iustitia.bg
Soru hem dünya hem de ülke düzlemleri bakımından geçerli. II. Savaş sonrasında kapitalist dünya düzenini yeniden biçimlendiren kurallar ve kırılmalar II. ve III. küreselleşme dalgalarıyla ve bu dalgaların çeşitli evrelerini uluslararası düzlemde belirleyen regülasyonlarla (Bretton Woods [1944], Washington [1989] ve Post-Washington [1999] Uzlaşıları) ortaya çıkmaktaydı. Ama artık III. küreselleşme dalgasının ve onun birikim modeli olan neoliberal dünyanın, yani üretimin/finansın ve tedarik zincirlerinin uluslararasılaşmasını düzenleyen ihtiyari kurallar sisteminin sonuna gelinmişti. Trump’ın ikinci dönemi, bir süreç olarak hayli yol kateden ve güçlünün kendi kurallarını dayattığı bir yeni dünya düzenini pekiştirmekten başka bir şey yapmıyordu aslında.
Bu, kapitalist dünya açısından, bir yıkım süreciydi. Kural-yıkıcı bir süreç. Yeni kurallar ise uluslararası bir uzlaşının sonucunda doğmayacaktı; askeri gücü elinde tutanın dediği olmalıydı. Hatta bunlar sıkı kurallardan ziyade keyfi esnetmelere açık olmalıydı ki hegemonun değişen ihtiyaçlarına yanıt verebilsin.
Aslında hegemon da eski hegemon değildi. Ekonomik üstünlüğünü kaybetmekteydi; birçok alanda şimdiden geçilmişti. Sorun da buydu zaten: Ekonomik/teknolojik açılardan hegemonyası gerileyen güç, eğer askeri olarak hâlâ tartışılmaz bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyorsa, bu defa üstünlüğünü jeopolitik üzerinden yeniden kurgulamaya çalışacaktı. Süreci hızlandıran şey de buydu: Rakip hegemon adayı askeri bakımdan kendisiyle boy ölçüşebilir düzeye gelmeden onu jeopolitik hamlelerle sıkıştırmak, sindirmek veya onu hiç istemediği erken bir bölgesel kapışmaya zorlamak. Jeopolitik hamleler, dünya enerji kaynaklarının ve stratejik madenlerinin kontrolünü ele geçirmekten, ekonomik, teknolojik askeri ve finansal ambargolara/yaptırımlara kadar çeşitlenebilen bir alanda oynanmakta.
Bu bağlamda ele alındığında, Venezuela-İran askeri müdahaleleri birbirini tamamlamakta, aynı amaca hizmet etmekte. Keza, Ukrayna’da Rusya’nın karşısına ABD öncülüğünde Batı blokunun çıkarılması, İsrail’in hedefindeki Gazze’nin Batı’nın işbirlikçi onayı altında dümdüz edilmesi, şimdi de Lübnan’ın ağır bombardımanla yıkıma uğratılması, mümkün görüldüğünde Küba’nın ABD saldırı planları içinde yer alması, önümüzdeki dönemde muhtemel diğer emperyalist müdahalelere başvurulabilecek olması, yapısal olarak gerileyen emperyalist gücün her şeyi göze alarak bir alan temizliğine girişmesi olarak değerlendirilebilir.
“Her şeyi göze almak” derken, gerileyen hegemon gücün ilerde olası bir hegemonya transferine yolları kapamak için bir dünya savaşını dahi göze alabileceğini kastediyoruz. ABD’nin yükselen sermaye çevreleri, teknoloji-askeri sanayileri, yapay zeka, enerji ve finans devleri, saldırgan bir dış politikanın iştahlı savunucuları olarak öne çıkmaktalar. ABD emperyalizminin (yani ABD sermayesinin) ılımlı bir geri çekilişten, ikili veya çok kutuplu bir dünyada hegemonya paylaşımından yana olmak gibi seçenekleri -büyük bir savaşın sonuçları olarak ortaya çıkmadıkça- asla gündemine almayacağını görebilmek gerekiyor.
Bu çerçeveden bakıldığında, bütün bu savaşların odaklandığı nihai hedef Çin olmakta. Gerçi evdeki hesaplar sahaya pek uymamakta. İran beklenmedik ölçüde direnmekte. Bu, ABD’nin Körfez bölgesindeki Arap müttefiklerini zorlamakta. Örneğin Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ABD’nin umurunda olmayabilirdi; çünkü bu süreçte hem kendi petrol rezervleri ve petrol şirketleri değerleniyor hem de Çin’in enerji faturası kabarıyor ve ilave tedarik sorunlarına muhatap oluyordu. Ama şu var ki, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması petrol/gaz ihracatçısı Körfez ülkelerini zora sokuyor. ABD üsleri dolayısıyla zaten ülkeleri açık hedef durumuna gelmişken ABD baskılarına rağmen savaşta doğrudan taraf olmaktan dehşetli ürküyorlar. Bu da ABD’nin bölge hakimiyetinin çok kırılgan olduğunu açıkça kanıtlıyor. İsrail’in durmak bilmez saldırganlığı, Lübnan’daki can kayıplarının İran’da son iki haftadaki can kayıplarının yarısını aşmış olması, bu arada İsrail’in siyonist bir fanatizmle açıkça İslamiyet’i ve İslam ülkelerini hedef aldığını açıklaması, bölgede ABD-İsrail işbirliği zeminini iyice sarsmaya başlamış durumda.
Uluslararası ölçekte kurallara tâbi düzenin çökmesi, uluslararası hukuk normlarının bağlayıcılığının giderek tartışılır duruma sokulması, Güvenlik Konseyi’nin güdümündeki BM’nin savaşları önleme ve hatta kendi kararlarını uygulatabilme bakımından giderek iktidarsız bir konuma sürüklenmesi, ABD gibi keyfi kural koyma eğilimindeki güçler açısından adeta bir dikensiz gül bahçesini kolayca yaratmıştır. Buna, ABD’nin keyfiliklerine ciddi tavır koyabilecek hiçbir Batı ittifakı üyesinin mevcut olmaması da eklenmiştir. Veya tersinden bakılırsa, ABD sermayesi bugünkü toplu-durumda kendisine karşı durabilecek hiçbir dünya gücünün olmadığını fark ederek iyice saldırganlaşmıştır.
Rusya-Çin ittifakını tamamen bozabilecek bir ilerleme kaydedilemese de Rusya’nın Ukrayna savaşı ve ona bağlı çeşitli yaptırımlarla geri çekilmesi sağlanabilmiştir. Çin ise, ABD’nin kural tanımazlığına bu aşamada yumuşak güçle ve kendi izolasyonuna yol açmayacak dış politika arayışlarıyla yanıt vermeye çalışmaktadır. Elbette hassas noktası olan Tayvan’a yönelik provokasyonlar işin rengini değiştirebilir.
Ulusal ölçekler ve Türkiye
Ulusal ölçeklerde de “liberal demokrasilerin” sonuna gelinmiştir. ABD başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi (ve ilerde belki de tüm AB ittifakı) yükselen faşist hareketlerin baskısı altındadır. Çoğunun Filistin soykırımındaki işbirlikçi tavırları ve halen İran-Lübnan katliamlarındaki onaylayıcı tavırları bile tek başına onların “liberal burjuva demokrasisi” olma iddialarını dümdüz etmiştir. Türkiye’ye yaklaşımlarındaki ikiyüzlülük de esasen yeterince öğreticidir: Benimsemeleri mümkün olmayan bir İslami-despotizm rejimiyle her türlü ekonomik ve askeri/siyasi çıkar ilişkisini sürdürmeye bunca hevesli olmaları bunun sonucudur.
Dünya düzeni açısından yıkım üstün yıkım yaşanırken, demek ki ulusal ölçeklerde de benzer yıkım süreçleri yaşanmaktadır. Türkiye bunun “24 kısım tekmili birden” örneğidir. Türkiye’de yıkılan, her şeyden önce bildiğimiz Cumhuriyettir. Anayasada hâlâ yer almasına bakmayın: Türkiye artık ne demokratiktir ne laiktir ne de sosyal bir hukuk devletidir. Hiçbirinin esamesi okunmamaktadır. (Cumhurbaşkanının emeklilere “bayram ikramiyesinin bayramdan önce ödeneceğini” müjde olarak açıklaması bile “sosyal devletin” artık ancak kara-mizah konusu yapılabileceğini göstermektedir).
Cumhuriyetin laiklik ile birlikte yitirilen en önemli iki değerinden biri “bağımsızlık” olmuştur. Gerçi bu yola 1946 sonrasında girilmiştir ama, AKP döneminde olduğu kadar hiçbir dönemde ülke bağımsızlığı pazarlık konusu yapılmamıştır. Yıkımın en tahripkâr olduğu ve olabileceği alan da burasıdır. ABD emperyalizminin iyice saldırganlaştığı, buna karşılık içerdeki dinci sermaye iktidarının ekonomik/finansal/siyasi/ideolojik bütün zaaflarının “ipliğinin pazara çıktığı” bir dönemde, ülkenin istenmeyen dış askeri angajmanlara sürüklenme riski kaygı verici düzeylerde artmaktadır.
Sonuç olarak, laik ve sosyal bir hukuk devletine olduğu kadar bağımsız bir devlete ulaşma çabalarımız da önkoşul olarak sermaye iktidarlarından kurtulmayı şart koşmaktadır.
Yıkım üstüne yıkım 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-03-17 00:27:52 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku


