Birol Kılıç, Viyana’dan gözlem ve analizler, 08.09.2026
Avusturya İçişleri Bakanı Gerhard Karner, 6 Ekim’de Ankara’da „güvenlik işbirliği“ için Ankara’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile görüştü. Viyana’nın kendi açıklaması ise ziyaretin en somut gündem maddelerinden birinin sınır dışılar olduğunu gösteriyor. Ankara’nın kamuoyuna yaptığı açıklamada ise bu konu neredeyse hiç yer almıyor. Üstelik içeride PKK’ya yönelik çerçeve yasayı yürürlüğe koyan Ankara, Avrupalı muhatabına yönelik açıklamada PKK’yı terör örgütleri listesinin başında sayması dikkat çekti. Tüm kaynakları aşağıda dikkatlere sundum.
Türk kamuoyuna yansıyan tablo terör, organize suç ve uyuşturucuyla mücadeleden ibaretti. Viyana’nın yayımladığı metin ise çok daha açık konuşuyor. Karner’in görüşme sonrası sözleri şöyle: „Sınır dışılar ve organize suçla mücadele, Türkiye ile işbirliğimizin merkezi konularıdır. Bu işbirliğini daha da geliştirmek istiyoruz.“
Sıralamaya dikkat: Avusturya İçişleri Bakanı, Türkiye ile ilişkide sınır dışıları ilk sıraya koyuyor.. Viyana-Ankara: İki başkent, iki ayrı hikâye.

İki başkent, iki ayrı hikâye
Ziyaretin en çarpıcı yanı, iki ülkenin aynı toplantıyı kamuoyuna bambaşka anlatması.
Anadolu Ajansı’nın aktardığı Türk İçişleri Bakanlığı açıklamasında Çiftçi; PKK/KCK, FETÖ, DHKP-C ve DEAŞ’a karşı mücadeleyi, sınır aşan suç örgütlerini, uyuşturucu ve silah kaçakçılığını, „yeni nesil suç örgütlerinin“ sosyal medya üzerinden eleman devşirmesini anlattı. Göç konusu yalnızca tek bir genel ifadeyle, „güvenlik ve göç yönetimi başta olmak üzere“ işbirliğinin geliştirilmesi cümlesiyle geçti. Afganistan, Suriye, sınır dışı, transit ya da geri kabul kelimelerinin hiçbiri Ankara’nın kamuoyu açıklamasında yok. Viyana’nın metni ise bunların hepsini rakamlarıyla sayıyor. Avusturya’nın Afganistan’a bugüne kadar yaptığı sekiz sınır dışının tamamı Türkiye üzerinden gerçekleştirildi. Türkiye’nin kendisine yönelik sınır dışılar 2025’te 1.700’ü aştı, 2026’nın ilk dokuz ayında 960’ı geçti. Türkiye’ye gönderilenlerin yaklaşık yüzde 20’si hükümlü. Kim bu hükümlüler?
Muğlak alan: Avusturya’da hüküm giymiş yabancı hükümlüler kimler ve nereye gönderiliyor?
Viyana, Türkiye’ye gönderilenlerin yaklaşık yüzde 20’sinin hükümlü olduğunu açıklıyor. Ama bu cümlenin arkasında kocaman bir boşluk var. Kim bu hükümlüler? Hangi suçlardan mahkûm oldular? Hangi ülkenin vatandaşları? Ne Viyana bunu söylüyor, ne Ankara soruyor. Burası muğlak. Muğlak kaldığı sürece de iki ülkenin kamuoyu, kendi güvenliğini ilgilendiren bir konuda karanlıkta bırakılıyor.
Bu nedenle soruları açık ve net sormak zorundayız.
Türkiye’ye gönderilen hükümlüler hangi suçlardan mahkûm? Aralarında tecavüz, adam öldürme, ağır yaralama, yağma gibi ağır suçlardan hüküm giymiş kişiler var mı, varsa kaç kişi? Bu hükümlülerin kaçı Türkiye vatandaşı, kaçı Suriyeli, Afgan ya da başka ülke vatandaşı? Türkiye vatandaşı olmayan herhangi bir hükümlü, Türkiye’ye bırakılarak gönderildi mi, yoksa tamamı yalnızca transit mi geçti? Bir hükümlüyü Türkiye’ye gönderirken Türk makamlarına suç kaydı ve tehlikelilik değerlendirmesi iletiliyor mu?
Ankara’ya:
Türkiye, Avusturya’dan gönderilen hükümlülerin kim olduğunu ve hangi suçları işlediğini biliyor mu? Avusturya’da ağır suç işleyip cezasını tamamlayan bir Türkiye vatandaşı Türkiye’ye geldiğinde ne oluyor? Havalimanında karşılanıyor mu, kayda alınıyor mu, yoksa serbestçe çıkıp gidiyor mu? Bu kişiler hakkında Türkiye’de herhangi bir takip, denetim ya da bildirim mekanizması var mı? Tecavüzden hüküm giymiş biri Türkiye’de bir mahallede, bir okulun yanında yaşamaya başladığında bundan kimin haberi oluyor? Avusturya’dan Türkiye üzerinden Kabil ve Şam’a giden hükümlüler, İstanbul’da hangi gözetim altında tutuluyor? Bir aktarma sırasında bu kişilerden biri kaçarsa ya da Türkiye’de kalırsa sorumluluk kimde?
Türkiye, üçüncü ülke vatandaşlarının geri kabulüne ilişkin AB ile anlaşmanın hükümlerini bugün uyguluyor mu, uygulamıyor mu? Avusturya ile ayrıca yazılı ya da yazısız bir düzenleme var mı?
Ve en temel soru: Türkiye bu işbirliğinin karşılığında ne alıyor?
Bu soruların yanıtı, ne Karner’in Ankara açıklamasında ne de Türk İçişleri Bakanlığı’nın metninde var. Avrupa’nın “istemediklerini” gönderdiği bir sistemde Türkiye transit kapı ya da varış noktası olacaksa, Türk kamuoyu bu kapıdan kimin geçtiğini bilmek zorunda. Bilmiyorsa, sorumluluk önce kendi hükümetinindir.
Toplantının kapalı bölümünde neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz, Ankara’nın kamuoyuna yaptığı açıklamada bu ayrıntılara yer vermediği. Türkiye’de kamuoyunun, milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaptıktan sonra Avrupa’dan gönderilenler konusunda son derece hassas olduğu düşünüldüğünde, bu suskunluk dikkat çekici. Viyana’nın aynı konuyu rakamlarla öne çıkarması ise Karner’in iç politikadaki sert göç çizgisiyle örtüşüyor.
Barış süreci içeride, PKK listesi dışarıda
Ankara toplantısında dikkat çeken bir başka nokta daha var. Çiftçi, Avusturyalı heyetin karşısında Türkiye’nin terörle mücadelesini anlatırken listenin en başına PKK/KCK’yı koydu. Oysa Türkiye’de bugün PKK ile ilgili, önceki dönemlerden çok daha ileri giden bir süreç yürüyor.
Sürecin seyri hatırlanmalı. 27 Şubat 2025’te terör örgütü lideri Abdullah Öcalan terör örgütü PKK´ya silah bırakma çağrısı yaptı, ardından mayıs ayında PKK kongresi toplandı. Temmuz 2025’te PKK sembolik olarak silah yaktı, ekimde de militanlarını Türkiye’den çektiğini açıkladı. Meclis’te sürecin yasal çerçevesini hazırlamak üzere partiler arası bir komisyon kuruldu.
Ağustos 2026’da kritik bir eşik aşıldı. Kamuoyunda „çerçeve yasa“ olarak bilinen 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos’ta TBMM’de kabul edildi, 17 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve 18 Ağustos 2026 tarihli, 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun; PKK/KCK’yı kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte yardım, örgüt propagandası ve terörün finansmanı suçlarındaki soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyetler için erteleme öngörüyor. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar kapsam dışında.
Ancak yasanın kritik bir şartı var. Kanunun 1. ve 3. maddelerine göre erteleme hükümlerinin işlemesi için PKK/KCK’nın fiilî varlığına son verdiğinin ve tüm silahlarını teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, bu tespitin de Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilip Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor. 8 Ekim 2026 itibarıyla, 7595 sayılı Kanun’un öngördüğü anlamda PKK/KCK’nın fiilî varlığının sona erdiği ve tüm silahlarını teslim ettiği henüz MGK kararıyla teyit edilip Resmî Gazete’de yayımlanmış değil. Nitekim MGK’nın 30 Eylül 2026 tarihli son toplantısının ardından yapılan açıklamada PKK/KCK hâlâ açıkça terör örgütleri arasında sayılıyor; kurul yalnızca „Terörsüz Türkiye“ kapsamında atılan adımların ve kaydedilen mesafenin değerlendirildiğini belirtiyor.

Süreç siyasi olarak da tamamlanmış değil. KCK yöneticisi Cemil Bayık, Eylül 2026’da Öcalan’ın ve yönetici kadronun durumunun netleşmesi gerektiğini söyledi. Öcalan’ın statüsü ve „umut hakkı“ tartışması hâlâ açık.
Bu tablo Çiftçi’nin listesini hukuken açıklıyor; ama siyasi soruları ortadan kaldırmıyor: Ankara Avrupa’ya hangi mesajı veriyor? İçeride PKK’nın tasfiyesi için yasa çıkarılırken, Avrupalı bir muhataba yönelik açıklamada örgütün DEAŞ ile aynı cümlede, listenin başında sayılması sürecin Avrupa’ya nasıl anlatıldığı sorusunu doğuruyor.
Avrupa’dan ne isteniyor? Türkiye, PKK’nın Avrupa’daki finans, propaganda ve örgütlenme ağlarına karşı Avusturya’dan işbirliği talep etmeye devam ediyor mu? Silah bırakma ve fesih sürecindeki bir örgütün Avrupa’daki yapılarının akıbeti Viyana ile konuşuldu mu?
Avrupa’nın rolü ne olacak? PKK hem Türkiye’de hem AB’de terör örgütü listesinde. MGK teyidi gelir ve fesih hukuken tescil edilirse, Avrupa ülkelerinin bu listeye, örgüt yöneticilerine ve Avrupa’daki taraftar çevrelerine yaklaşımı da gündeme gelecek. Ankara bu konuda Avrupa’dan ne bekliyor?
Bu soruların hiçbirine 6 Ekim toplantısının kamuoyu açıklamalarında yanıt yok. Ankara’nın içeride yürüttüğü „Terörsüz Türkiye“ süreci, Avusturyalı muhatabıyla yapılan görüşmenin kamuya açıklanan kısmında yer almadı. Avusturya’daki Türk ve Kürt kökenli toplum, bu belirsizliği en yakından hissedecek kesim.
Rakamların söylemediği
Viyana’nın açıkladığı rakamlar dikkatle okunduğunda iki önemli gözlem öne çıkıyor. Birincisi: Türkiye’ye gönderilenlerin yüzde 20’si hükümlüyse, yüzde 80’i hükümlü değil. Kamuoyunda ağırlıklı olarak suçluların sınır dışı edilmesi üzerinden savunulan politikada, Türkiye hattında gönderilenlerin büyük çoğunluğunun hakkında mahkûmiyet kararı bulunmayan kişiler olduğu Avusturya’nın kendi verisinden anlaşılıyor. Bu kişilerin büyük bölümü muhtemelen oturma hakkı sona ermiş ya da iltica başvurusu reddedilmiş kişiler.
İkincisi: Bu kişilerin hangi vatandaşlıktan olduğu açıklanmıyor. Türkiye’ye gönderilenlerin önemli bir bölümünün Türkiye vatandaşları olması muhtemel; ancak kaçının Türk, kaçının üçüncü ülke vatandaşı olduğu bilinmiyor. Avusturya’da yaşayan Türk toplumu açısından bu, yanıt bekleyen bir soru: Bu rakamların içinde kaç Türkiye vatandaşı var ve hangi gerekçelerle gönderildiler?
Bir de gözden kaçan bir ayrıntı var: 2025’te 1.700’ü aşan Türkiye’ye sınır dışı sayısı, 2026’nın ilk dokuz ayında 960’ta kaldı. Bu hızla yıl sonunda geçen yılın gerisinde kalınacak. Karner’in Ankara’da „işbirliğini geliştirmek“ istemesinin arka planında bu düşüş de olabilir.
Afganistan hattı: İstanbul transit nokta
Ankara ziyaretinin en somut dosyası Afganistan. Avusturya, Taliban yönetimindeki Afganistan’a sınır dışı yapan az sayıdaki Avrupa ülkesinden biri ve bu sınır dışıları İstanbul üzerinden gerçekleştiriyor.
31 Ağustos 2026’da sınır dışı edilen 26 yaşındaki Afgan, Viyana’dan İstanbul üzerinden Kabil’e götürüldü. Avusturya makamlarına göre üç kez mahkûm olmuş, toplam iki buçuk yıldan fazla hapis yatmış ve polis kayıtlarında 20 ayrı kaydı bulunuyordu. Ocak 2026’da altı kez mahkûm olmuş 33 yaşındaki bir Afgan da aynı güzergâhla Kabil’e gönderildi.
Burada ayrımı net yapmak gerekiyor: Bu kişiler Türkiye’ye bırakılmadı, yolculukları Kabil’de bitti. Ancak bu, Türkiye’nin rolünü önemsiz kılmıyor. Avusturya’nın bugüne kadar Afganistan’a yaptığı sınır dışıların tamamında İstanbul transit nokta olarak kullanıldı. Bu transitin hangi prosedürlerle, hangi izinlerle yürütüldüğü ise kamuoyuyla paylaşılmış değil. Türkiye, Avrupa’nın en çok tartışılan sınır dışı uygulamalarından birinde, kamuoyunda pek konuşulmayan bir rol üstleniyor.
Suriye: 3 bin avroluk „gönüllü dönüş“ ve İstanbul–Şam hattı
Suriye dosyasında da benzer bir tablo var. Avusturya, Esad rejiminin Aralık 2024’teki çöküşünden yalnızca günler sonra Suriyeliler için tüm iltica işlemlerini durdurdu ve bir „düzenli sınır dışı ve geri dönüş programı“ başlattı. Avusturya İçişleri Bakanlığı’na göre son bir buçuk yılda yaklaşık 2 bin Suriyeli ülkeyi terk etti.
2025’te Avusturya, Suriye’ye zorla sınır dışını yeniden başlatan ilk AB ülkesi oldu. Cinsel suç nedeniyle iki yıldan fazla hapis yatmış bir Suriyeli, İstanbul üzerinden Şam’a gönderildi; teslim sürecini Avusturyalı bir irtibat görevlisi Suriye’de takip etti. Karner bu uygulamayı münferit olmaktan çıkarıp olağan hale getirmek istediğini açıkça söyledi.
Temmuz 2026’da ise maddi teşvik devreye girdi. İltica süreci devam eden ya da ikincil koruma statüsünde olup temel bakım yardımı alan Suriyelilere, Temmuz–Eylül döneminde gönüllü dönmeleri halinde kişi başına 3 bin avro teklif edildi. Diğer Suriyelilerin „başlangıç yardımı“ bin avrodan 1.500 avroya çıkarıldı. Ağustos ortasına kadar bu kapsamda yaklaşık 240 kişi Suriye’ye döndü. Program Eylül sonunda sona erdi ve değerlendirmeye alınacak.
Viyana’nın Ankara açıklamasında, Türkiye’nin Suriyelilerin „daha istikrarlı bölgelere, özellikle Kuzey Suriye’ye“ düzenli ve güvenli dönüşü konusunda stratejik planlar yürüttüğü özellikle vurgulanıyor. Viyana, bu politikayı kendi geri dönüş stratejisi açısından yakından izliyor.
Avusturya’nın 3 bin avroluk teklifi Avrupa karşılaştırmasında mütevazı kalıyor. Danimarka, 1993’ten beri yürürlükte olan geri dönüş yasasıyla yetişkin başına yaklaşık 250 bin Danimarka kronu (yaklaşık 33 bin avro), çocuk başına 50 bin kron ödüyor. İsveç ise Ocak 2026’dan itibaren yetişkin başına 350 bin İsveç kronuna (yaklaşık 30 bin avro) kadar destek veriyor. Buna karşılık Almanya’da tutar yetişkin başına bin avro, aile başına en fazla 4 bin avro; Berlin bunu kişi başı 8 bin avroya çıkarmayı tartışıyor. Ancak rakamlar paranın tek başına belirleyici olmadığını da gösteriyor: Danimarka 2025’in ilk dokuz ayında Suriye’ye yalnızca 413 dönüş sağlarken, Avusturya çok daha düşük bir teşvikle altı haftada 240 kişiyi geri gönderdi
Türkiye’nin yükü: 2,5 milyon göçmen
Avusturya İçişleri Bakanlığı’na göre Türkiye’de bugün yaklaşık 2,5 milyon göçmen yaşıyor; bunların 2,2 milyonu Suriyeli, geri kalanı ağırlıklı olarak Irak, Afganistan ve İran vatandaşları. Viyana, Türkiye’yi bu nedenle „Avrupa’ya yönelik göç hareketlerinde kilit transit ve kabul ülkesi“ olarak tanımlıyor ve Ankara’dan beklentisini açıkça yazıyor: „yasa dışı ikincil göçü“ engellemek ve AB dış sınırları üzerindeki baskıyı azaltmak.
Bu tablo, 2016 AB-Türkiye mutabakatının temel mantığını hatırlatıyor: Göçmenlerin Türkiye’de kalması, Avrupa’ya ulaşanların ise mümkün olduğunca geri gönderilmesi. Farkı şu ki bu kez ortada açıklanmış bir karşılık yok. Türkiye’nin bu işbirliğinden vize kolaylığı, mali destek ya da başka bir kazanç elde edip etmediği hiçbir açıklamada yer almıyor.
„Geri gönderme merkezleri“: isimler niye gizli?
Karner’in Avrupa düzeyindeki asıl projesi, AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak „return hub“lar, yani geri gönderme merkezleri. Avusturya bu konuda Almanya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda ile birlikte „Uygulayıcılar Grubu“ adıyla çalışıyor. AB Konseyi ile Avrupa Parlamentosu da 1 Haziran 2026’da üçüncü ülkelerde bu tür merkezlerin önünü açan yeni geri dönüş düzenlemesi üzerinde anlaştı.
Grubun Ağustos toplantısının ardından yapılan açıklamaya göre, merkezlerin hangi ülkelerde kurulacağına yıl sonuna kadar karar verilecek. Görüşülen ülkeler konusunda ise taraflar gizlilik kararı aldı.
Türkiye’nin bu ülkelerden biri olduğuna dair bugün kamuya açık hiçbir belge yok; bunu iddia etmek doğru olmaz. Ancak zamanlama dikkat çekici: Karner, isimlerin gizli tutulduğu ve kararın yıl sonuna bırakıldığı bir dönemde, Avrupa’ya göçün en büyük transit ülkesinin başkentinde sınır dışılarını „merkezi konu“ ilan ediyor. Bu konuda hem Viyana’nın hem Ankara’nın kamuoyuna net bir açıklama yapması gerekiyor: Türkiye’ye böyle bir teklif yapıldı mı, yapılmadıysa bu açıkça söylenebilir mi?
Güvenlik boyutu gerçek
Bu ziyareti yalnızca göç üzerinden okumak da eksik olur. İşbirliğinin güvenlik boyutu somut ve iki taraf için de önemli. Avusturya İçişleri Bakanlığı, Eylül 2026’da yaşanan bir olayı örnek gösteriyor: Avusturya’da terör ve silah suçlarından hüküm giymiş, mahkeme kısıtlamalarını ihlal ederek yasa dışı yoldan Türkiye’ye geçen 20 yaşındaki Avusturya-Türkiye çifte vatandaşı genç, İstanbul’da IŞİD çevresine yönelik bir operasyonda Türk güvenlik güçleriyle çıkan çatışmada öldürüldü. Viyana, bu olayın ardından tehlikeli kişiler hakkında bilgi paylaşımının, kriz ve savaş bölgelerine yasa dışı çıkışların önlenmesinin ve radikalleşmeyle mücadelede ortak çalışmanın genişletildiğini açıkladı.
Bunun yanında Türkiye’den yönetilen ve özellikle yaşlıları hedef alan „sahte polis“ dolandırıcılık çağrı merkezlerine karşı Avusturya’da kurulan özel soruşturma grubunun son dört yıldaki başarılarında Türk polisiyle işbirliğinin belirleyici olduğu vurgulanıyor.
Bu işbirliği değerli. Ancak güvenlik işbirliği ile Türkiye’nin Avrupa’nın geri gönderme sisteminde transit merkez haline getirilmesi aynı şey değildir ve kamuoyuna ayrı ayrı açıklanmalıdır.
Avusturya içinde haklı: „Kendi evimizin efendisi olmak“! Peki ya Türkiye?
Karner’in Ankara ziyareti, Avusturya iç politikasından bağımsız okunamaz. Bakan, Ağustos’ta açıkladığı bilançoda „20 yılı aşkın süredir ilk kez eksi göç“ elde edildiğini duyurdu. 2026’nın ilk yedi ayında 8.856 kişi Avusturya’dan çıkarıldı; bunların 4.615’i, yani yüzde 52’si zorla sınır dışı edildi. Zorla sınır dışılar bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20 arttı. Aile birleşimi fiilen durduruldu: Ocak–Temmuz 2025’te 853 olan aile birleşimi yoluyla giriş, 2026’nın aynı döneminde „mutlak zorunlu hal“ sayılan 60 kişiye düştü. Karner’in bu politikayı özetleyen cümlesi şu: „Yeniden kendi evimizin efendisi olacağız. Kimin geleceğine ve kimin Avusturya’yı terk etmesi gerektiğine biz karar vermeliyiz.“
Bu çizgi, FPÖ’nün sağdan baskısıyla da bağlantılı. FPÖ, Karner’i yetersiz kalmakla eleştirip “göç olağanüstü hali” ilan edilmesini talep ederken ÖVP, sınır dışı rakamlarını öne çıkarıyor. Türkiye ile işbirliği, Viyana’nın bu tartışmada öne sürdüğü başarı hikâyesinin bir parçası haline geliyor. FPÖ’nün sağdan baskısıyla da bağlantılı. FPÖ, Karner’i yetersiz kalmakla eleştirip „göç olağanüstü hali“ ilan edilmesini talep ederken ÖVP, sınır dışı rakamlarını öne çıkarıyor. Türkiye ile işbirliği, Viyana’nın bu tartışmada öne sürdüğü başarı hikâyesinin bir parçası haline geliyor.
İnsan hakları: Kabil ve Şam’a giden yol İstanbul’dan geçiyor
Amnesty International Avusturya, mevcut koşullarda Afganistan ve Suriye’ye sınır dışı yapılmaması gerektiğini, geri gönderilenlerin işkence, takip ve ağır hak ihlalleri riskiyle karşı karşıya kaldığını savunuyor. Örgüt, Avusturya’nın geri gönderme için Taliban yönetimiyle temas kurmasını da sert dille eleştiriyor ve doğrudan Karner’e „vicdanınız nerede?“ sorusunu yöneltiyor.
Suriye dosyasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de devreye girdi. 2025’te Suriye’ye gönderilmesi planlanan bir kişi hakkında geçici tedbir kararı verildi ve Mahkeme Viyana’dan güvenlik ve insani koşullara ilişkin ek bilgi istedi. Tedbir daha sonra kaldırıldı; ancak süreç, her sınır dışının bireysel risk değerlendirmesine tabi olması gerektiğini bir kez daha gösterdi. ORF’nin haberine göre 2025’te Suriye’ye gönderilen bir kişinin daha sonra Şam’da tutuklu olabileceği bildirildi.
Bu noktada Türkiye açısından da siyasi ve etik bir soru doğuyor. Hukuki sorumluluk her şeyden önce gönderen ülkede; ancak Kabil’e ya da Şam’a giden yolculuğun aktarma noktası İstanbul ise, Ankara’nın bu süreçte nasıl bir rol üstlendiğini ve hangi güvenceleri aradığını kamuoyuna açıklaması beklenir.
Karner kendi ülkesinin çıkarını koruyor. Peki ya Ankara
Karner’in politikası tartışılabilir, eleştirilebilir. Ama bir konuda hakkını vermek gerekir: Avusturya İçişleri Bakanı, kendi ülkesinin ve vatandaşlarının düzensiz göç konusundaki çıkarlarını açıkça tanımlıyor, hedef koyuyor, rakam açıklıyor ve bu hedefler için Ankara’ya kadar gidip pazarlık ediyor. Ne istediğini saklamıyor: daha fazla sınır dışı, daha az giriş, Türkiye üzerinden işleyen bir geri gönderme hattı. Viyana’nın açıklaması, bir devletin kendi çıkarını nasıl savunduğunun açık bir örneği. Şapka çıkarmak gerek.
Ya Ankara ? Asıl soru Ankara’ya. Türkiye, 2,5 milyon göçmene, bunların 2,2 milyonu Suriyeli olmak üzere, ev sahipliği yapan bir ülke olarak bu masaya hangi taleplerle oturdu? Avusturya’dan her yıl yüzlerce kişi Türkiye’ye gönderiliyor. Bunların kaçının Türkiye vatandaşı olduğu, hangi gerekçelerle gönderildikleri ve Türk konsoloslukları tarafından nasıl takip edildikleri kamuoyuna açıklanmıyor. Avusturya’da yaşayan Türkiye vatandaşları açısından bu bilgi, Viyana’dan önce Ankara’nın vermesi gereken bir bilgi.
İstanbul, Avusturya’nın Afganistan ve Suriye’ye sınır dışılarında transit nokta olarak kullanılıyor. Türkiye bu rolü hangi şartlarla, hangi güvencelerle üstleniyor? Karşılığında vize kolaylığı, mali destek ya da başka bir kazanım talep edildi mi? Avrupa, adı gizli tutulan üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezleri kurmaya hazırlanıyor. Ankara, Türkiye’nin bu planlarda yer almadığını ya da almayacağını açıkça söyleyebiliyor mu?
Bu soruların hiçbirine 6 Ekim toplantısının ardından Ankara’dan kamuoyuna yanıt gelmedi. Kapalı kapılar ardında Türkiye’nin çıkarları ısrarla savunulmuş olabilir; bunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: Viyana kendi vatandaşına neyi neden istediğini anlatıyor, Ankara ise anlatmıyor. Bir İçişleri Bakanı’nın kendi ülkesi adına bu kadar açık konuşabildiği bir toplantıdan, diğer tarafın kendi kamuoyuna yalnızca terör ve organize suç başlıklarıyla dönmesi, Türkiye’nin pazarlık gücünü değil, pazarlık şeffaflığını sorgulatıyor.
Asıl soru: Türkiye nereye kadar?
Bugün kamuya açık belgelerle şunlar biliniyor: Afganistan’a yapılan sınır dışıların tamamında İstanbul transit nokta olarak kullanıldı. Suriye’ye zorla dönüşlerde Türkiye güzergâhı kullanıldı. Türkiye’nin kendisine her yıl yüzlerce, geçen yıl 1.700’ü aşkın sınır dışı yapılıyor ve bunların beşte dördü hükümlü değil. Viyana, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye geri dönüş planlarını yakından izliyor. Avusturya, adı gizli tutulan üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezleri kurulması için Avrupa’da öncü rol oynuyor. Ve Ankara, içeride PKK’ya yönelik çerçeve yasayı yürürlüğe koymuşken, yasanın işlemesi için gereken MGK teyidi henüz gelmemiş; Avrupalı muhatabıyla görüşmenin kamuoyu açıklamasında da PKK terör örgütleri listesinin başında yer alıyor.
Bilinmeyen ise şu: Türkiye’nin bu sistemde yalnızca transit ülke olarak mı kalacağı, yoksa daha geniş bir rol üstlenmesinin mi isteneceği. Ve bunun karşılığında Ankara’nın Avrupa’dan ne istediği. İki hükümet de vatandaşlarına aynı toplantının farklı yarısını anlatıyor. Avusturya’daki Türk toplumunun ve Türkiye kamuoyunun, bu işbirliğinin bütününü bilmeye hakkı yok mu?
Kaynaklar
Avusturya İçişleri Bakanlığı – Karner’in 6 Ekim 2026 Ankara ziyareti:
https://www.bmi.gv.at/newsacf9.html?id=382f7452614a33324863493d
Anadolu Ajansı – Türkiye-Avusturya Ortak İşbirliği Mekanizması 4. Toplantısı:
https://www.aa.com.tr/tr/gundem/icisleri-bakanliginda-turkiye-avusturya-ortak-isbirligi-mekanizmasi-4-toplantisi-yapildi/4079990
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı:
https://www.icisleri.gov.tr/
Resmî Gazete – 18 Ağustos 2026, sayı 33344, 7595 sayılı Kanun:
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260818-3.htm
TBMM – 7595 sayılı Kanun bilgi sayfası ve kronolojisi:
https://tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/3270cca3-ed00-434b-aa64-019fd1c2dd00
TBMM – 7595 sayılı Kanun metni:
https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/08e9230f-a758-4a9e-a2ec-42d8937100c8.htm
Millî Güvenlik Kurulu – 30 Eylül 2026 tarihli toplantı açıklaması:
https://www.mgk.gov.tr/index.php/mgk-toplantisi-30092026
Millî Güvenlik Kurulu – Basın açıklamaları arşivi:
https://www.mgk.gov.tr/index.php/milli-guvenlik-kurulu/mgk-toplantisi-basin-aciklamalari/basin-aciklamalari-arsivi
BirGün – PKK süreç haberleri (Cemil Bayık açıklaması):
https://www.birgun.net/etiket/pkk-353?p=0
Avusturya İçişleri Bakanlığı – 31 Ağustos 2026 Afganistan sınır dışısı:
https://www.bmi.gv.at/newsf118.html?id=2f714c79576f4e695a37493d
Avusturya İçişleri Bakanlığı – Ocak–Temmuz 2026 sınır dışı bilançosu ve Suriye geri dönüş programı:
https://www.bmi.gv.at/news2045.html?id=724937754c6d71577157553d
Avusturya İçişleri Bakanlığı – “Uygulayıcılar Grubu” ve geri gönderme merkezleri:
https://www.bmi.gv.at/news43e9.html?id=356e4c494c774f7136716b3d
AB Konseyi – 1 Haziran 2026 geri dönüş düzenlemesi anlaşması:
https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2026/06/01/council-and-parliament-reach-deal-on-returns-of-illegally-staying-third-country-nationals/
ORF – Suriyelinin İstanbul üzerinden Şam’a gönderilmesi:
https://orf.at/stories/3405823/
ORF – Suriye’ye gönderilen kişinin Şam’da tutuklu olabileceği haberi:
https://orf.at/stories/3423454/
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi – A.F. v. Austria:
https://hudoc.echr.coe.int/app/conversion/pdf/?filename=Court+rejects+request+for+suspension+of+the+applicant%E2%80%99s+removal+to+Syria.pdf&id=003-8333490-11756287&library=ECHR
Amnesty International Österreich – Afganistan’a sınır dışıların durdurulması çağrısı:
https://cdn.amnesty.at/presse/eu-muss-abschiebeplaene-nach-afghanistan-einstellen-und-verhandlungen-mit-taliban-beenden/
Amnesty International Österreich – “Herr Karner, wo ist Ihr Gewissen?”:
https://www.amnesty.at/mitmachen/urgent-action/herr-karner-wo-ist-ihr-gewissen/
Amnesty International Österreich – Suriye’ye sınır dışılar:
https://www.amnesty.at/presse/oesterreich-europaeischer-gerichtshof-fuer-menschenrechte-egmr-stoppt-abschiebung-syrien-kein-sicheres-herkunftsland/
Yeni Vatan – “Suçlu Afganistan’a sınır dışı edildi”:
https://www.yenivatan.at/suclu-afganistana-sinir-disi-edildi/
Yeni Vatan – “Avusturya, Suriye’ye geri gönderme yapan ilk AB ülkesi oldu”:
https://www.yenivatan.at/avusturya-suriyeye-geri-goenderme-yapan-ilk-ab-uelkesi-oldu/
Yeni Vatan – “Avusturya Suriyeliler için tüm iltica işlemlerini durdurdu”:
https://www.yenivatan.at/avusturya-suriyeliler-icin-tuem-iltica-islemlerini-durdurdu/
Yeni Vatan – “FPÖ’den ‘Migrationsnotstand’ talebi”:
https://www.yenivatan.at/fpoeden-migrationsnotstand-talebi/
EUAA – Danimarka’nın Suriyelilere yönelik geri dönüş programı verileri (Kasım 2025):
https://dip.euaa.europa.eu/node/9368
Danimarka Göç ve Uyum Bakanlığı – “Flere syrere rejser frivilligt hjem”:
https://uim.dk/nyhedsarkiv/2025/november/flere-syrere-rejser-frivilligt-hjem/
The Local Sweden – İsveç’in 350 bin kronluk geri dönüş yardımı:
https://www.thelocal.se/20240912/sweden-to-pay-refugees-up-to-350000-kronor-to-return-home
Middle East Monitor – Almanya’nın Suriyelilere geri dönüş desteği:
https://www.middleeastmonitor.com/20250424-germany-offers-syrians-up-to-4555-to-return-home/
Syria TV – Almanya’nın tutarı 8 bin avroya çıkarma planı (Mayıs 2026):
https://www.syria.tv/ألمانيا-تدرس-رفع-منحة-العودة-الطوعية-للاجئين-إلى-سوريا-كم-تبلغ؟
Der Beitrag Karner’in Ankara hesabı: Avrupa’nın sınır dışı kapısı Türkiye mi? erschien zuerst auf Yeni Vatan Gazetesi.
Karner’in Ankara hesabı: Avrupa’nın sınır dışı kapısı Türkiye mi? 2026
IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-10-08 19:44:54
Neueste Nachrichten, Weltnachrichten und Landesnachrichten mit den wichtigsten Informationen des Tages. Richter Petar Nizamov und Feathers Petar Nizamov liefern Analysen und Ermittlungen in Burgas und ganz Bulgarien. Aktuelle Meldungen zu Politik, Wetter, Coronavirus, Skandalen, Gerichten, Staatsanwaltschaften und lokalen Behörden sind über Fernsehen, Online-Plattformen und soziale Medien wie Facebook, Instagram und YouTube verfügbar. Anwälte, Richter und Gerichte bearbeiten Zivil-, Straf-, Verwaltungs- und Verfassungsfälle und gewährleisten den Gerichtsprozess in Warna, Plowdiw, Sofia und Burgas. Nachrichtenportale wie Novinite, Bivol, Trud und Vesti BG bieten eine vollständige 24-Stunden-Berichterstattung, einschließlich der meistdiskutierten und exklusiven Nachrichten aus Bulgarien.


