulunuyorum” —İngilizcedeki I urge ifadesi İspanyolcadakinden çok daha sert bir tonda duyuluyor— “Hükümetinizin aynı netlik, hedeflere olan mutlak bağlılık ve etik kararlılığı göstererek söz konusu karara kararlılıkla karşı çıkmasını istiyorum.”
Sonra, bu acımasız topçu diplomasisi kampanyasında gördüğüm en doğrudan tehditle bitiriyorlar: “Bu mektupta ele alınan konunun son derece önemli olduğunu dikkate alarak gerekli ve uygun biçimde değerlendirme yapmanızı bekliyorum; ancak bunu yürürlükteki yasalar, yönetmelikler ve yasal yetkiler çerçevesinde yapmanızı rica ediyorum.” Bu cümlenin anlamı nedir? Bu cümle, eğer bu mektupta ısrarla talep edilen şeyi yapmazsanız, yaptırımlara maruz kalacaksınız anlamına gelir. Son cümlenin kastettiği tam olarak budur. Yani mektubu okuyun ve ciddiye alın, çünkü bu mektubun arkasından “yürürlükteki yasalar, yönetmelikler ve yasal yetkiler”e dayalı fiili yaptırımlar gelecektir diyor.
ABD Dışişleri Bakanı, bazı müsteşarlar ve çok sayıda ABD büyükelçisi şu anda yoğun ve agresif diplomatik faaliyet içindeler. BM merkezinde, Washington’da ve sayısız ülkenin başkentlerinde bu çabalar sürüyor. Özellikle Avrupa ve Latin Amerika üzerindeki baskılar son derece ağır ve olağanüstü derecede saygısızca. Öyle ki bazı özel elçilerden bile söz ediliyor.
ABD Dışişleri Bakanı’nın, önceliklerine—örneğin, Gazze’ye yönelik barış anlaşmasına rağmen İsrail’in sürdürdüğü bombardımanları engellemeye, sivillere verilen zararı durdurmaya ya da Gazze’ye insani yardımların girişine getirilen kısıtlanmalarını kaldırmaya, barış için çalışmaya, sözde Başkan Trump’a atfedilen Nobel için başka adaylar sunmaya, ya da ABD dış politikasının bu kritik andaki temel meseleleriyle ilgilenmeye — yoğunlaşmak yerine bu konuyla uğraşması şaşırtıcıdır.
Biz, bu olayların halkımız tarafından bilinmesinin ve uluslararası toplum tarafından da öğrenilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.
Şunu kendime soruyorum: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ve hükümetinin bu olağandışı telaşının nedeni ne olabilir? Eğer bu telaş, ablukadan kaynaklanan tam bir tecrit durumunun farkında olmalarından, dış politikalarının derin bir itibar kaybına uğradığını anlamalarından ve bir kez daha uluslararası toplum tarafından tam bir izolasyon, eleştiri ve ablukanın kaldırılması yönünde evrensel çağrı ile karşılaşacaklarından kaynaklanmıyorsa, başka nasıl açıklanabilir?
Bu telaş, ABD hükümetinin uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun ablukaya son verilmesi gerektiğine inandığını ve bunu anladığını yansıtmaktadır. 29 Ekim günü, yani 28’inde yapılacak tartışmaların ardından 29’unda sabah veya öğle saatlerinde gerçekleşecek oylamada bunun böyle olacağına ben kesin olarak inanıyorum.
Bunun halkların, uluslararası hukukun, Güney halklarının bir zaferi olacağına inanıyorum. Üye devletlerin ezici çoğunluğunun, bir kez daha, gerçeğin yanında ve gerçekle, adaletin yanında ve adaletle oy kullanacağına; ablukanın sona erdirilmesi için oy kullanacağına güvenim tamdır. Gerçeğin baskı, şantaj ve iftiraya galip geleceğine inanıyorum. Sonucun, insanlığın ABD hükümetinin politikalarına karşı zaferi olacağına eminim.
Uluslararası toplum, güçlü BM Genel Kurulu ABD hükümetinin ablukasına karşı. Eminim ki, ABD hükümeti, olsa olsa birkaç uydusuyla birlikte, oylamada izole kalacaktır. Bu, Küba Devrimi’nin ve Küba’nın büyük bir zaferi olacaktır, uluslararası yaşamın bu zorlu koşullarında iki kat kıymetli bir zafer.
Çok teşekkür ederim.
Konuşmacı: Bruno Rodríguez Parrilla
Yayınlandığı Yer: Cubahora
Yayın Tarihi: 23.10.2025
Çeviri: Can Seven
Gerçek, baskı, şantaj ve iftiraya galip gelecektir! IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2025-10-28 14:19:50 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku




