• News
  • Investigations
  • Online Store IUSTITIA
  • Real Estate agency
  • Petar Nizamov
  • Fitness & Wellness coach
  • Food Delivery
  • Charcoal retail
  • Firewood Wholesale
  • Charcoal Wholesale
  • Web Development agency
събота, октомври 31, 2026
Social icon element need JNews Essential plugin to be activated.
Лого на сайт за разследваща журналистика и задълбочени публикации по теми от обществен интерес
  • Новини
  • Разследвания
  • Анализи
  • На фокус
  • Проекти
  • Съдебна Система
  • Наука
  • Политика в България
  • Икономика
  • Фитнес
  • Спорт
  • Култура
  • Развлечение
  • Търсачки
  • Предавания
    • Антидемагогия
  • Радио
    • Подкаст Юстиция
  • ЮСТИЦИЯ във ФейсБук
  • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
  • Прехода
  • Полезни съвети
  • Книги
  • Женска мода
  • Мъжка мода
  • Контакти
  • Езици
  • Рекламирайте при нас
No Result
View All Result
  • Новини
  • Разследвания
  • Анализи
  • На фокус
  • Проекти
  • Съдебна Система
  • Наука
  • Политика в България
  • Икономика
  • Фитнес
  • Спорт
  • Култура
  • Развлечение
  • Търсачки
  • Предавания
    • Антидемагогия
  • Радио
    • Подкаст Юстиция
  • ЮСТИЦИЯ във ФейсБук
  • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
  • Прехода
  • Полезни съвети
  • Книги
  • Женска мода
  • Мъжка мода
  • Контакти
  • Езици
  • Рекламирайте при нас
No Result
View All Result
Лого на медия за разследваща журналистика с публикации, анализи и документирани материали от обществен интерес
No Result
View All Result

Nâzım’ın kavgası: Bir komünist şairin bugüne bıraktığı pusula 2026

Юстиция Иванова by Юстиция Иванова
януари 14, 2026
in 2025, Analizler, Dünya Haberleri, Soruşturmalar, Türkiye Bugün - Türkiye'den Haberler
0
Nâzım’ın kavgası: Bir komünist şairin bugüne bıraktığı pusula 2026

Nâzım’ın kavgası: Bir komünist şairin bugüne bıraktığı pusula

iustitia.bg

“Ben yine söylüyorum aynı şarkıları
Döndürmedi rüzgâr beni havada yaprağa,
ben kattım önüme rüzgârı…”

Nâzım Hikmet’in doğum günü kutlu olsun!

1902 yılının 15 Ocak’ında dünyaya geldi, kabaca altmış yıllık ömrünün kırk yılını bir komünist olarak yaşadı ve sonsuzluğa karıştı.

Yaşadığı dönemde zaten bir sürü tartışmanın, polemiğin içindeydi; ölümünden sonra belli açılardan bu tartışmalar ve polemikler sürdü: mücadelesi ve şiiri – aynı olgunun farklı ifadeleriydi bunlar – geçersizleştirilmeye, unutturulmaya, daraltılmaya, kısırlaştırılmaya çalışıldı.

Bugün toplumun geniş bir kesimi tarafından okunmuyor, tanınmıyor, bilinmiyor.  Eşitlikten, özgürlükten, kardeşlikten, sınıfların olmadığı bir yurt ve dünyadan (hayalinden bile) mahrum edilişimiz gibi, Nâzım’dan da mahrumuz.

2026 yılı doğum gününde bu iki mahrumiyeti bir arada düşünmek zamanı.

Nâzım için mücadele

Geçersiz, değersiz, hantal, dar, kısır bir şiir olduğu iddiası en “tehlikesizi”. Onun şiir denizinde, sözlerinde kulaç atmaya başlayanlar geçerli, değerli, engin, doğurgan olanla karşılaşacaklar, yürekleri ve zihinleri yerinde duramayacak, başkalarını da Nâzım’a ve dalgalara çağıracaklar, kuşku yok. Daha tehlikeli olan, Nâzım’ı unutmamış gibi yapıp onu gözyaşlarıyla anmak… Bu belki son derece insani duygu ve davranış, Nâzım’ın içerideyken bile aşmayı becerdiği duvarları ve parmaklıkları gözyaşlarıyla yeniden kurmak ve onu oraya hapsetmek, başta Nâzım’a ama ondan daha önemlisi Nâzım’a ihtiyaç duyanlara kötülük.

Kendi yaşamı boyunca iki dünya savaşına, işgallere, iç savaşlara, kurtuluş savaşlarına, devrimlere, karşı-devrimlere tanıklık etmiş; ateşi ve ihaneti görmüş, dayanmış ve tüm bu hengamede taraf olup iyinin, güzelin, haklının, barışın karşısında olanlara 19 yaşından itibaren meydan okumayı ve örgütlenmeyi bilinçle seçmiş birini sadece mahrumiyetleri, ayrı düştükleri ile anmak, meydan okumayı bir kenara koymak, olacak şey değil.

“Nâzım için mücadele”nin bir boyutu bu işte: onu sevenlerin, “göz yaşlarını / ağır bir / zincir / gibi” Nâzım’ın boynuna geçirmesine karşı durmak…

Bir diğer boyutu ise şu: Meydan okumayı ve örgütlenmeyi seçen Nâzım için “mücadele” ne anlama geliyordu? İddia ettiğimiz “meydan okuyuşun” niteliği neydi?

Bunu hep birlikte biraz düşünelim.

Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım, Galata Köprüsü’nde hapisteki oğlu için imza toplarken. Nâzım’ın 1950 yılının Mayıs ayında cezaevindeki koşullarını protesto etmek ve serbest bırakılmak için yürüttüğü açlık grevi edebiyat dünyasından da geniş destek bulmuştu.

Mücadele: ne için, kiminle, nasıl?

Mücadele denilen şey, “ekmek kavgası”, “hayat gailesi” türünden ifadelerle, hep dilimizde…

“Yaşam mücadelesi” diyoruz:

Gündelik yaşamımızın bir sürü kesitinde, bir sürü alanda, yüzeysel ya da derine inen, memleket ölçeğinden iç dünyalara uzanan sorunlarla sarmalanmış vaziyetteyiz.

Mücadele etmeden olmuyor.

Peki neyle, nasıl ve ne için mücadele ediyoruz?

Bu basit, hatta ilkel görünen soruya verilecek yanıt önemli.

Dünya bir yana, kendi ülkemize gözümüzü çevirdiğimizde görünen o ki insanımız ya da Nâzım’ın toplumu yeniden tasnif ederek kullandığı tabirle “büyük insanlık” adeta bir savaş meydanında savaşır gibi bir mücadele veriyor, hem de ne mücadele: Barınmak, karnını doyurabilmek, çocuklarına bir gelecek için; zeytinliklerini, derelerini yağmalatmamak için çırpınıyor; kurtlanmış yemeğe, maaş alamamaya karşı çırpınıyor; içine sıkıştırıldığı politik akıl ve ufuk izin verdiği ölçüde siyasete bulaşmaya çalışıyor, sonuç alamayınca küsüyor, kendisini yeniden umutlandıracak birileri çıkmasını bekleyerek, çırpınıyor da çırpınıyor…

Böyle bakınca mücadele edilmediğini kim söyleyebilir?

Bir “hürriyet mücadelesi”, bir “haysiyet mücadelesi”, bir “hayatta kalma mücadelesi” …

Çırpınma hali bir mücadele olmasına mücadele ama umuda ve kararlılığa taşımıyorsa bir daha sormalı:

Neyle, nasıl ve ne için mücadele ediyoruz?

Tam da karanlığın koyulaştığı böyle bir zamanda, iki dünya savaşı, iç savaşlar, işgaller, kurtuluş savaşları ve devrimlere tanık olmuş ve karanlık ile aydınlığın mücadelesinde safını tutmuş, aklımızı açacak bir arkadaşa sahip olduğumuzu hatırlayalım istiyoruz, Nâzım’ı doğum gününde selamlarken.

Bir ortamda adı anıldığında “anlamak”, “meydan okumak”, “heyecan”, “umut” kelimelerini de adıyla beraber getiren bir yol arkadaşı Nâzım.

Nâzım Hikmet’in mücadelesi, yukarıda ifade edilen tüm o hazin hürriyet, haysiyet, hayatta kalma mücadelesine bir doğrultu verebilmesiyle (Nâzım’ın “inanın, göreceğiz” dediği “güzel günler” adlı adınca sosyalizmdir!), “yaşam mücadelesi”ni bir başka mücadeleye dönüştürmeyi becerebilmesiyle farklılaşıyor: “içinizden biri / can verebilse bile / açıklıktan ölen öküzümüze / burjuvaysa eğer / gözükmesin gözümüze” demenin gereğini yerine getirebilmesiyle, büyük insanlığı mücadele vermeye mecbur bırakan meselelerin gerçek politik-toplumsal-iktisadi temellerini kavramış oluşuyla ve bu kavrayışının hakkını verebilmesiyle, çırpınan ve morali bozulup küsen bir ufuktan farkını ortaya koyuyor.

Nâzım’ı “özel” kılansa, güneşli güzel bir bahar günü gibi insanın içine ferahlık verecek ölçüde berrak bir politik bilince ve ufka sahip olması, karanlığın ve soğuğun içinde bile bu bilincini aydınlık ve canlı tutmasıdır.

Nâzım: Duymakla anlamak arasındaki köprü

Ara başlıktaki ifadeyi Maksim Gorki’ye seslendiği bir şiirinde kullanıyor Nâzım: “Şuurun / çok uzun / bir köprüsü var / duymakla anlamanın arasında” diyor.

Bir bilinmezlik ve “mucize” değil Nâzım; onu biçimlendiren temel etmenler kavranabildiği ölçüde, çağdaşlarının da ortaya çıkabileceğine inancımızı pekiştiren bir serüveni var ve yaşamı duyumsamak ile anlamak arasındaki kendi köprüsünü Nâzım’ın nasıl inşa ettiğini rahatlıkla izleyebiliyoruz.

1908’de henüz küçük bir çocukken solumaya başladığı “hürriyet” havası, Balkan Savaşları ile nasıl barut kokmaya başladı; Britanya İmparatorluğu’nun işgal girişimi sırasında Çanakkale’de yurdunu savunan dayısını kaybettikten sonra, aynı işgalci güçler padişahın onayıyla önce Mondros’la 1918’de, sonra 16 Mart 1920’de başkenti nasıl ele geçirdi, bunları hep kendi benliğinde deneyimledi.

16 MART

                                                                 Adalı Haydut’a

Daha dün aldığın, daha dün kovulduğun,
Daha dün kaçmak için ummanı dar bulduğun.
Daha dün kapısında dövüldüğün bir yere,
Girdin bir kahpe gibi sığınıp hilelere.
Girdin karanlıklarda adi bir hırsız gibi!
Şimdi de diyorsun ki: Artık benim sahibi,
Ölmez güzelliğiyle artık İstanbul benim!
Ben bütün bir cihanı yumruğuyla ezenim!..
Ah bu senin yumruğun! Ah bu kirlenmiş yumruk!..
Bu bütün hakikati hileyle yenmiş yumruk
Bizim dik alnımızın üstünde yükselemez!..
Sen! Ezilmez hakkını çiğnettirenleri ez!..
Ey! Sade acizleri düşkünleri titreten!
Ey! Daima zulmette arkadan hücum eden!
Ah ey! Adalı Haydut şunu unutma ki biz
Mukaddes haklarını ezdirmiyenlerdeniz!..

[Anadolu’da Yeni Gün, 16 Mart 1337/1921]

1919 Mayıs’ında Sultanahmet’te İzmir’in işgalini protesto ederken, Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya yola çıkarken henüz sadece yurdunu kurtarma kaygısının damga vurduğu bilinci, yolda gördükleri ve duyduklarıyla bambaşka renkler ve derinlikler kazanmaya başladı. “19’umdan beri bir düş görürüm (…) / Mapusanelerde ışığıydı hürriyetimin / (…) ulu kurtuluş düşü memleketimin.”

„Putları Kırıyoruz“ kampanyası karikatürlerinin çizeri Ratıp Tahir Burak’tan.

Mücadele etmeye başlamak, bilincin yalnızca bir yansıtıcı olarak değil, bir öznenin bilinci olarak biçimlenmesine yardımcı oluyor.

1917 Ekim Devrimi, 1918-1919 sonrası artçı sarsıntıları 1923’e kadar süren ve heyecan yaratan Alman Devrimi, Nâzım’ın bilincinde yepyeni yangınlar çıkarmaya başlamıştı; ulu kurtuluş düşüne, artık bilimsel-politik-tarihsel temellere sahip bir mücadele niteliği yüklemeye başlıyordu.

YOLDAŞIM

İlkönce nerde ne zaman duydum adınızı yoldaşım
İstanbul esir
Boğaz’da Fıransız İngiliz Amerikan diretnotlan
                                                          İtalyanlarınki de
                                                          Averof’u da Yunanlılann
Haliç’te kıçtan kara zincirli Hamidiye gemisinde güvertede geceleyin
gedikli Osman’ı dinliyor on sekiz yaşım
kaması çıkarılmış baş taretin karanlığındayız
Berlin sokaklarında Spartaküslerle yan yana dövüşmüş Osman
o mu söyledi bana adınızı
adınızı ilkönce Süleyman’dan mı duydum
yirmi birde Anadolu’da bir köy odasında
yirmi birde Anadolu’da bir köy odasında kurumuş kanla karışık
          toprak kokuyordu
yaralılar sırtüstü yatıyor
                      gözleri alabildiğine açık
                                               inlemiyorlar
sizin yolladığınız silahlarla dövüştü Türk milleti emperyalizme
karşı yoldaşım
adınızı bir köy odasında çıra ışığında Süleyman’dan mı duydum
öğretmendi
adınızı belki ne Osman’dan duydum ne Süleyman’dan
belki de adınız en sevdiğim insanın adı oluverdi onu ilkönce nerde
ne zaman kimden duyduğumu kendim de farketmeden
memleketim esirdi
insanlarım yoksuldu alabildiğine ve zulüm altında inliyordu
inim inim
adınızı duymamazlık edemezdim
sevdim seviyorum saydım sayıyorum sizi adınızı ilk duyduğum
             günden beri yoldaşım
o gün bugündür şaşıp kalıyorum karşınızda
denizin kıyısında doğup büyüse de ve haşır neşir olsa da insan
bütün ömrünce balıkları güneşleri tanyerleriyle onun
                       yine de karşısında sevinçle şaşıp kalıyor
sevdik seviyoruz saydık sayıyoruz sizi yoldaşım
                                 ama korkmadık sizden
kimi kere kaderleri ağzınızdan çıkacak tek söze bağlı olanlar bile
sevdiler saydılar sizi ama sizden korkmadılar
ve biliyoruz
biliyoruz kahır kahır kahırlanarak biliyoruz
bin kat daha telâşsız bin kat daha ağrısız geçilirdi dönemeçler
            siz öyle vakitsiz siz öyle genç elli dört yaşında ölmeseydiniz
yoldaşım
ne güzel şey size yoldaşım diyebilmek.
                                                         [1962]

Sovyetler Birliği’nde insanlık tarihinin ilk sınıfsız toplumunun heyecan verici kuruluş sürecine eşlik eden, entelektüel ve politik anlamda oldukça gelişkin bir ufka sahip bir TKP üyesi olduktan sonra, artık ülkesine dönüp bir kavgayı örgütlemeye kararlıdır. Eski dünyanın artık köhnemiş estetik ifadelerini ve biçimlerini aşma iddiasını ve “bir başka âlem” isteyenlerin yeni biçimler ve içeriklerle söz söyleme cüretini de kuşanarak geri döner ülkesine.

1928’den 1938’a, bir yandan sınıf karakteri giderek belirginleşen yeni Cumhuriyet’in ideologlarını hedef almaya başlar, bir yandan da bağımsız bir hattın örgütlenmesine kafa yorar. Bu dönemi “Putları Kırıyoruz” kampanyasından tekil polemiklere kadar kavgasının politik bir çıkışa taşımaya çalıştığı bir dönemdir. Muarızlarının dahi “Teşkilatsız her kavga havai fişekler gibi sönmeye mahkûm ve faydasız” diye düşündüğünü söyledikleri Nâzım, Peyami Safa’dan Hamdullah Suphi’ye, Yakup Kadri’ye, Vedat Nedim Tör’e kadar çok sayıda figürle giriştiği polemiklerinde bir dizi görevi karşısına koyar: Bir yandan Avrupa’da yükselen faşizmin Türkiye’deki sevdalılarını, bir yandan sınıfsız bir toplum hülyasından ve mücadelesinden geri basanları, bir yandan da genç cumhuriyette giderek güçlenen anti-komünist refleksleri, kovuklarında sinsice güç toplayan dinci Osmanlıcı gericileri ve sesi daha çok çıkmaya başlayan emperyalizm borazanlarını hedefine koyduğu yoğun bir ideolojik-politik mücadeleye girişir.

Günlük gazetelerde yazılarında bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanmacı damarının güç verdiği genç aydınlara dönük ilgisini de emperyalizmin sesinin giderek daha çok çıkmasına dönük öfkesini de görmek mümkündür. Orhan Selim imzasıyla 1936’da yazdığı bir yazı bugün için dahi manidardır:

“Dün gece bir sinemaya gittim. Bir film oynuyor. Alakadarlar ismini merak ederlerse söyleyebilirim. Bu film nasıl oluyor da Türkiye’de gösterilebiliyor? İstilacı bir emperyalizme karşı memleketini müdafaa eden bir millet adi eşkiyalar, çapulcular haline sokulmuş. Emperyalizmin uşakları kahraman olmuşlar. Film öyle tertip edilmiş ki seyirci zorla istilacılarla beraber oluyor ve onların zaferini alkışlamaya mecbur ediliyor. Türkiye’nin en büyük hususiyetlerinden birisi de vaktiyle bir antiemperyalist kavgaya girişmiş olmasıdır. Milli Kurtuluş Hareketi bir bakımdan antiemperyalist bir kavgadır. Böyle bir kavganın hatıraları hâlâ taptazeyken, emperyalist istilanın bütün acılarını çekmiş bir şehirde nasıl olur da emperyalizmin methiyesini yapan böyle bir kepazelik gösterilir? (…) Memleketlerini kurtarmak için ölenlerin üstünde yükselen emperyalist bandırasını alkışlamaya biz nasıl zorlanabiliriz?“ diye yazabiliyor; benzer temada henüz 1931 yılında yazdığı bir başka sinema yazısında „Elimden gelse bu filmleri bir casus gibi tevkif eder, kurşuna dizerdim…“ diyordu.

Kendi kendisiyle yarışta bir ozan

Bu dönemi diğer yandan estetik ufkunun da kendi toprağına yoğun bir şekilde kök saldığı bir dönemdir: Edebi biçimler açısından halk edebiyatından destanlara, türkülere, yeni damarlardan beslenirken, Anadolu’yu ve emekçi halkı daha da yakından tanımaya başlıyordu. Halkını örgütlemek zorundaydı, bu zorunluluk kullandığı biçimler ve araçlar açısından da özgürleştiriyordu onu: Şiirden tiyatroya, gazete yazılarından sinema filmlerine, araçları; halk şiirinden bilinç akışı tekniğine, gerçeküstücülükten sinematografik anlatıma, üslup ve biçim denemeleriyle; çalışkanlığıyla ve üretkenliğiyle önemli bir döneme girmişti.

Derken uzun cezaevi dönemi başladı 1938’de: Orduyu isyana teşvik suçlamalarıyla oldu bittiye getirilerek aldığı 28 yıl 4 aylık cezayı yatmaya başladığı dönem, aynı zamanda o “bir başka âlemi” kuracak olanlarla da yakınlaştığı bir dönemdi. “Onlar” olarak andığı ve “sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı / bir sabah vakti değişmiş olur / bir şafak vakti karanlığın kenarından / onlar ağır ellerini toprağa basıp / doğruldukları zaman” dediklerinin, yani mücadelesinin omurgasına çaktığı emekçi halkın gözünden ülkesinin tarihini yazdığı büyük eserlerini kaleme almaya başladı: Kendi yurdunun tarihini bir sınıflar mücadelesi tarihi olarak baştan yazıyor, bir halkın Kurtuluş Savaşı’nı olduğu kadar, mülk sahiplerinin “devrimin frenine basarak” Cumhuriyet’e ihanet edişlerini de ölümsüzleştiriyordu. Dünya edebiyatı açısından 20. yüzyılın en önemli eserlerinden, yepyeni bir biçim ve içerikle kurduğu “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda (MİM), Anadolu Sürat Katarı’nın yemekli vagonundaki bir burjuva, şöyle konuşuyordu mesela yanındaki “büyüklerle”, 1941 baharındaki Ankara yolculuğunda:

“(…) Dudakları kanıyormuş gibi konuşuyordu Burhan: 
„- Bugün çocuklara okutulan tarihler gibiymiş
                                 yeni harp tarihlerimiz de, paşam.
Fatihleri, Selimleri, Süleymanları bile inkâr edeceğiz. 
Çocukların haberi yok koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan.
Padişah dendi mi umacı sanıyorlar.
Bana öyle geliyor ki yıkacağımız kadar yıktık, 
burda durmalıyız, 
                               yeter artık.
Demokratlıkta İngilizden ileri gitmeye lüzum yok, 
anane kuvvetine bakın heriflerde.
Biz mevlut okumayı unuttuk. 
İnkılapsa yaptık, kâfi. 
Biraz da maziye sarılıp kökleşelim.
Çocuklarımızın rüyasına 
                    şahane heybetiyle girmeli Yavuz Sultan Selim.“
Heyecanlandı üç demir iki yıldız :
„- Bu fikirlerinize iştirak ederim, haklısınız…“
Konuştu büyüklerden insan: „-Mesele kalmadı demek…“
(…)”

1930’ların sonları, artık II. Savaş’ın başladığı dönem, vatanı sevmenin, vatan için dövüşmenin ne anlama geldiğinin bir kez daha sorgulandığı dönem… Nâzım MİM’de (ve bu dönemde yazdığı hemen tüm eserlerinde) sadece politik karakteri olan bir tarih bilinci inşasına soyunmuyor; dünyada kopan bu kıyamet ortamında insana dair sorulacak ne kadar soru varsa, felsefi düzlemde idealizm-materyalizm karşıtlığına ve etik tartışmalarına, emekçi halkın değerlerinden o değerleri çürütenlere, dünya siyasetinden Sovyetler’in verdiği anayurt savunması savaşına kadar, her şeyi dehşetli bir ideolojik kavganın unsurları haline getirmiştir. Yine “Manzaralar”daki bir başka bölümde, yukarıdaki tren gibi Ankara yolunda olan bir başka trenle (“bu tiren / yataklı vagonuna rağmen / tirenlerin en külüstürüdür / altı kuruşluk cigara gibi bir şey”) Anadolu’nun içlerine gönderilen TKP’li mahkûmlar kendi aralarında tartışıyorlar, o dönemde de “koklayıp çekip içen” kimi gazetecilerin “vatan” üzerine atıp tutmaları hakkında:

“(…) Bir yandan vatanı satıp
bir yandan böyle bahsettiler.
Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?
Hangi vatan sevgisi?
Sandalya, depo, fabrika, çiftlik, apartıman sevgisi.
Mülkünü, sermayesini al 
sandalyasını çek altından, 
heriflerde düşman toprağı olur vatan.
Bütün tarih boyunca bu böyle.
Fıransız İnkılabında
düşman ordulara rehber oldu asilzadeleri 
                 Fıransa’yı ezmek
                            kırallığı kurtarmak için…
Ve Beyaz Rus ordularının iplerini çeken, 
Vırangel’in, Kolçak’ın, Denikin’in, 
                 Alaman, İngiliz, Japon kapitalistleriydi.
Ve bizde
Hânedânı Âli Osman
ve etrafındakiler
Londra bankaları ve Venizelos’la beraber
             yürüdüler fethetmeye Türk milletinden Anadolu’yu.(…)”

Devrim: Nâzım’ın ve insanlığın gençliği

Nâzım 1951 yılında, cezaevinden çıkıyor; canıyla tehdit edildiği için Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakılıyor, ömrünün geri kalanını Sovyetler Birliği’nde geçiriyor. Bu dönem, emperyalizmin tetiklemesiyle yaşanan o korkunç II. Dünya Savaşı ve yıkımın ardından barış mücadelesini omuzlayan dünya sosyalist hareketinin en önemli simgelerinden biri haline geliyor Nâzım. Savaş karşıtlığının en etkileyici ve çarpıcı ifadelerini ortaya koyduğu bu dönem, Türkiye’nin Kore Savaşı’na asker göndererek müdahil olduğu, böylelikle NATO’ya girdiği ve yeni savaşlarda emperyalizmin ileri karakolluk görevini üstlenmeye hevesli hale geldiği sürecin asıl mimarlarından Adnan Menderes başta olmak üzere, Türkiye’de örgütlenen sermaye iktidarının asli figürlerini ve emperyalist işbirlikçilerini de şiirinin ve mücadelesinin hedef tahtası haline getiriyor, emekçi halkı daima sözünün omurgası ve pusulası kılarak.

“(…) 
Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim,
                     İstanbul’um,
                                  seni düşünüyorum.
Oturmuşun deniz kıyısına,
bakıyorsun limana giren Amerikan zırhlısına.
Hastasın, açsın, öfkelisin.
O da bakıyor sana,
hem de nasıl,
efendinmiş,
            patronunmuş,
                          sahibinmiş gibi itoğlu it. (…)”

Dünyanın dört bir yanında, Viyana, Paris, Stockholm, Roma, Moskova, Berlin, Prag, Havana, Dar-es-Selam, demeden, yetişebildiği her yerde kardeşliği büyütmeye uğraşırken, diğer yandan “aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz” dediği büyük insanlık için hülyalarını ifade etmeye devam ediyordu:

“Aya gidilecek
             daha da ötelere,
teleskopların bile görmediği yere.
Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç
                                                     kalmayacak,
            korkmayacak kimse kimseden,
            emretmeyecek kimse kimseye,
            yermeyecek kimse kimseyi,
umudunu çalmayacak kimse kimsenin?

İşte ben komünistim bu soruya karşılık
                                                         verdiğim için.”

Hülyalarının ve kavgasının öznesi hiç değişmedi Nâzım’ın; 19’undan 60’ına dek: “el kapısının yokluğu değil de imkânsızlığının” peşindeydi, “paranın padişahlığını, karanlığını yobazın ve yabancının roketini yenecek” işçi sınıfını selamlıyordu hâlâ son şiirlerinde bile: onu “kafası karışmış bir ihtiyar” gibi sunanlara inat (Birikim gericiliğinin “kurucu babaları” Orhan Koçak ve Murat Belge gibileri, Nâzım’a dair yazı kaleme almaya nasıl utanmıyorlar, insan hayret ediyor!), 1917 Ekim Devrimi’yle bilincine işlenen o sosyalist devrimin peşindeydi daima – 1959’daki Küba Devrimi’ni yerinde görmek için 1961’de gittiği Havana’da yazdığı şiirlerinde “somos sosyalistas / palante palante” ifadesiyle, “her gün biraz daha sık rastlıyorum Lenin’e güneşli duvarlarda minicik kızıl yıldızların ve İspanyolcanın içinde” diyerek, avuçlarındaki çizgileri yumuşatan ve kendi kurtuluş düşünün gerçekleşmesi olarak nitelediği o Devrim’i heyecan ve keyifle selamlayan bir devrimciydi ömrünün sonuna dek.

***

Bugün, üstümüze çöken karanlığı aydınlatacak dev bir projektör, takatimiz kesildiğinde kolumuza girecek bir dost, kafamız karıştıran meseleleri onun ölçüleriyle tartabileceğimiz bir hassas terazi, bunaldığımızda içimizi ferahlatacak bir tazelik; iyi, haklı, doğru olan için yürümeye, dövüşmeye, örgütlenmeye çağıran bir komünist (Rasih Nuri İleri’nin dediği gibi, “bir ağır silah” hatta)… Nâzım, onu okuyan kadar çok şey olabilecek bir sonsuzluk ve hep aynı meseleye odaklanmış bir tutku, kararlılık ve iddia.

Bugüne çok şey söylüyor hâlâ: tüm canlılığıyla:

“(…)
bütün soruları sorabilmeli
bütün ışıkları derebilmeli
yol başlarında durabilmeli
                   kilometre taşları gibi şiirlerimiz
yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli
cengelde tamtamlara vurabilmeli
ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan
gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar
malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli
                                        büyük hürriyete şiirlerimiz.
[1962]

Şiirinde söylediği gibi yaşadı, şiiri gibi yaşamaya devam ediyor.

Onu gözyaşlarına teslim etmeden anmak bir sorumluluk; bugün birlikte onun mücadelesinde buluşmak ise, her şeyin yanında “bir müthiş bahtiyarlık”.

İyi ki doğdu, yaşadı, mücadele etti ve yoldaş olduk.

Nâzım’ın kavgası: Bir komünist şairin bugüne bıraktığı pusula 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2026-01-14 01:53:56 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku

Previous Post

Į Lazdijų rajoną su misija tą pačią dieną išvyksta ir G. Nausėda, ir R. Žemaitaitis: iš pastarojo – riebūs žodžiai kariuomenei 2026

Next Post

İki arkeoloğun hikâyesi 2026

Next Post
İki arkeoloğun hikâyesi 2026

İki arkeoloğun hikâyesi 2026

Вашият коментар Отказ

Вашият имейл адрес няма да бъде публикуван. Задължителните полета са отбелязани с *

Search / Търси в сайта

No Result
View All Result
гугъл новини, гоогле новини, гугъл нюз, гъгъл нюз, google news, news google, google.bg, news.google.bg, Юстиция, новини, последното, най-важното, видео, телевизия, радио, Новини, петър низамов

Последни публикации

  • رئيس مجلس أمناء متاحف قطر تفتتح معرض "قوارب تلوح من الأفق البعيد: إرث الخزف الصيني عبر البحار" 2026
  • U Izraelu se sutra posle mnogo godina održavaju ključni izbori: Evo šta je ulog i šta morate da znate 2026
  • Πέθανε ο εμβληματικός ηθοποιός του Σταρ Τρεκ Γουόλτερ Κένινγκ 2026
  • Rönesans Rezidans davasında duruşma ertelendi 2026
  • Utku Çakırözer, gazeteci İsmail Arı’yı cezaevinde ziyaret etti: ‘İsmail yerde yatıyor’ 2026
  • “Neomalësorja erdhi nga hiçi dhe iku…”- Eksperti i sigurisë për protestën: Antifa nuk ka për qëllim të fitojnë pushtet në Europë, por synon destabilitetin! 2026
  • Ανοδική πορεία για Τσιτσιπά και Σάκκαρη – Νέο ρεκόρ για τον Σακελλαρίδη 2026
  • Sokol Kushta, emri shqiptar në historinë e “Topit të Artë” 2026
  • Города Украины готовятся к круговой обороне: Зеленский подписал указ 2026
  • وزير التجارة والصناعة يفتتح النسخة السابعة من معرض "ابنِ بيتك 2026" 2026
  • Schulprotest: Frankreichs Regierung geht auf Forderungen ein 2026
  • „Rendkívül kínos és politikailag elfogadhatatlan” – Trumpnak kampányolt az Audi-vezér, össztűz alá került Németországban 2026
  • Colau pide por carta a Feijóo, Sánchez y Abascal que se comprometan a no usar la IA de manera „vejatoria“ en campaña 2026
  • DNEVNIK POČEO ISPRIKOM Javni servis godinama nije ispunjavao funkciju. Prešućivalo se, zatvarale su se oči, informiralo se jednostrano 2026
  • Osman Korkut Kanadoğlu’na baro genel kurulundaki konuşması nedeniyle soruşturma 2026
  • Klarna: Clareza nas finanças pessoais traz mais bem-estar do que o nível de rendimento 2026
  • Microsoft’tan 60 bin çalışana tazminat teklifi 2026
  • Wolff, Marko’nun Russell yorumuna karşı çıktı 2026
  • Армия РФ продвинулась на юге и востоке Украины — DeepState 2026
  • Több mint 2 millióan látták már: különleges immerzív fényshow költözik a Bakáts téri templomba 2026
  • V Citypark ta četrtek prihajajo nastopajoči iz oddaje America’s Got Talent 2026
  • Pester počitniški teden v ALEJI: dirkaški spektakel, Gozd strahov in dogajanje v Planetu Lollipop 2026
  • انطلاق أعمال الاجتماع الثامن للمديرين العامين للطيران المدني في الشرق الأوسط 2026
  • Pizza Fan: Ποιος «σφύριξε» τον φορολογικό έλεγχο; Στο μικροσκόπιο υπάλληλοι της ΑΑΔΕ 2026
  • Mekke İttifakı’nın İran görüşmesinden tek cümlelik sonuç bildirisi: ‘Görüşmelere devam’ kararı 2026
  • El desfile de Halloween Arts in the Dark regresa con 100,000 asistentes 2026
  • Новооткрит императорски надпис свидетелства за престижа на Акве калиде в древността 2026
  • Kako se koža menja nakon menopauze? 5 stvari koje treba da znate 2026
  • Galp caiu mais de 10% e arrastou PSI para terreno negativo em contraciclo com Europa 2026
  • ASELSAN’ın yeni nesil güdüm kiti F-16’dan başarıyla ateşlendi 2026
  • JESEN U METKOVIĆU Berba mandarina jedan od najvećih aduta u posezoni doline Neretve 2026
  • Može li život bez dece biti potpun? Odgovor ruši jedno od najdubljih društvenih uverenja 2026
  • Újjáépíti Hitler leégett Sasfészkét, amit a hétvégén gyújtottak fel 2026
  • Új közéleti klub indul Vácon – Szűcs Gábor lesz a Váci Patrióta Klub első vendége 2026
  • ЕК договори споразумение с TEMU 2026
  • Avusturya’daki Mason Localarının Kuralları Gündemde 2026
  • Rückruf-Ticker: Vor diesen Lebensmitteln und Produkten wird aktuell gewarnt 2026
  • Antradienio „Gimtasis Rokiškis“ 2026
  • Чоловіку, який під час конфлікту у Києві застрелив хлопця, оголосили підозру 2026
  • Bogdan Chmielewski: PSFCU ma także misję społeczną 2026
  • CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Gürsel Tekin’den dikkat çeken açıklama 2026
  • Szentendre’s Japanese Garden Reopens After Major Renovation 2026
  • “Havia o receio de poder escapar ao controle nacional a única refinaria que temos”, diz Governo 2026
  • Nem Orbán az első magyar politikus, akit hírbe hoznak az ENSZ-főtitkársággal 2026
  • Gereken son onay da geldi: Mısır Meclisi’nden Sisi’ye Suudi Arabistan’a asker gönderme yetkisi 2026
  • Περί αρχείου 2026
  • Где в Европе самые дорогие и самые дешевые продукты: место Украины в рейтинге 2026
  • Бургас събира 63 творци от България и Турция в международна изложба в галерия Богориди 2026
  • Бургас се сбогува с изтъкнатия музикален педагог Бисерка Граматикова 2026
  • Кремљ го поддржува Вучиќ и покрај изборниот пораз, студентската победа ја загрижува Москва 2026
  • КЗП предупреждава: Вълна от фалшиви оферти и измами при онлайн пазаруването 2026
  • Od jutri nižje cene bencina ter višje cene dizla in kurilnega olja 2026
  • TEŠKA NESREĆA Potonula naftna platforma, jedna osoba poginula, među nestalima i Hrvat 2026
  • Yeşilay’dan yeni rapor! Bağımlılığın görünmeyen yüzünü ele aldılar 2026
  • Зеленски: Украина е подготвена да ја прошири соработката со Србија 2026
  • TREĆI RIZLINGFEST U novom prostoru na vinskom festivalu predstavit će se tridesetak vinarija 2026
  • BM Komisyonu: Gazze’de soykırım sürüyor 2026
  • Полицијата уапси 15-годишник за пукањето во близина на стадионот во Флорида во кое беа повредени 12 лица 2026
  • Ebola-Patientin von Nigeria in die Schweiz evakuiert 2026
  • Wall Street abre no verde em semana de decisões na Fed 2026
  •  رئيس مجلس أمناء متاحف قطر تعلن تأسيس مجلس قطر للأزياء والحرف 2026
  • Ενδιάμεσες εκλογές ΗΠΑ: Τα «σύννεφα» στις Ρεπουμπλικανικές πολιτείες, το ελληνικό ενδιαφέρον και το «all in» των Δημοκρατικών 2026
  • Srbija: Rekordna udeležba, poraz Vučića in “študentska” zmaga z nejasnim vodstvom 2026
  • Dos magistrados, contra el portazo del Constitucional al voto de la ley de nietos: „Un caso clave para nuestra historia“ 2026
  • Dabartinis Klaipėdos rajono vadovas B. Markauskas kandidatuos į mero postą 2026
  • Ukrajna egy héttel hamarabb ültetné tárgyalóasztalhoz az oroszokat Abu-Dzabiban 2026
  • Feijóo y Abascal pactan en el Senado que Vox se retire en seis provincias y el PP en tres 2026
  • Po podaljšanju glasovanja sporna zmaga socialista Lule, Janša: “Povsod isti volilni triki in manipulacije komijev.” 2026
  • Nematomas pavojus nosiaryklėje: kaip vienas skiepas gali išgelbėti nuo komplikacijų 2026
  • New transit agency’s power could change neighborhoods 2026
  • Росіяни вдарили по Ясногірці: загинула людина, серед поранених – підлітка 2026
  • Nisu krokodilske suze vec krokodilski efekat. Najobičniju kombinaciju podiže za sekund – hit jeseni 2026. 2026
  • Nida Seramik’te 150’ye yakın işçi aylardır maaşsız: Fabrika durdu, muhatap ortada yok 2026
  • Hungarian Charity Launches Fundraiser for Christian Victims of Jordanian Terror Attack 2026
  • Какие повреждения после ударов ВСУ получили российские заводы „Энергия“, „Тольяттикаучук“ и „Протон-Электротекс“ 2026
  • Η Masdar διευρύνει το χαρτοφυλάκιό της στην Ελλάδα με μεγάλη εξαγορά φωτοβολταϊκού έργου 2026
  • Skoraj 150 tujcev prijetih zaradi nezakonitega prestopa meje 2026
  • Išgelbėti gyvybę žmogui galime išmokti kiekvienas 2026
  • Komandai pergalė, žiūrovams – finalo ketvertas 2026
  • Студентите пријавуваат неправилности на испити, лоши услови во домовите и доцнење на стипендиите 2026
  • Zelensky: I bëra tre propozime Trumpit për të ndaluar sulmet ndaj rafinerive ruse, ai nuk iu përgjigj asnjërës prej tyre 2026
  • Brasil resiste a la ola ultra: qué significa la victoria de Lula para su país y más allá 2026
  • «Питер Граймс» Бриттена в Израильской опере: человек против города 2026
  • The Latest: Blanche says Trump isn’t trying to meddle with Alaska election by suing over Senate race 2026
  • Öğrenciler kazandı, Vučić’in partisi muhalefete düştü 2026
  • AEP leva à Alemanha 15 empresas ligadas à indústria automóvel 2026
  • LJUDI, UTJEŠITE JU Jelena Karleuša u suzama: Doživjela slom zbog Vučića pa napala Hrvata! 2026
  • Hungarians Embrace AI for Financial Advice but Still Prefer Human Guidance 2026
  • Da li je Dara Bubamara potvrdila da NE VOLI “kad miriše ruzmarin”? Na mrežama kruži izjava, direktna je! 2026
  • Çin’in planındaki Türkiye detayı! Krize karşı önlem alıyorlar 2026
  • Украинский вратарь Лунин установил рекорд Эль-Класико и получил похвалу от Моуринью 2026
  • Spieler des Tages in Lünen: Vierer-, Dreier- und Doppelpacker 2026
  • Pizza Fan και «Χωριάτικο»: Δεσμεύτηκαν περιουσίες και τραπεζικοί λογαριασμοί – Τι ισχύει για τους εργαζόμενους 2026
  • Orbán 2018-ban: A bürokraták, néhány, otthon megbukott és aztán így az ENSZ-be ejtőernyőzött politikus szeretné folytatni a politikai pályáját 2026
  • Voto por correo para las elecciones 2026: cómo solicitarlo, requisitos, fechas y plazos 2026
  • Livestream execution plans may pushed more Americans to rethink death penalty 2026
  • Η μεγάλη ώρα έφτασε: Κέιν, Εμπαπέ και Γιαμάλ διεκδικούν τη «Χρυσή Μπάλα» 2026
  • Lula’nın ikinci turda geri dönüşü: Brezilya’da emekçileri ne bekliyor, sorunlar nasıl çözülecek? 2026
  • Music fans rally to support Dean Schlabowske of Waco Brothers after leukemia diagnosis 2026
  • Dear Abby: Mom isn’t keen on walk down memory lane with son 2026

[contact-form-7 id=“45ced39″ title=“Contact form 1″]

  • За Нас – агенция за разследваща журналистика ЮСТИЦИЯ – Бургас, България
  • Рекламирайте с ЮСТИЦИЯ
  • Прозрачно управление
  • Докладване на проблем
  • Условия за ползване
  • Защита на данните
  • Правила на форума
  • Политика за бисквитките
  • Екип
  • Помощ
  • Карта на сайта
  • Статистика
  • Реклама
  • Контакти
  • Етичен кодекс на българските медии
  • RSS емисия
  • Често задавани въпроси (FAQ)
  • Задайте въпрос във форума
  • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
  • Езици

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

No Result
View All Result
  • Новини
  • Разследвания
  • Анализи
  • На фокус
  • Проекти
  • Съдебна Система
  • Наука
  • Политика в България
  • Икономика
  • Фитнес
  • Спорт
  • Култура
  • Развлечение
  • Търсачки
  • Предавания
    • Антидемагогия
  • Радио
    • Подкаст Юстиция
  • ЮСТИЦИЯ във ФейсБук
  • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
  • Прехода
  • Полезни съвети
  • Книги
  • Женска мода
  • Мъжка мода
  • Контакти
  • Езици
  • Рекламирайте при нас

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

This website uses cookies. By continuing to use this website you are giving consent to cookies being used. Visit our Privacy and Cookie Policy.