• News
  • Investigations
  • Online Store IUSTITIA
  • Real Estate agency
  • Petar Nizamov
  • Fitness & Wellness coach
  • Food Delivery
  • Charcoal retail
  • Firewood Wholesale
  • Charcoal Wholesale
  • Web Development agency
alarbyh العربية dk Dansk de Deutsch gr Ελληνικά en English bg български czech Čeština es Español fr Français il עברית hr Hrvatski hu Magyar it Italiano lt Lietuviškai lv Latviešu valoda mk македонски јазик no Norsk Bokmål nl Nederlands pl Polski pt Português ro Română ru Русский sk Slovenčina si Slovenščina sr Српски језик se Svenska tr Türkçe ua Українська japan 日本語 thai ไทย iran فارسی china 中文 (中国) belarus Беларуская мова osterreich Deutsch Austria schweiz Deutsch Switzerland shqiperia shqiperia usa English USA bih Bosanski
Wednesday, November 4, 2026
Kamuoyunu ilgilendiren konularda araştırmacı gazetecilik ve derinlemesine haberler sunan bir web sitesinin logosu
  • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
  • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
  • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
  • Sorular ve cevaplar – tartışma
  • Analizler
  • Dünya Haberleri
  • Siyaset
  • Soruşturmalar
  • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
  • Türkçe
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski
  • İletişim
No Result
View All Result
  • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
  • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
  • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
  • Sorular ve cevaplar – tartışma
  • Analizler
  • Dünya Haberleri
  • Siyaset
  • Soruşturmalar
  • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
  • Türkçe
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski
  • İletişim
No Result
View All Result
Kamu yararına yayınlar, analizler ve belgelenmiş materyaller içeren araştırmacı gazetecilik platformunun logosu
No Result
View All Result

GÖRÜŞ | Kurucu gerçekçilik 2026

Юстиция Иванова by Юстиция Иванова
April 20, 2026
in 2025, Analizler, Dünya Haberleri, Soruşturmalar, Türkiye Bugün - Türkiye'den Haberler
0
Derinlemesine araştırmalar, kamu yararına konular, haberler ve seçilmiş gazetecilik raporları sunan araştırmacı gazetecilik web sitesi

Araştırmacı gazetecilik makaleleri ve gazetecilik yayınlarından bir seçki. Görsel, web sitesinin araştırmacı gazeteciliğe ve kamu yararını ilgilendiren konulara odaklandığını vurgulamaktadır.

iustitia.bg

Bugün hâkim olarak, yazar tanıtımına ve arka kapak yazısı derecesine gerileyerek ağırlığını kaybettiğini gördüğümüz, “edebiyat eleştirisi” aslında ülkemizde, özellikle solda güçlü ve köklü. Bunda bir şüphe yok. Ölçeklendirmeyi Sosyalist İktidar dergisi, Edebiyat Cephesi ve Yalçın Küçük’ün edebiyat ve kültür üzerine yazdığı yazılarla başlatıp kendi Gelenek’imize doğru daraltırsak Türkiye tarihinin belki de en zengin gerçekçi edebiyat ve sanat eleştirisinin bugüne kadar burada biriktiğini ve bu damarın bugün hâlâ son derece canlı olduğunu görürüz. Sadece verili metin ya da eserle ve onun birtakım dilsel ya da biçimsel özellikleriyle ilgilenmekle sınırlı kalmayıp; esere biçimin, hatta içeriğin de ötesinde, çok daha geniş ve bütünsel bir perspektiften bakarak; romanı, öyküyü ya da şiiri üzerinde yükseldiği tüm tarihselliğiyle kavrayıp onu, üretildiği dönemin hem bir ürünü hem de etkin bir parçası olarak konumlandırarak ele almak; bu eleştirel hattın, hattımızın en ayırt edici vasfı. Bu vasıf kuşkusuz salt bir entelektüel çaba olarak da takdir edilebilirdi, üstelik edilmeli. Fakat ayakları yere basmayan, kendi için var olan bir entelektüalizm değil, hattı çizip mevziiyi kurduğumuz nokta. Hiç olmadı. Bu nokta örgüttür ve müdahaledir. Ülkeye, halka, sınıfa, düşmana müdahale; örgütle. Söz konusu vasfımızın kıymeti buradadır ve bu olmaksızın gerisinin metelik kadar kıymeti yoktur.

Peki geleneğimiz eleştiri ile yetinebilir mi? Ya da genlerimizde taşıdığımız, güçlü eleştirel bakıştan mı ibaret? Sanatsal üretim geleneğimizin neresinde duruyor?

Her ne ideolojik entelektüel şiddetle ve başarıyla yapılırsa yapılsın ve içinde ne kadar saldırı unsuru taşırsa taşısın, mevzi tutmadır eleştiri. Antibiyotiktir; savunmadır. Bir siyasi gelenek için bağışıklık muhafızıdır ve düzenin ideolojik salvolarının bünyede etki yaratmaması için, vücuda sızmaması için mutlak olarak diri olması gereklidir. Burada da bir şüphe yok.

Fakat yine bizim geleneğimizdir, hep tekrarladığımız üzere, “ülkede kültür ve sanat adına her ne yapıldıysa, buradan komünist hareketi çekseniz, geriye pek bir şey kalmaz” dedirten. Nâzım, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Vedat Türkali, Suat Derviş, Fahri Erdinç, Sevgi Soysal, Enver Gökçe, Sait Faik ve niceleri, buradadır; üretim kuşkusuz genlerimizdedir. Fakat zamanın, mesafeyi açmış olduğunun da kabulü gerekir. Mesafe zaman birimiyle ölçüldüğü noktada kapatılamıyorsa ve evrenin kuralları gereği sürekli açılıyorsa, o halde üretim gereklidir, üretmemiz gerekmektedir. Üstelik üretmeye başladık. Şimdi yol almamız ve zaten ortak olan ideolojik hattımızı bireysel çabalar mertebesinde bırakmayıp bir üst basamağa taşımamız, kolektif bir devrimci yazın ve sanat hareketi olarak örgütlememiz gerekiyor. Yazının ana konusu budur; kımıldanan, kımıldanmadan öteye geçerek nitelikli ürünler vermeye başlayan geleneğimiz bu birikimi haiz. Ancak izninizle önce bir çerçeve çizmekte ve günceli bu çerçeve içerisine oturtmakta yarar görüyorum.

***

2010’a doğru giriyorduk; “2010’a hazırlan” dediğimiz günlerdi. Cumhuriyet çözülüyordu. Devlet, ordu ve bürokrasideki son direnç noktaları da Ergenekon ve Balyoz’la tasfiye ediliyordu. Tasfiye edilenler halktan hep korkmuşlardı; ölüm döşeğinde hatırladıkları halkı Cumhuriyet Mitingleri’nde meydanlara toplamaları yetmedi. “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş”ti, 12 Eylül referandumu ile Cumhuriyet’in tasfiyesinde AKP önemli bir virajı almak üzereydi. O günlerde Parti “çözülüş”le birlikte “çürüme” tespiti yapmıştı. Cumhuriyet AKP eliyle çözülürken toplumu ve elinin değdiği her şeyi çürütüyordu. Hem çürümeyi ve çözülmeyi hem Ergenekon tasfiyesinin anlamını deşifre edip anlatıyorduk, siper örüyorduk ve hem de “hazırlan”ıyorduk. Geleni ve gelmekte olanı sarih bir biçimde kavrayıp “hazırlan”manın faydası birkaç yıl sonra, bir Cumhuriyet kültür-sanat simgesinden, Atatürk Kültür Merkezi’nden sallanan Boyun Eğme pankartında somutlandı.

Aynı günlerde, 2008-2009 yıllarıydı; İzmir’de, NHKM’de biz de olan biteni edebiyat üzerinden anlamaya ve anlatmaya, bu altüst oluşun izini romanda sürmeye karar verdik ve işe koyulduk. Edebiyat okuma atölyemizin adını “Kuruluştan Çözülüşe Cumhuriyet Romanı” koyduk. Birkaç yıl boyunca okuduk; cumhuriyet tarihini, öncesini ve günceli didik didik ettik, tartıştık. Çözülüş’ün izlerini kuruluş’ta aradık. Yakup Kadri, Reşat Nuri, Mithat Cemal, Onbaşı Halide’nin “kuruluş” sırasında “çözülüş”e ilişkin uyardığını gördük. Balzac gibi, dünya görüşlerini aşan gerçekçilikte yazmışlardı. Aydınlanmacılığın ışığının, sermayenin sularına girildiği anda söneceğini gördüler ve kendi çelişkilerine rağmen yazmaktan kaçamadılar. Cumhuriyet’in sınıfsal tercihleri ve aydınlanmacı karakteri arasındaki çelişki, kendi çelişkilerini fersah fersah aşıyordu çünkü. Ancak o kadar. Daha ileri bir ütopyaya sahip değillerdi. Belki bir tek Yakup Kadri hariç. Ankara romanında Kemalist ütopyasını yazmıştı. Diğerlerinden çok yaşadı, olanları yaşayarak gördü, büyük hayal kırıklığına uğradı; çok sonraları hayal kırıklığını Panorama’da romanlaştırdı ve dahası 27 Mayıs ertesinde Yön’e verdiği mülakatta Doğan Avcıoğlu’yla, Sadun Aren’le yan yana geldi, sosyalist olduğunu söylemekten geri durmadı. Hayal kırıklığı, hayatının son günlerinde Kadro’ya özgü sol kemalizm yorumunu sosyalizmle buluşturmuştu.1

Görüş | kurucu gerçekçilik 2026 kurucu ger ilik 2026 iustitia. Bg bugün hâkim olarak, yazar tanıtımına ve arka kapak yazısı derecesine gerileyerek ağırlığını... Iustitia. Bg görüş | kurucu gerçekçilik 2026 2026-04-20 03:21:09 adalet - iustitia. BgCumhuriyet’in çelişkilerinin onun başına açacağı işleri ta kuruluşta görmek ve üstelik kendi sınıfsal çelişkilerinden süzerek bunları yazabilmek büyük yazar sezgisidir. Burjuva devrimcisi ve aydınlanmacı bu yazarlar kuşkusuz bizim tarihimizin bir parçasıdır, “devrim cephesi”ne aittirler; ayrı bir yazı konusu olarak saklı tutmakla birlikte, bu vurgunun, romanın bir tarihsel ürün olmasıyla ve yüzünün daima geleceğe dönük olmasıyla doğrudan bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

Roman, ürünü olduğu tarihselliği itibariyle tarih sahnesine çıkan, tarihin çarklarını ileri doğru çeviren insanı, tebaadan sıyrılıp birey olan insanı anlatıyor. O halde kural, “birey” yoksa, insan yoksa roman yok. Dahası, yazarın kaleminin yönü ileriyi göstermiyorsa; yarattığı tiplerin yüzü geleceğe dönük değilse ya da tipleri ve kurgusu üzerinden geliştirdiği yerginin bütünü yine ileriyi işaret etmiyorsa, roman yine yok. Lukacs Avrupa Gerçekçiliği kitabında:

Marksçılık (…) tarihin ilerleme yönünü gösteren bir işaret levhasıdır. İnsanoğlunun gelişiminin, en sonunda bir hiçliğe, olmayan bir yere götürmediği, götüremeyeceği güvencesini kesin bir doğrulukla ortaya kor.” dedikten sonra devam ediyor: “Eksiksiz tanımlanmış bir Marksçı tarih felsefesi, tarihsel gelişimin esnekliği, uyarlılığı inancına ve çözümlemesine dayanır. Bu açık ikilik -gerçekte maddeci dünya görüşünün diyalektik birliğidir bu- Marksçı estetiğin ve edebiyat kuramının yol gösterici ilkesidir.2

Tersi var mı? Olmaz mı? Adına “yenilikçi edebiyat” da “yeni roman” da dediler. “Yeni”liği neredeyse yüz yıllık. Lukacs defterlerini dürüp bir kenara koydu. Özelliği, “öznellik” kisvesi altında tarih sahnesinden çekilmekte olduğunu iddia ettiği insanı zavallılaştırmaktır, amacı “büyük anlatı”yla insanın bağını koparmaktır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca sermaye tarafından fonlandığı, ortaya saçılan belgelerden sonra artık sır değil. Her on yıl biraz daha yeteneksiz yazarlar tarafından icra edilmesine ters orantılı şekilde on yıllar ilerledikçe hegemonya kurmuş, reel sosyalizmin çözülmesine uğursuz katkısını sunmuş, postmodernizmle yolları kesişince kendi zirvesini yaşamış, “tarihin sonunun gelmesi”ni havai fişeklerle kutlamıştır. Biçimsel açıdan roman benzerliği bu metinleri “roman” yapmaya yetmez. Roman, tanımı ve tarihselliği gereği tarih sahnesine çıkan, ileri yürüyen, özgürleşen insanı anlatırken, bu metinler romanın zıddıdır ve olsa olsa a-roman, “roman olmayan” denebilir.

Kapitalist dünyayla neredeyse çağdaş olarak “roman olmayan roman”, “a-roman” topraklarımızda da varlık gösterdi. Öncülleri Türkiye’ye de 1940’lı yılların sonlarından itibaren girdi. Roman ve a-roman arasında salındılar. Bu kalemlerden bir kısmının üretimleri nitelikli olsa da izledikleri hat “kültürel süreklilik” Osmanlıcı renkleri ister istemez barındırmaktadır ve bu anlamıyla Cumhuriyet’in radikal kopuşçu devrimlerinin karşısına düşmektedir. Bu hattı takip edenler; 60’lar ve 70’ler boyunca, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarıyla Avrupa sol entelijansiyası üzerine çöken ümitsizliğin tezahürü sayılabilecek varoluşçu edebiyatı Türkiye’ye ithal etmişlerdir. Avrupa’daki varoluşçu üretimin kötü kopyalarını Türkiye’de üretmeye koyulan bu yazarlar, durdukları noktadan topluma baktıkça yalnızca küçük burjuva aydınının bunalımını görmüş; edebiyatlarında bu bunalımı başat sorun ilan ederek aslında sadece kendilerini anlatmışlardır. Kafasını kaldırıp Türkiye’nin emekçi halkına bakma zahmetine girmeyen bu anlayış; gitgide küçülen, korkak ve sinik bireyi merkeze almanın yarattığı bataklığa saplanmış ve neticede hızla çürümüş ve etrafını çürütmüştür.

Lenin, Vinniçenko için, “Dostoyevski’nin berbat bir taklidi. Vinniçenko’nun yansıttığı tiksinti verici unsurların tümü yaşamda bulunabilir, elbette. Ancak bunların hepsini böylesine bir araya toplamak, ‘ürküntü verici’ şeyleri allayıp pullamak hem kendi hayal gücünü hem de okurları korkutmak anlamına gelir. Bu, insanın okurlarını da kendisini de ‘serseme çevirmesi’ demektir. Bir defasında, geceyi sayıklama hastası bir arkadaşla geçirmek zorunda kalmıştım. Bir başka seferinde ise intihar etmeye çalışan (daha önceleri bunu bir kez denemiş) bir arkadaşı ‘ikna etmeye’ çabalamıştım, ama bu arkadaş aradan birkaç yıl geçtikten sonra intihar etmişti. İşte benim Vinniçenko’vari iki anım!” dedikten sonra ekliyor: “Doğrusu insan bu kitabı okumak için harcadığı zamana acıyor.”3

Lenin haklıdır; zira yazarın 1960’ların, 1970’lerin Türkiye’sine bakıp anlatmaya değer olanın işçi sınıfının ve aydının mücadelesi yerine aydının toplumuna yabancılaşmasını, varoluş bunalımı ve aslında toplumsal intiharı olduğuna karar vermesi yazarın öznel tercihidir. Bu tercih, okurda verili tablo karşısında taraf olmak, ayağa kalkmak, mücadele azmi kamçılamak yerine, kahramanın trajikomik öyküsüne yönelik bir yabancılaşma, tersine duygudaşlık veya en fazla acıma hissi; en çok da toplumundan uzaklaşma ve edilgenlik hali uyandırır.

Hattın devamı ve mantıksal sonucu, kavramı Yalçın Küçük’ten ödünç alacak olursak “küfür romanları” yazarlarıdır, günah çıkarmadır, tövbekârlıktır, mücadele ve gitgide cumhuriyet düşmanlığıdır. Orhan Pamuk’tur. 2000’lerde artık düzeyi pespayelik düzeyine varan “çürüme edebiyatı”dır.

“Çürüme Edebiyatının Anatomisi”ni 2017’de yine İzmir NHKM’de yapmış, “yenilgi güzellemelerinin sistemle uyumsuzluk; var olanı kabullenmenin itiraz; değiştirme iradesinden yoksunlaşmanın gerçekçilik; insana ve topluma yabancılaşmanın birey oluş; lümpenleşmenin halkla temas; vazgeçiş davetlerinin kendi yolunu seçme; yaldızlı kılıfların bir saf duruşu; akış yönünde sürüklenmenin aşkın bilinç; sınıf kavramından kopuşun vicdani duyarlılık olarak pazarlandığı bir illüzyonu kırma zamanıdır”4 demiştik.

Görüş | kurucu gerçekçilik 2026 kurucu ger ilik 2026 1 iustitia. Bg bugün hâkim olarak, yazar tanıtımına ve arka kapak yazısı derecesine gerileyerek ağırlığını... Iustitia. Bg görüş | kurucu gerçekçilik 2026 2026-04-20 03:21:09 adalet - iustitia. Bg

Yalçın Küçük, Küfür Romanları’nda “Şu anda Türkiye’de eleştirinin temel işlevi, piyasa edebiyatının Türk gericiliğiyle organik bağlarını ortaya çıkarmak ve göstermek…”5 diyordu.

Bu türden bir teşhir ve eleştiri dönemin kapandığını, ya da en azından kapanması gerektiğini düşünüyorum. En azından devrimci ve dönüştürücü bir iddia taşıyacak olan yazarlar, aydınlar için. Çürüme edebiyatı bugün hâlâ var olmasına ve biz bu düzenden kurtulana kadar pek muhtemelen sürekli daha çok çürüyerek var olacak olmasına rağmen artık “yok” hükmünde. Düzenle ve gericilikle olan organik bağı ise artık üstünde tepinircesine, sürekli teşhir ihtiyacı gerektirmeyen, aleni bir vakıa. Bataklığın dibi, çürümenin sonu yok. Fakat bizim muhatabiyetimizin sınırı var, olmak zorunda. “Çürüme Edebiyatının Anatomisi” ile vurduk, geçtik ve defteri on yıl kadar önce aslında kapattık. Pespayeliğin dibiyle uğraşacak vaktimiz de, oraya atacağımız ve tamamına yakınının boşa gideceği yumruğun bize bir getirisi de yok. Teşhirin ise bir noktada üretim için enerji olarak kullanılması gerekiyor. Enerji depolarımız ağzına kadar dolu; taşalı uzun süre oldu.

Buraya kadar romanın tarihsel bir tür olduğundan, tarihselliği gereği yönünü ileri çevirmiş insanı konu edindiğinden bahsettik. Son ve önemli bir nokta için, gerçekliğe müdahale ve tip kavramı için ufak bir parantez açıp çerçeveyi kapatalım.

Yazarlar, önlerine serili nesnellik fotoğrafına bakıp bunu olduğu gibi yansıtmaz, zaten yansıtamaz. Lenin Felsefe Defterleri’nde bunu şöyle vurguluyor:

İnsan doğayı bir bütün olarak, eksiksiz, ‘doğrudan bütünselliği’ içerisinde kavrayamaz, yansıtamaz veya aksettiremez; insan bu bütüne sadece yarattığı soyutlamalarla, kavramsallaştırmalarla, yasalarla, dünyanın bilimsel bir tasviriyle vs. ebediyen ancak yakınsayabilir.6

Edebiyatta gerçekçilik dediğimiz, fotoğrafı tüm ayrıntılarıyla bire bir yansıtabilme becerisi değil. Tam tersine, nesnelliğin çekilen fotoğrafını gereksiz detaylarından arındırıp, ayıklayıp somutu soyutlayabilme gücü gerçekçilik. Verili nesnellikten bir parçayı seçerler. Seçtikleri ufak bir parçaya büyüteç tutarlar. Hakiki gerçekçiler, bu ufak parçayı rastgele ya da öznellikleriyle seçmezler. Seçimleri zamanlarının “tipik” olanını yansıtır. Bu seçimlerini, somut nesnelliğin temsil gücünü damıtarak, soyutlayarak gerçekliği yeniden kurarlar. Nesnelliğe müdahale ederler. Bu sebeple “yansıtma”dan edilgen bir aracılık değil, nesnelliğe diyalektik bir müdahale anlaşılmalıdır. Nâzım “müdahale” meselesinde Kemal Tahir’e yazdığı mektupta devrimci müdahaleyi, belki de başka hiçbir edebiyatçının söylemediği kadar açıkça söylüyor. Bunu Nâzım’ın her şeyden önce komünist olmasına, örgütlü olmasına, devrimi yapacak olan Leninist örgütün bir parçası olmasına borçluyuz. Nâzım, üretiminin sosyalist iktidar mücadelesinin bir aracı olmasından gocunmuyor:

Gelelim realizmi tarif meselesine. Ben bu bahsi şöyle hülasa ediyorum: Edebiyatta modern realizm şuurlu olarak edebiyat sahasına diyalektik materyalizmin tatbikidir. Bu felsefi görüş romancı ile mevzu arasındaki münasebeti faal olarak kabul eder. Binaenaleyh sadece realitenin bir fotoğrafik görüşü, aksettirişi kâfi gelmez. Romancının- bu felsefi görüşe nazaran- mevzuu üzerinde, yani aksettirmek istediği realite üzerinde, faal bir rolü vardır. Yine bu görüşe göre şuur, sadece mihaniki (kendiliğinden, düşünmeden) bir surette realiteyi aksettirmekle kalmaz, onu işler, tahlil ve terkip eder.7

Görüş | kurucu gerçekçilik 2026 kurucu ger ilik 2026 iustitia. Bg bugün hâkim olarak, yazar tanıtımına ve arka kapak yazısı derecesine gerileyerek ağırlığını... Iustitia. Bg görüş | kurucu gerçekçilik 2026 2026-04-20 03:21:09 adalet - iustitia. BgGerçekçi yazarların, toplumsal gerçekliği sanatsal düzlemde yeniden kurarken yarattıkları tipler hiçbir biçimde rastlantısal değildir. Tip; verili toplumsal nesnelliğin içindeki dağınık ve yüzeysel unsurların ayıklanması, o döneme has ‘karakteristik’ olanın soyutlanması ve bu özsel niteliklerin tek bir karakterin kişiliğinde yoğunlaştırılmasıyla elde edilir. Bu yoğunlaştırma, Yalçın Küçük’ün deyimiyle, yazarın “geçicide kalıcı olanı görebilme”si, “geçici somut ile yumak olmuş bir biçimde kalıcı yeniyi görüp yansıtması”8dır. “Tipik” olan, benzerlerinden binlercesinin ortalaması değil; zamana direnecek, dönemini temsil edecek olan simgedir. Örneğin Cumhuriyet devrimi, yoksul halka aydınlık taşıma misyonunu üstlenmiş öğretmen kuşaklarıyla özdeşleşir; biz bu kuşağın ölümsüz tasvirinin “Çalıkuşu”nun Feride’sinde son derece usta bir yaratımla vücut bulduğunu görürüz. Lukacs bu konuda şöyle diyor:

Bir tip’i tip yapan şey onun ortalama niteliği değildir, ne kadar derinden kavranılmış olursa olsun, onun bireysel varlığı değildir yalnızca; onu bir tip yapan şey insani ve toplumsal bakımdan tüm temel belirleyicilerin en yüksek gelişim düzeyinde onda bulunuşu, onlardaki gizli olanakların sonuna kadar açılması, ortaya konması, insanların ve devirlerin zirvelerini ve sınırlarını somutlaştıran çizgilerin sonuna kadar temsilidir.9

***

Yukarıda andığım “Kuruluştan Çözülüşe Edebiyat Atölyesi”nde de, “Çürüme Edebiyatının Anatomisi” dizi söyleşi de karşılaştığımız en can alıcı soru ise şu oldu: 

“Peki siz ne öneriyorsunuz?” 

Nâzım’ı, Orhan Kemal’i, Sait Faik’i ve yukarıda andığım isimleri işaret ettik. Bu öneriler bize iki avantaj sağlamadı dersem, yalan söylemiş olurum. Birincisi, pespayeliğin karşısında “bizimkiler”in tartışılmaz sıklet farkı tartışmayı daha baştan kapattı. İkincisi, bu kadar güçlü kalemleri zikretmemiz “bugün”den bir şeyler öneremediğimiz gerçeğini maskeledi. 

Güncel hemen hemen hiçbir yazarı, hiçbir yapıtı işaret edemedik. Yoktu çünkü.

Yoktu; fakat olmaması bizim önümüze birtakım sorular attı. Bunlar üzerinde kafa yorduk, tartıştık. Türkiye’de roman yazılabilir miydi, şayet yazılabilirse hangi tipler bugünün taşıyıcısıydı, neden “bizim taraf”ın üretimi bu kadar kısırdı, vesaire. Sorulara verdiğimiz ortak yanıtlar ise aslında bir görev tebliğiydi. Kolektif bir görev tebliği.

Türkiye’de roman yazılır. Öykü, şiir, tiyatro yazılır.

Türkiye, edebi eser verilebilecek; kalıcı, dinamik, yüzü geleceğe dönük “tipler” çıkarabilecek bir ülke. Yüz yıl sonra bugünün Türkiyesi’ne bakacak olanlar, edebiyat namına 2000’lerin Türkiyesi’nin rastgele insanlarının rastgele sayıklamalarıyla değil de “nerden gelinip, nerede olunduğu, nereye gidildiği”10 sorusuna yanıt veren yapıtlarla karşılaşabilirler. Türkiye toprağı bu karmaşık somutluğunu, döneminin “tipik” temsilcilerinde soyutlayarak geleceğe bırakacak kadar zengin, kök salmış bireylere sahip bir ülke.

Cumhuriyetçi olup cumhuriyeti savunmak namına hiçbir şey yapmayan, cumhuriyetin tepelenmesini izleyen nesiller, Atatürkçü olup halktan ölesiye korkanlar, hep kolay yolu seçenler, Gezi’de tarihin bu ülkede hiç görmediği şekilde ayağa kalkıp “halk” olanlar, o “halk”ı düzenin çıkışsız çözümlerine angaje edenler, aleyhlerine esen tüm rüzgâra karşı bıkıp usanmadan ve küsmeden doğruyu örgütleyen komünistler, direnmekten asla vazgeçmeyen işçiler, sindirilemeyen kadınlar, çalınan sorular karşısında haklarını arayan liseliler; kısacası cumhuriyetin tasfiyesine karşı çeyrek asırdır cumhuriyet değerlerini daha da içselleştiren, karşı devrime karşı çözülmemekte tarihin en büyük dirençlerinden birini gösteren, öncüsünü arayan halktan edebiyat çıkmayacak da başka nereden çıkacak? Edebiyat, “giden” ve “gelen”in belli olduğu, toprağın gebe olduğu dönemlerde fışkırır. O halde fışkırmanın eşiğindeyiz. Ülke, edebi yaratıcılarını bekliyor.

Malzeme sorunu yok. Mesele, yaratıcı açısından “gideni ve gelmekte olanı” olanı kavrayabilmekte. Öz kavranamadıkça, “edebiyat yapmak”tan kolay bir şey yok. Mesele, özü kavrayabilmekte; özü alıp işleyerek yaratıcı bir şekilde edebiyat ürününe aktarabilmekte.

Sanatın “özerk” ve üretimin “bireysel” olduğu safsatalarını geride bırakalı çok oldu. Dileyen aynı yaveyi tekrarlayıp dursun, bizi ilgilendirmiyor. Doğrudur, dar bir açıdan bakacaksak, son kertede edebiyat bir kişinin masa başına geçip yazmasıyla ortaya çıkıyor. Fakat sürecin örgütlenmesi kolektiftir.

Kolektif bir görev tebliğinden bahsetmiştim yukarıda. Görev “havada” kalmadı. Bir kısmı bu atölyelerden çıkma, bir kısmı da farklı benzer mecralarda benzer tartışmaları yürüttüğümüz arkadaşlarımızın, dostlarımızın yaratıcı edebi ürünleri birbirini peş peşe patlayan mısır taneleri gibi takip etmeye başladı son yıllarda.

Örneğin Murat Akgöz’ün, her şeyi en yukarıdan görüp “Allah’a özenen” vinç operatörlüğünden, şantiyedeki iş cinayetinin vicdani yüküyle “arkadaşlarının yanına”, yani gerçeğin zeminine inmeye karar veren Fırat’ı; ailesinin madenindeki iş cinayetlerini ve siyanür felaketini “algı yönetimi” olarak niteleyip kişisel gelişim ve “yeşil” girişimcilik maskesi altında sermayenin acımasızlığını sürdüren Faruk Kolancı’sı; göğüs kafesini oyan “burgu”yu dindirmek için spiritüel sığınaklara tutunan, sistemle “kazan-kazan” pazarlığına girişirken aslında bir “deli gömleği” içinde boğulduğunu ve gerçek çıkışı uzaktaki bir direniş çadırında sezen beyaz yakalı Canan’ı, “deli gömleği”ni işaret edip yol gösteren İrem’i; Emre Falay’ın İrem’i, ayrılık konuşmasında sevgilisine “çalıştığın işin, kredi kartı ödemelerin, taksitlerin… Ne kadarı sensin?” diye soran, sormaktan öte karşısındakinin kafasına soruyu yerleştiren; evinin pencere demirlerine tutunan bir tıp öğrencisinin yardım çığlığı karşısında tül perdelerin ardına gizlenmeyi tercih eden bir seyirciyken, o feryadın vicdani ağırlığıyla barikat gerisinde bir revir örgütleyen isimsiz Doktor’u, “Otobüs”ündeki yolcuları; Volkan Algan’ın Eksodos’unda çıkışı arayan, yanlış çıkış peşinde koşan ya da çıkışsızlığa mahkûm karakterleri, Aydın, Gülay, Serkan ve mutlaka Simge; Asaf Güven Aksel’in Nişantaşı’ndaki aile imparatorluğunu yönetirken pahalı çantasında devrimci bildiriler taşıyan ve çocukluk travmasını bir mezar başında bileyerek “iki can taşırcasına” yarınlara yürüyen Sude’si, Ahmet Büke’nin Kurtuluş’u olması gereken şekliyle ayaklarının üstüne, emekçi halklara tastamam oturtan masalsı Ali’si tam da tarif ettiğimiz gibi dönemin karmaşık somutluğunu kendinde toplayan “tipler” olarak karşımıza çıkıyorlar.

Bugünün şartlarında bu üretim sadece -neredeyse istisnaya yer bırakmayacak şekilde- komünistlerden, örgütlü aydınlardan çıkabilir. Birkaç sebeple:

Birincisi, ortalamacılık, kolay çözüme yöneliş, bugünün kolaycılığını adlandıracak olursak CHP’cilik ve/veya DEM’cilik bugün Türkiye aydınının aklını esir almış durumda. Bu esaretten ülkenin özünü kavrayıp onun insanlarını anlatmalarını beklemek, bu kavrayıştan edebiyat çıkması beyhudedir; altını kalın kalın çizelim, heceleye heceleye söyleyelim, imkânsızdır.

Gorki, “Bir işçi-yazar, işçi sınıfıyla burjuvazi arasındaki çelişkinin uzlaşamayacağını ve bu çelişkiyi yalnızca kesin zafer ya da kesin yok etmenin çözümleyebileceğini çok iyi bilmelidir.”11 derken bu türden bir ortalamacılığa kapıyı sıkı sıkıya kapatmıştır.

İkincisi, örgütlü olmayandan bugün roman çıkmaz. Tersi doğru: Roman, bugün örgütlü olan aydından çıkar. Örgütlü aydınlar, romanı tarihsel biçimine döndürmeyi, rayından çıkmış olanı rayına oturtmayı haizdir.

Üçüncüsü, yukarıda da belirttiğim üzere, üretim geniş anlamda kolektiftir. Edebiyata yönelik tespit, eksik, soru ve ihtiyaçlar büyük ölçüde bir kolektifin imbiğinden geçmiş, üretim kendini adeta dayatmıştır. Üstelik örgütlü yaratıcının avantajı şudur ki, tarif ettiğimiz “üreten”, siyasal bir hattın da parçası, üreteni ve taşıyıcısı olması sebebiyle, mensup olduğu siyasal hattın “nesnellik” tespitlerini, “müdahale” araçlarını daha baştan içselleştirmiş, döneminin toplumsal “öz”ünü bu kolektif içerisinde zaten pek muhtemeldir ki yakalamıştır. Artık bundan sonrası yaratıcı yazıcılığa ve üreticinin bireysel masa başı emeğine ve o emeğin niteliğine bağlıdır. Üstelik bu yaratıcı emeği nesnelliğe uygulama süreçlerinde de hiç yalnız değildir.

Örneklerinde gördük ve örneklerden buraya sığdıramadığım, atladığım daha ötesi var. Yazının son bölümüne, on beş sene kadar öncesini anlatırken “işaret edecek güncel kimseler yoktu” diye girmiştim; artık “var” demekte bir beis görmüyorum. Bugün devrimci ve dönüştürücü bir kuruluş göreviyle yazan yazarlarımız var. Üstelik bu “kolektif” üretimin yüzü geleceğe dönük. Ve sadece günü yansıtma değil, geleceği kurma iddiası taşımakta. Çünkü baktığı ve parçası olduğu fotoğraftan bugünün tepeleyicilerini, yarının kurucularını süzebiliyor. İddiası, bakmayı bilmesinden, baktığı yerde derini görebilmesinden ve örgütlülüğünden geliyor. Artık bu -en azından önümüzdeki uzunca bir süre boyunca- olmazsa olmaz bir bütündür.

Fide Lale Durak “Sanatta Yeni Kurucu İrade” yazısında son derece isabetli ve devrimci bir perspektifle “Sanat yeniden kurucu olabilir. Kurucu irade yeniden doğabilir. Sanat yeniden halkın olabilir.”12 yazmıştı. Katılmamak elde değil. Şimdi bu aynı yöne bakan ve henüz tekil çabalar üzerinden ilerleyen devrimci iradeyi bir kolektif hatta tercüme etmemiz, birbirimize değmemiz, daha hızlı yürümemiz gerekiyor. Bir yeni kurucu edebiyatın arifesinde olduğumuz anlaşılıyor.

O halde “kurucu gerçekçilik” dememizde bir sakınca yoktur. Kastedilen “gerçekçilik” hiçbir surette biçimsel bir gerçekçilik olarak algılanmamalı. Nâzım, İnsan Manzaraları’nı yazarken “muhteva, muhteva, muhteva”13 diyordu. Bugün belirleyici olan daha da fazla içeriktir; içerik zaten yaratıcısının elinde kendi biçimini bulacaktır. Gerçekçi olan ise, topluma müdahale kanallarından sadece devrimci seçeneğin açık, diğer kolay yolların tıkalı olmasından gelir. Bu biricik gerçekçi hat toplumsal her konuyu olduğu gibi edebiyatı da kapsar ve onu şekillendirir.

Bizim gerçekçiliğimiz, sadece olanı değil, olması gerekeni de karmaşık nesnelliğin içinden çekip çıkarma ve ona devrimci müdahalede bulunma cüretidir.

Kurma ve hesaplaşma cüretimizi Nâzım’dan alıyoruz.

(…) ben bugünkü şartlar içinde, (…) 1941 senesinde kendi memleketimin insanları ve bu insanlar arasındaki münasebetlerle hesaplaşmak mecburiyetindeyim. 1941 senesi bütün dünya ve bu meyanda memleketim için de bir dönüm noktası oldu. Binaenaleyh altı ay evvelkine nazaran bu hesaplaşma şimdi daha da mühimdir.”14

Memleketimiz, halkımız, dünyamız ve insanlarımız için en güzel şiirlerimizi, en güzel hikayelerimizi yazacağız… Rahatlığımızdan, şahsi emniyetimizden yüzümüz kızaracak, dehşetli azap duyacağız, fakat Türk halkına ve dünyamızın insanlarına söyleyebileceklerimizin en güzellerini söyleyeceğiz.”15

  • 1

    Yön Dergisi, 7 Kasım 1962, Yıl: 1 Sayı: 47, Atatürk Özel Sayısı, sayfa 12 – 14

  • 2

    György Lukacs, Avrupa Gerçekçiliği, Payel Yayınevi, İstanbul, 1987, sayfa 11

  • 3

    V.İ. Lenin, Sanat ve Edebiyat, Payel Yayınları, İstanbul, 1976, sayfa 210 – 211

  • 4

     https://izmir.nhkm.org.tr/curume-edebiyatinin-anatomisi/

  • 5

    Yalçın Küçük, Küfür Romanları, İstanbul, 1988, sayfa 139

  • 6

    V.İ. Lenin, Collected Works, Cilt 38, Philosophical Notebooks, Progress Publishers, Moscow, 1977, Sayfa 182

  • 7

    Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar, Adam Yayınları, İstanbul, 1993, sayfa 47

  • 8

    Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler, Cilt 2, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1985, sayfa 386

  • 9

    György Lukacs, Avrupa Gerçekçiliği, Payel Yayınevi, İstanbul, 1987, sayfa 14

  • 10

    Nâzım Hikmet, a.g.e., sayfa 123

  • 11

    Maksim Gorki, Edebiyat Yaşamım, Payel Yayınevi, İstanbul, 1989, 43 – 44

  • 12

    https://haber.sol.org.tr/yazarlar/fide-lale-durak/sanatta-yeni-kurucu-irade-406457

  • 13

    Nâzım Hikmet, a.g.e., sayfa 81

  • 14

    Nâzım Hikmet, a.g.e., sayfa 88

  • 15

    Nâzım Hikmet, a.g.e., sayfa 91

GÖRÜŞ | Kurucu gerçekçilik 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-04-20 03:21:09 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku

Previous Post

Lüks otomobil yayaların arasına daldı: Sosyal medya ünlüsü ağır yaralandı 2026

Next Post

Savaşa verilen ara ve emperyalizmin düşük çeneli temsilcisi 2026

Next Post
Derinlemesine araştırmalar, kamu yararına konular, haberler ve seçilmiş gazetecilik raporları sunan araştırmacı gazetecilik web sitesi

Savaşa verilen ara ve emperyalizmin düşük çeneli temsilcisi 2026

Leave a Reply Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

  • Rating

Search / Търси в сайта

No Result
View All Result
гугъл новини, гоогле новини, гугъл нюз, гъгъл нюз, google news, news google, google.bg, news.google.bg, Юстиция, новини, последното, най-важното, видео, телевизия, радио, Новини, петър низамов

Recent Posts

  • Patronlar da korkar: Grev sürecinde psikolojik savaş 2026
  • Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü Emre Belözoğlu oldu 2026
  • Rönesans Rezidans davasında duruşma ertelendi 2026
  • Utku Çakırözer, gazeteci İsmail Arı’yı cezaevinde ziyaret etti: ‘İsmail yerde yatıyor’ 2026
  • Osman Korkut Kanadoğlu’na baro genel kurulundaki konuşması nedeniyle soruşturma 2026
  • Mekke İttifakı’nın İran görüşmesinden tek cümlelik sonuç bildirisi: ‘Görüşmelere devam’ kararı 2026
  • ASELSAN’ın yeni nesil güdüm kiti F-16’dan başarıyla ateşlendi 2026
  • CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Gürsel Tekin’den dikkat çeken açıklama 2026
  • Gereken son onay da geldi: Mısır Meclisi’nden Sisi’ye Suudi Arabistan’a asker gönderme yetkisi 2026
  • Yeşilay’dan yeni rapor! Bağımlılığın görünmeyen yüzünü ele aldılar 2026
  • Nida Seramik’te 150’ye yakın işçi aylardır maaşsız: Fabrika durdu, muhatap ortada yok 2026
  • Çin’in planındaki Türkiye detayı! Krize karşı önlem alıyorlar 2026
  • Lula’nın ikinci turda geri dönüşü: Brezilya’da emekçileri ne bekliyor, sorunlar nasıl çözülecek? 2026
  • Atilla Karaoğlan 3. kez derbide! Geçmiş iki maçın kart ve penaltı rakamları 2026
  • Şengal’de yeni denklem: PKK’yle bağlantılı 2 bin kişilik askeri güç Irak ordusuna entegre ediliyor 2026
  • Meteoroloji saat verip duyurdu! İstanbul dahil birçok ilde sağanak ve fırtına alarmı 2026
  • TKP’den 29 Ekim çağrısı: ‘Çalınan Cumhuriyeti geri almak için yürüyoruz’ 2026
  • Piyasalar yeni haftaya hızlı başladı! Altın ve petrol fiyatlarında hareketlilik! 2026
  • Yunanistan’ın hevesi kursağında kaldı! Macron’dan Türkiye kararı 2026
  • Amed’in başarısında kritik iki isim öne çıktı! 2026
  • Türkiye’nin 506’ncı kuş türü Manavgat’ta kaydedildi 2026
  • İran’dan Almanya’ya uyarı: Tüm askeri üs ve tesisleriniz hedef olur 2026
  • Sırbistan’da Vucic yenilgiyi kabul etti: ‘Seçimi kaybettik’ 2026
  • Avrupa’da uyanan sınıf bilinci 2026
  • Sırbistan’da sıcak saatler! Erken seçimde ülke karıştı! Vucic yenilgiyi kabul etti 2026
  • Üç işçi yaşamını yitirmişti: Zonguldak’taki madenin işletme müdürü tutuklandı 2026
  • Miçotakis Riyad’da: Yunanistan Suudi Arabistan’ın Patriot bataryası talebini kabul etti 2026
  • İsrail seçimlerinde sandıkta yerini alan eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot kimdir? 2026
  • İzmir’de Yeni Parti’den istifa eden yaklaşık 200 kişi CHP’ye katıldı 2026
  • Görevden alınan Oktay Saral kimdir, onu hangi vukuatlarıyla tanıyoruz? 2026
  • Göğsümüzü kabarttı! Milli sporcumuz dünya ikincisi! 2026
  • Gümüşte sert düşüş! 54 doların altına indi, UBS’den 80 dolar tahmini geldi 2026
  • Fon soruşturması: AKP’li eski vekil Ertan Aydın savcılık itirazı sonrası gözaltına alındı 2026
  • Dün ev hapsi verilmişti: Erdoğan’ın eski danışmanı Ertan Aydın hakkında yakalama kararı 2026
  • Türkiye’den denizde tarihi tatbikat: Geleceğin savaşı böyle olacak 2026
  • Turistik Doğu Ekspresi’nde bilet satışları yarın başlıyor! İlk sefer belli oldu! 2026
  • İmamoğlu’ndan fon vurgununa dair açıklama: ‘İBB operasyonlarıyla somut ilişkisi var’ 2026
  • Anne-kız aynı okulda KPSS’ye girdi 2026
  • ‘Beyaz TV’de jandarma araması’ iddiası: Osman Gökçek reddetti 2026
  • Italiano, transfer raporunu sundu! Kartal’ın ilk hedefi ortaya çıktı 2026
  • Fona para kaptıran AKP Genel Başkan Yardımcısı Zeybekci: Altı kamu kurumunun ihmaliyle ilgili 2026
  • Kabe ve Mescidi Nebevi imamlarından açıklama: Allah’ın emrine aykırı! Dinen suç! 2026
  • Kanada Başbakanı Mark Carney Kariye Camii’ni ziyaret etti! 2026
  • Yemen’den sürpriz Türkiye açıklaması! ‘Kilit bir ülke’ deyip duyurdu! Husilere kötü haber 2026
  • TGRT: CHP, Mekke İttifakı’na ‘evet’ oyu verecek 2026
  • Trump’tan bomba açıklama! İran’ı alarma geçirecek 2026
  • COP31 sınavı: Cengiz’in ortağı olduğu zirveyle aynı gün Cengiz’in 60 bin ağaca mal olacak madeni için karar verilecek 2026
  • NATO’ya verilen söz bütçede: Silahlanmanın zammı yoksullukla mücadeleyi aştı 2026
  • Yemen’den Türkiye açıklaması! ‘Kilit bir ülke’ deyip duyurdular! Mekke İttifakı mesajı 2026
  • AKP’nin kültür savaşlarında yeni raunt: Müstehcenlik, milli değerler ve diğer hassasiyetler 2026
  • Fon vurgununda gözaltına alınmıştı: Erdoğan’ın eski danışmanı Ertan Aydın serbest bırakıldı 2026
  • Üreticilerden glikozlu bal tepkisi! 2026
  • Fransa’da sokağa çıkma yasağı ve polis şiddeti halkı durduramadı: Yüz binler meydanları doldurdu 2026
  • İstanbul’da sıcak saatler: Türkiye ve Yemen’den son dakika görüşmesi 2026
  • Fon soruşturması: İnan Altınbaş ve Taha Çakmak dahil 15 tutuklama 2026
  • Aile geçmişini araştırırken sadrazam torunu çıktı! “Çeşme’nin üçte ikisi bizim” 2026
  • Yüzlerce gazeteci, binlerce yurttaş iktidarın saldırısına karşı sokakta: ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz!’ 2026
  • Tüketenlere etkili çözüm sunuyor! Kan şekerinizi hızlıca düşürüyor 2026
  • Tutuklu gazeteci Ağırel’den Osman Gökçek iddiası: ‘Yurtdışında 13 şirketle bağlantılı 150 milyon avroluk yatırım var’ 2026
  • Rafa kaldıran yandı: Metabolizmayı yavaşlatıyor! Direnci düşürüyor 2026
  • Abluka Günlükleri 234 | 23 Ekim 2026 Cuma 2026
  • Yunanistan Erdoğan siyasetinden ders almaya devam ediyor: ‘Libya’da masada yoktuk’ 2026
  • Murat Ağırel’in avukatı: Yalnızca iki soru soruldu, para hareketi sorulmadı, MASAK incelemesi talep ettik 2026
  • Trump’tan savaş gemisi tehdidi, Rubio’dan sefil çağrı: Küba tehditlere bağımsızlığına sahip çıkarak yanıt veriyor 2026
  • Çankırı’da feci kaza! Otomobil uçuruma yuvarlandı: 4 ölü, 1 yaralı 2026
  • Esad’ın Türkmen bölgesindeki katliamı: Erdoğan diyeni öldürdüler 2026
  • Türkiye’nin dibinde kirli ittifak! İsrail’den satın aldıkları füzeleri ateşlediler 2026
  • Yazar Cevat Özkaya için İstanbul’da taziye programı düzenlendi 2026
  • Kurtuluş Savaşı’na katılan 5 askerin mirasçılarına İstiklal Madalyası verilecek 2026
  • Trump’tan İran’a yeni saldırı tehdidi: ‘Bir operasyon daha yapabiliriz’ 2026
  • Zonguldak’taki maden patlaması: İşletmeci Salih Demir hakkında gözaltı kararı 2026
  • İzmir’de siyasi ilkesizlik, vurgun düzeni ve çözüm yolları konuşuldu: Barış Terkoğlu ve Kemal Okuyan İzmirlilerle buluştu 2026
  • Bayram tebriki 2026
  • MHP Genel Başkanı Bahçeli, Azerbaycan Büyükelçisi Reşad Aslanov’u ağırladı 2026
  • Eski SPK daire başkanı hakkında gözaltı kararı 2026
  • Gaziantep’in dev projeleri genç mimarlar için açık hava dersliğine dönüştü 2026
  • Zonguldak’ta bina çökmesi soruşturmasında 3 tutuklama 2026
  • Bakan Çiftçi, Erzurum Tanıtım Günleri’nde vatandaşlarla buluştu 2026
  • Yandaş yazar itiraf etti, Diyanet yalanladı: Gazze bağışları fonda eridi, yöneticiler görevden alındı 2026
  • Tunus’taki uluslararası tekstil fuarına Türkiye’den 72 firma katıldı 2026
  • Türk Telekom’da taşeron sonrası işçi kıyımı: Ya istifa ya sürgün 2026
  • Fransa’da halka yapılan saldırının arkasındaki şirketi Gezi Direnişi’nden hatırlıyoruz! 2026
  • Togg’dan göz alıcı tasarım! Adı belli oldu… 2026
  • Sırma, Hayat, Akmina… Üç ünlü marka da satıldı! İşte yeni alıcısı 2026
  • MEB denetiminde içeriği belirsiz ‘yarışma’: Okulların kapısı yine Hizbullah ile anılan vakfa açıldı 2026
  • Kilosu 50 bin TL! Üretimi için 5 yılda 50 bin ağaç dikildi 2026
  • Elektrik akımına kapılarak ölen 19 yaşındaki işçinin patronuna ilk duruşmada tahliye 2026
  • Avrupa sıcaktan kavruldu: 50 bin can kaybıyla tarihe geçti! 2026
  • Yeni Partili Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay ‘yolsuzluk’ soruşturmasında tutuklandı 2026
  • Libya kararı sonrası İsrail dağıldı! Tel Aviv, Türkiye’ye ateş püskürdü 2026
  • Hükümetten acil durum uyarısı! ‘3 günlük gıda ve su stoku yapın’ 2026
  • Yerel yönetimler reformu geliyor! AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Demir detayları anlattı 2026
  • Trump ‘her şeyin bir bedeli var’ deyip duyurdu: Son dakika İran duyurusu 2026
  • Süleymancılar soruşturmasında 19 tutuklama 2026
  • Çakalın İncili: Palamutlar, ACME ve yeni medya tekelleri 2026
  • Saramago’nun Görmek romanıyla bugüne bakmak 2026
  • TEDMEM raporu 2025! 2026
  • Kılıçdaroğlu’ndan AKP’ye: ‘Ülke yangın yeriyken hangi erken seçimi yapacaksınız?’ 2026
  • Hacıosmanoğlu, Sergen Yalçın tercihinin sebebini açıkladı! ‘Ayağıyla basket atan adam’ 2026
  • İletişim emekçileri 24 Ekim’de sokağa çıkıyor: ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz!’ 2026

    BİZE ULAŞIN

    Nelerle ilgileniyorsunuz?





    • За Нас – агенция за разследваща журналистика ЮСТИЦИЯ – Бургас, България
    • Рекламирайте с ЮСТИЦИЯ
    • Прозрачно управление
    • Докладване на проблем
    • Условия за ползване
    • Защита на данните
    • Правила на форума
    • Политика за бисквитките
    • Екип
    • Помощ
    • Карта на сайта
    • Статистика
    • Реклама
    • Контакти
    • Етичен кодекс на българските медии
    • RSS емисия
    • Често задавани въпроси (FAQ)
    • Задайте въпрос във форума
    • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski

    © 2026 JNews - Jegtheme tarafından geliştirilen Premium WordPress haber ve dergi teması.

    No Result
    View All Result
    • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
    • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
    • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
    • Sorular ve cevaplar – tartışma
    • Analizler
    • Dünya Haberleri
    • Siyaset
    • Soruşturmalar
    • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
    • Türkçe
      • العربية
      • Dansk
      • Deutsch
      • Ελληνικά
      • English
      • български
      • Čeština
      • Español
      • Français
      • עברית
      • Hrvatski
      • Magyar
      • Italiano
      • Lietuviškai
      • Latviešu valoda
      • македонски јазик
      • Norsk Bokmål
      • Nederlands
      • Polski
      • Português
      • Română
      • Русский
      • Slovenčina
      • Slovenščina
      • Српски језик
      • Svenska
      • Türkçe
      • Українська
      • 日本語
      • ไทย
      • فارسی
      • 中文 (中国)
      • Беларуская мова
      • Deutsch Austria
      • Deutsch Switzerland
      • shqiperia
      • English USA
      • Bosanski
    • İletişim

    © 2026 JNews - Jegtheme tarafından geliştirilen Premium WordPress haber ve dergi teması.

    Bu web sitesi çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Gizlilik ve Çerez Politikamızı inceleyin.