iustitia.bg
Bu yedi kadın, birbirinden farklı geçmişlere, sınıfsal konumlara, mesleklere ve yaşam koşullarına sahip: İçlerinde öğretmen olan, ev içi emeğe sıkıştırılan, düşük gelirle yaşayan, evlilik yoluyla göç etmiş, hastalıkla mücadele eden, yalnız çocuk büyüten kadınlar var. Bu kadınların kimi uzun yıllardır Hollanda’da, kimi birkaç yıl önce gelmiş, kimi yeni ayrılmış, kiminin yıllarca ev içi şiddet döngüsünde sesi kısılmış. Ancak hepsinin ortak noktası, yaşadıkları sistematik şiddetin devlet kurumları tarafından parçalara ayrılarak görünmez kılındığı bir düzende savunmasız bırakılmaları.
Hepsi bireysel olarak yaşadıklarını anlatırken aynı noktaya geldiler: “Beni koruyacak kimse yoktu”, “Defalarca anlattım ama kimse duymadı”, “Devlet bana ‘delil topla’ dedi”, “Kendimi şiddetten değil, kurumlardan korumaya çalıştım”. Bu cümlelerde yalnızca bireysel acıların değil devletin de kurumları ile birlikte şiddeti beslediği, desteklediği bir düzenden bahsettiler. Bu kadınlar, buna rağmen ses çıkarabilmiş ve kayıtlara geçebilmiş kadınlar. Pek çoğu daha en başında korku ve çaresizlikle vazgeçiyor.
İstatistiklerin gizleyemediği tablo: Şiddet Avrupa ortalamasının üzerinde
Hollanda, kadınlara yönelik şiddet oranında Avrupa ortalamasının yüzde 30 üzerinde. Bu fark tesadüf değil, ülkedeki şiddet politikalarının nasıl işlediğini anlamadan açıklanamayacak büyüklükte bir uçurum.
Erasmus Üniversitesi, Hollanda hükümeti ve EIGE verilerine göre Hollanda’da kadınların yüzde 45’i, yaşamlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor, yüzde 33’ü hayatlarının bir bölümünde partner şiddeti deneyimliyor, yüzde 32’si partnerlerinden tehdit, kontrol, aşağılama, psikolojik baskı görüyor. Yalnızca 2025’in ilk yarısında 66 bin ev içi şiddet ihbarı yapıldı.
Ve kadın cinayeti verileri:
- 2023: 125 cinayet – 41 kadın
- 2024: 120 cinayet – 44 kadın
Toplam cinayet sayısı giderek azalırken kadın cinayetlerinin artması, sistemsel bir soruna işaret ediyor: Kadınların öldürülmeden önceki uzun şiddet süreçleri, kurumların üç maymunu oynaması ve kurumların koordinasyon içinde hareket etmemeleri nedeni ile kaçınılmaz hale geliyor. Hollanda, kadına yönelik cinayetleri “femicide” olarak tanımlamıyor bu da şiddetin cinsiyete dayalı yapısını istatistiksel olarak görünmezleştiriyor. Kadın cinayetleri “genel cinayet”, “aile içi taşkınlık”, “bireysel trajedi” gibi kategorilere bölünüyor.
Bu parçalara ayırma, şiddeti hem devletten hem toplumdan uzaklaştırarak siyasi sorumluluğu görünmez kılıyor; şiddet partner şiddeti, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, ısrarlı takip gibi eylemler bağımsız suç kategorileri olmadığı için kadınların yaşadığı şiddet döngüsünün bütünlüğü sistem içinde eritiliyor ve birbirinden kopuk “küçük olaylar” olarak kaydediliyor.
Örneğin:
— Kapıda bekleme “rahatsızlık” olarak,
— Tehdit mesajları “tartışma” olarak,
— Ekonomik baskı “mali anlaşmazlık” olarak,
— Çocuğu manipüle etmek “ebeveyn iletişim sorunu” olarak,
— Takip “kanıtı olmayan iddia” olarak görülüyor.
Kadının yaşadığı devasa baskı, korku, tehdit, izolasyon ve şiddet döngüsü, devletin gözünde yalnızca dağıtılmış küçük notlar hâline geliyor. Bu nedenle kadınların birden fazla kez yaptığı başvurular bile sistemde birbirine bağlanmıyor. Bir kadın üç yıl boyunca onlarca kez başvurmuş olsa bile, devlet sistemi bunu “tekrarlayan şiddet” değil, “tekrarlayan bireysel olaylar” olarak kaydediyor. Bu parçalılık, kadınların maruz kaldığı şiddetin politik niteliğini görünmezleştiriyor; böylece sorun bireyselleştirilip düzen dışına itiliyor.
Görüştüğümüz kadınlardan biri Ece: On üç yıldır Hollanda’da yaşayan, iki çocuk annesi öğretmen Ece, ayrıldığı erkek arkadaşının üç yıl süren takibi, tehditleri ve gece kapısında beklemesi karşısında defalarca polise başvurmuş. Ece şöyle anlatıyor: “Kamera kaydı götürdüm, ‘yetersiz’ dediler. Mesaj gösterdim, ‘kanıt değil’ dediler. Komşular gördüler, şahitliklerini istedim; polis 1,5 yıl sonra geldi. Polis her defasında benden yeni ‘kanıtlar’ istedi; ama ilettiğim hiçbir şey yeterli sayılmadı. Devlet bana ‘Sen delil topla, kendini koru, biz sonra bakarız’ demiş oldu.” Fail hakkında yakalama kararı çıktı ancak kâğıt üzerinde kaldı: “Söyledikleri şuydu: ‘Herhangi bir kontrole denk gelirsek yakalarız.’ Yani aslında onu kimse aramıyordu.” Ece’nin üç yıl boyunca hissettiği şey: “Seni koruyamayız; ancak şiddet daha görünür hâle geldiğinde harekete geçebiliriz.” Ece’nin mücadelesi yalnızca faille değil, onu korumak için var olan bir sistemle “şiddetin gerçekten var olduğuna” dair uzun bir mücadeleye dönüşmüş.
Hanife, 10 yaşındaki kızıyla birlikte şiddet gördüğü evden çıkmaya zorlandığında kurumlar ona sığınma evine yerleştirileceğini söylemişler; ancak gerçekte hiçbir yer organize edilmemiş. “Evi terk ettiğimde, ‘yer yok’ dediler. Sonra beni madde bağımlılarının kaldığı evsiz sığınma evlerine gönderdiler.”
Hollanda İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler arasında ve sözleşmeye göre Kadın sığınma evlerinin toplam kapasitesi 1800 yatak olmalı; ama Hollanda’da bu sayı toplamda yalnızca 1000 civarı. Bu açık yüzünden yüzlerce kadın güvensiz evsiz sığınma evlerine yönlendiriliyor. Evsiz sığınma evleri kadınlar için yeni şiddet biçimlerinin açık kapıları hâline geliyor: Kontrolsüz giriş çıkışlar, tehditkâr ortamlar, güvenlik eksikliği… Bu bir tesadüf değil; aksine devletin tercih ettiği model. Böylece hem kadınlar birer istatistik olarak kalıyor hem de yasal olarak var olan haklarından mahrum bırakılıyorlar. Devlet “kapasitemden dolayı yerleştiremedim” diyerek güvence vermek yerine, kadını bulunduğu durum ile ilgili sosyal haklara tabi tutuyor. Her ne kadar kayıtlarda şiddete maruz kalmış gibi görünse de evsizlerin barınma sığınağına girdiği anda kadınlar oradaki kurallara tâbi kalıyor. Özellikle şiddete maruz kaldıkları süreçte hem dil bariyerinin olması hem yasal haklarını bilememeleri nedeniyle verilen her yardımı hakları o kadarmış gibi algılıyorlar hem de kurumlar arası bağlantının olmaması nedeniyle bir tarafın verdiği hak başka bir kurum tarafından gasp ediliyor. Ve sonunda ortada kalıyorlar. Hanife’ye evine giden polis “Buradan hemen çık, hayatın tehlikede” dediğinde Hanife kızını da alıp çıkıyor; onu sığınma evine yerleştirecek kurum ise “Demek ki kendi güvenceni sağlayabiliyorsun, kalacak yerin var ki evi terk edebiliyorsun” deyip yer bulamayacağını söylüyor. Orada başka bir mücadele başlıyor.
Bu durum göçmen kadınlarda daha trajik bir hâle geliyor. Hem dil engeli, sosyal izolasyon, ekonomik bağımlılık, failin manipülasyonu ve kurumsal yönlendirmelerin belirsizliği birleştiğinde şiddet döngüsü daha da derinleşiyor. Bir taraftan da göçmen kadınlar için süreç iki defa işliyor: İki farklı ülkede aynı anda yürüyen iki dava oluyor. Türkiye’den Hollanda’ya göç etmiş bir kadın boşanma, velayet, mal paylaşımı gibi konularda her iki ülkenin de medeni kanununa göre tekrar tekrar uğraşmak zorunda kalıyor. İki ayrı hukuk sistemiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Devran’ın hikâyesi bunun açık örneği. Eski eşi aynı konuda Türkiye’de üç farklı şehirde dava açmak zorunda kalıyor. Devran Hollanda’da çocuğunu korumaya çalışırken, Türkiye’de aynı konunun tamamen farklı yasal yorumlarla yeniden ele alınması şiddeti uluslararası bir yönüyle de gösteriyor. “Hollanda’da şimdi güvenliyim ama Türkiye’deki bir dava yüzünden havaalanında tutuklanabilirdim” diyen Devran, göçmen kadınların yaşadığı en ağır yüklerden biri olan çifte hukuk sisteminin şiddeti uluslararası bir baskıya dönüştürdüğünü anlatıyor.
Sığınma evi gerçeği: Kadınlar ya borçlandırılıyor ya sokağa atılıyor
Bu yazıdaki diğer dört kadın, Hollanda’daki şiddetin devlet mekanizmaları sayesinde çok katmanlı bir yapıya nasıl dönüştüğüne örnekler olarak karşımıza çıkıyor.
Ayla’nın eşi uzun yıllar gizlice kumar oynamış. Ayla da eşinin imzalattığı belgelerin borç kağıtları olduğunu bilmeden imzalamış. Yazıları anlamadığını, imzalamak istemediğini söylediği zaman evde kavga ve şiddetle karşılaşmış. Yıllar süren kavgalardan sonra polis olaya müdahale etmiş ve Ayla’yı kadın sığınma evine yerleştirmiştir. Ancak yine dikkat çekici olan, şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılmaması ve mağdurun evinden çıkarılması olmuştur. Sığınmaya geldikten sonra Ayla, evlilik süresince oluşan 120 bin avro tutarındaki kumar borcunun kendi adına geçtiğini öğrenmiştir. Borçlar evlilik birliği içinde yapıldığı için müşterek borç kabul edilmiştir. Ayla’nın şiddet mağduru olduğu için aldığı devlet yardımı bile borçlara yönlendirilmiştir. Şu anda belediye, borcu yapılandırmak için maaşından sadece geçimine yetecek bir miktar bırakmaktadır ve borç bitmeden konut başvurusu yapamamaktadır. “Şiddetten kaçtım ama devlet beni borca bağladı.” demektedir.
Filiz’in kocası onu ölümle tehdit ederken devlet kurumları bu sistematik şiddeten dolayı konuşma güçlüğü ile tepki veren çocuğun elinden alınacağını söylemişlerdir. Filiz’in çocuğu travma nedeniyle ağlayarak dokunmaya bile tahammül edemiyordu; ancak kurumlar bunu “aile içi uyum sorunu” olarak değerlendirmiştir. Çocuğun davranışlarında açık şekilde görülen travma belirtileri, Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından zamanında ve yeterince değerlendirilmemiştir. Bu açık travma belirtilerine rağmen Çocuk Esirgeme Kurumu bunu yalnızca “davranış problemi” olarak yorumlamıştır. Filiz’in hikâyesi, aile içi şiddet ve psikolojik istismar karşısında devletin koruma mekanizmalarının nasıl yetersiz kaldığını gösteriyorAile içi risk faktörleri göz ardı edilmiş ve anne çocuğunun elinden alınması ile tehdit edilmiştir. Filiz, defalarca tehdit edilmesine rağmen güvenli bir barınma veya koruma planına alınmamış. Polis müdahaleleri “aile içi sorun” olarak kayda geçmiş, geçici koruma kararı uygulanmamış. Çocuğun ve annenin dosyaları farklı kurumlar arasında paylaşılmadığı için olay bir bütün olarak incelenememiş. Sosyal hizmet, belediye, çocuk koruma ve psikolojik destek birimleri arasında koordinasyon eksikliği Filiz’in dil bilmemesi, beyanlarının yanlış anlaşılmasına neden olmuş; kurumlar profesyonel tercüman desteği sunmamış, bu da süreci daha da karmaşık hale getirmiş. Eski eşi Metin’in psikolojik rahatsızlığı biliniyor olmasına rağmen yalnızca “depresyon” tanısıyla sınırlı tedavi uygulanmış, şiddet riski değerlendirilmemiş, önleyici tedbir alınmamış.
Semra, Hollanda’ya evlendirilerek gelmiş ve yıllarca eşinin ailesi tarafından tamamen kontrol altında tutulmuş bir kadın. Kayınvalidesi geceleri kapıyı kilitliyor, gündüzleri Semra’yı çalışmaya gönderiyor, maaş kartını elinden alıyormuş. Ailesiyle iletişimi kesilmiş, dışarıya ulaşması engellenmiş. Eski eşi, Semra boğazına bıçak dayandığında polisi arayan küçük oğlu olmuş. Dil bilmediği için kurumlarda kendini ifade edemeyen Semra birçok hakkını süreç içinde kaybetmiş. Semra “Yaşadıklarım sadece beni etkilemedi bu travmadan çocuklarım da etkilendi ve ailem bile yanımda durmadı” diyor. Semra’nın hikâyesi, göçmen bir kadının şiddetten kaçtıktan sonra bile hem fail hem aile hem de devlet kurumları tarafından nasıl yalnız bırakıldığının en çarpıcı örneklerinden biridir.
Kadını değil, ‘prosedürü’ koruyan düzen
Aylin hamileyken boşanmış ancak devlet kurumlarının “dosyanız öncelikli değil” tespiti ile ayrıldıktan sonra dört ay boyunca eski eşinin evinde kalmaya zorlanmış. Hem kendisi hem doğmamış çocuğu için sürekli tehdit altında yaşamış. Defalarca belediyeye, sosyal hizmetlere ve kadın koruma hatlarına başvurmuş ama çoğu zaman aldığı yanıt aynı olmuş. Aylar boyunca barınma talepleri reddedilmiş. Kurumların ilgisizliği, dosyayı sürekli başka bir memura devretmesi ve yanlış yönlendirmeler yüzünden neredeyse pes etmek üzereyken, gönüllü bir hukuk danışmanı ona destek olup tüm belgeleri düzenleyince süreç ilerlemiş.
Aylin ancak dayanışma sayesinde güvende bir yere yerleşebilmiş. Onun hikâyesi, Hollanda’da kadınların çoğu zaman prosedürlerin arasında kaybolduğunu gösteriyor.
Kadınların hikâyeleri birbirinden farklı ama hepsi aynı mekanizma tarafından sessizleştirilmiş durumda: Şiddetin parçalanıp sıradanlaştırıldığı, prosedürlerin şiddetin önüne geçtiği, kadınların adım adım görünmez kılındığı bir düzen.
Hollanda’nın görmediği gerçek
Hollanda’nın kadınlara yönelik şiddet politikası, kapitalizmin yönetme krizinin bir parçası ve tercihi: Şiddeti bütün hâliyle değil, küçük ve izole parçalara ayırarak değerlendirmek. Her parçayı “bireysel bir olay”, “çift tartışması”, “aile içi gerginlik”, “kişisel kriz”, “komşu şikâyeti” gibi sınıflandırmalarla etkisizleştirmek. Bu yöntem, düzenin ısrarla sürdürdüğü “şiddeti bireysel olaya indirgeme” pratiğinin Avrupa’daki en ağır karşılığıdır. Bu parçalama tekniği sayesinde Hollanda, şiddeti düzenin bir ürünü olarak görmek yerine, her bir vakayı düzen dışına taşıyıp “münferit ve göçmen meselesi” hâline getiriyor. Böylece hem sorumluluk hem de çözüm yükümlülüğü görünmezleşiyor.
Hollanda’da partner şiddeti “fiziksel saldırı” olarak, ısrarlı takip “kanıtı olmayan rahatsızlık” olarak, psikolojik şiddet “duygusal mesele” olarak, çocuk üzerindeki travma “aile içi uyum sorunu” olarak kaydediliyor.
Her başlık kendi kategorisine bölünüyor, her kategori kendi prosedürüne sıkışıyor, her prosedür kadının yaşadığı gerçeği gölgeleyerek bir “dosya”ya dönüşüyor. Sonunda geriye kalan şey: Bir kadın, şiddet döngüsünün içinde hayatta kalmaya çalışırken devletin önünde yalnız duran silik bir kayıt.
Bu yazıda konusu geçen yedi kadının anlatısı tam da bu parçalama sisteminin nasıl işlediğini gösteriyor. Ece’nin üç yıl süren takibi, Hanife’nin sığınma evi yerine evsiz barınağına gönderilmesi, Ayla’nın şiddetten kaçarken kumar borçlarına mahkûm edilmesi, Devran’ın çocuğu üzerinden süren baskı, Semra’nın kapısı kilitlenmiş odalarda görünmez kılınması, Filiz’in çocuğunun travmasının “aile içi mesele” diye rafa kaldırılması, Aylin’in hamile ve çocuklu hâlde “önceliği olmayan dosya” olarak bekletilmesi…
Bütün bu örneklerin ortak noktası şu:
Kadına yönelik şiddeti düzenin bir ürünü olarak görmek yerine, düzen dışına itilen küçük olaylar gibi gösterilmesi ve bunun Hollanda’da şiddetin devlet eliyle parçalanarak tanınmaz hâle getiriliyor olması. Kadınların yaşamı yalnızca yaşadıkları şiddetin değil, şiddeti parçalara ayırarak görünmezleştiren düzenin ortasında kayboluyor.
Yedi kadın anlattı: Hollanda’da şiddet nasıl ‘görünmez’ kılınıyor? 2025 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2025-11-25 16:33:20 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku




