
Dicle Gündüz
Bekâm Örün’ün arka planda duran karakterlerinin hepsinin bir görevi vardır: açıklamak ve hatırlatmak.
Kendinizi o kadar merkeze koyuyorsunuz ki, herhangi bir süreci işletenlerin gelip size süreci şeffaflıkla açıklamasını ve sizi ikna etmelerini bekliyorsunuz. Böyle bir şey olamaz. Önce inanacaksınız, sonra beğeneceksiniz ve ardından anlamaya çalışacaksınız.”
Geçtiğimiz hafta, bizi onlarca yıldır halka yukarıdan bakmakla suçlayan bir akademisyenin ağzından öfkeyle dökülen sözlerdi bunlar. Aksi halde biz “sığ insanlar” aydınlanma ile birlikte yüzlerce yıldır yaptığımız gibi akılcı ve eleştirel düşünme “yanılgısına” düşmeye devam ediyoruz.
Ne mutlu ki, Yazılama Yayınevi’nden çıkan ilk romanı İskele Kenti Halkı ile çözümü hâlâ dirençte, umutta, akılda arayan Bekâm Örün de bu tuhaf yanılgıya düşmüş.
İskele Kenti Halkı’nın kapağını açtığımızda ilk sayfada karşımıza bir gravür çıkıyor: Platon’un Mağarası. Bu mağara alegorisinde bir grup insan doğduklarından beri karanlık bir mağarada zincirlenmiş şekilde yaşar ve yalnızca karşılarındaki duvara yansıyan gölgeleri görebilir. Hayatları boyunca başka hiçbir şey görmedikleri için bu gölgelerin gerçek dünyanın kendisi olduğuna inanırlar. Bir gün mahkûmlardan biri zincirlerinden kurtulup mağaranın dışına çıkar. İlk başta güneş ışığı gözlerini kamaştırır ve gördüğü şeyleri anlamakta zorlanır; ancak zamanla gerçek dünyanın mağaradaki gölgelerden çok daha farklı ve zengin olduğunu fark eder. Daha sonra mağaraya geri dönüp diğer mahkûmlara gerçeği anlatmak ister. Bu, gerçek olanın değil, gösterilenin yanılsamasından kurtulup geride kalanları aydınlatma arayışıdır. Roman tam da bu yanılsamayı dağıtmak için kolları sıvayan Tunç ve arkadaşlarının ektikleri gerçeklik tohumları ve bu tohumların halk tarafından sahiplenilerek elbirliği ile filizlendirilmesi üzerine.
Roman, felaketin eşiğindeki Cumhuriyet’in liberallerin ve gericilerin elbirliği ile uçurumun kıyısından aşağı itildiği 2010 referandumunun hemen öncesinde başlayıp, Cumhuriyet’ten ve mücadeleden ümidini kesmemiş milyonların 2013 Haziran Direnişi’ndeki ayağa kalkışına kadar sürüyor. Bu aralık, İzmir-Urla hattında, yakından tanıdığımız karakterlerin yaşantılarıyla, deneyimleriyle ve karşılarına çıkan zorluklara verdikleri yanıtlarla anlatılıyor. Yazar bugüne nasıl geldiğimizi anlamamız için bizi 16 yıl öncesine davet ediyor ve bunu, yüzünü topraklarımızın yüzlerce yıldır mücadele bereketi ile suladığı insanlarımıza dönerek yapıyor.
30-40 yıldır, kapitalizmin geçici zaferi modernizmi ve aydınlanmayı reddedeli beri, edebiyat bize parçalanmış olanı bir bütün içinde görmemizi sağlamak yerine hiçbir noktanın yan yana gelemediğini, yalnız başına kalan insanın buhranlarının sebeplerini mutlak olarak anlayamadığını, sorununu içsel bir yolculuğun sonucunda ancak kendisinin –o da eğer yeterince becerikliyse– çözebileceğini anlatıyor. İskele Kenti Halkı romanı ise bu yaklaşımın tam karşısında durarak, bireyin iç dünyasını, aşklarını, güvensizliklerini ve geçmişe sığınma çabalarını tekil birer psikolojik vaka olarak değil; sınıfsal bütünlük ve üretim ilişkileri çerçevesinde ele alıyor. Kitapta hiçbir karakter, toplumsal bağlamından yalıtılmış bir fanusta kendi buhranıyla baş başa bırakılmaz; aksine her bireysel sancının arkasındaki sınıfsal zemin deşifre edilir.
Romanın tez ve antitezi olarak hareket eden iki ana karakteri Tunç ve Selva’nın çelişkilerle dolu romantik ilişkisi, toplumu ikiye bölen hareket ve durağanlığı, inanç ve ümitsizliği süzüp bu iki karakterde var ediyor. Tunç, örgütlü mücadelesi, bir kazıcı olarak işlev gören arkeologluğu ile geçmiş ve gelecek arasındaki köprüyü kuruyor ve neden sonuç ilişkilerini açıklıyorken, dönemin beyaz yakalı, inançsız ve müzmin muhalifi Selva ise kendi dışında kimse için –hatta büyük aşkı Tunç için bile– harekete geçmemesi ile öne çıkıyor. Selva, antika objeleri ve dedesinden kalan mektupları bireysel bir hatıra ve duygusal bir sığınak olarak görür; „hamurum onlardan karılmış benim“ diyerek varoluşsal anlam arayışını aile köklerine bağlar. Tunç ise bu bireysel nostaljiyi doğrudan sınıfsal bütünlükle açıklar: „Yüz yıl öncesinin zenginlerinin mallarını bugünün zenginlerine pazarlamaktır antikacılık“. Antikacının geçmişi ve objeleri kendi zamanından kopararak zenginlerin villalarında birer süs eşyasına dönüştürdüğünü söyleyerek, Selva’nın sığındığı „hatıra“ dünyasını tüketim ilişkileriyle eleştirir.
Tunç, yoldaşı ve kitabın ilk yarısı boyunca sevgilisi olan Deniz’le kumsalda oturup şarap içerken boğucu ve durağan bir huzur hisseder. Ancak bu, kişiyi hareketsizleştiren huzur anını tekil bir içsel dinginlik olarak görmek yerine, toplumsal ve sınıfsal bir süzgeçten geçirir. Böylesi bir huzurun ancak „çürümekten başka başlarına hiçbir iş gelmeyecek ölülerin mezarlıklarında“ olduğunu düşünür. Yaşamanın ise „fırtınaların kalbine doğru adım atmak ve dünyayla kavga etmek“ olduğunu söyleyerek bu arayışı doğrudan sınıfsal mücadeleyle ve tarihsel ilerlemeyle bütünleştirir.
Bütünlük arayışının en güzel imgelerinden biri de bizi kitap boyunca takip eden mağara alegorisi. Mağara bir aşk hikâyesinin çevresinde kapitalizmi, egemenleri, konfor arayışını, sınıf atlama hayalini, kazıcılar da kurtuluşu işaret ediyor. Platon’un Mağarası alegorisinin romandaki en somut yansımalarından biri, Selva’nın gördüğü rüya. Selva, uzun süredir sevgili olduğu ve bir cemaatçinin sağ kolu olarak sınıf atlama hayalleri kuran Doğan ile birlikte karanlık, derin ve tabanından sular yükselen bir mağarada yürümektedir. Selva Doğan’ın peşine sorgusuz takılmış, iradesini tümüyle ona teslim etmiştir. Doğan onu „şantiyeye“ (sermayenin ve cemaatçi müteahhit Fettah’ın dünyasına) götürmek ister. Ancak yukarıdan „kazıcıların“ (arkeolog ve komünist Tunç’un) kazmasının ucu görünür ve içeriye gün ışığı süzülür. Tunç ona „Seni yüzeye çıkarabilirim, yanımda harita var“ diyerek kurtuluş halatını uzatır. Doğan Selva’yı mağaranın karanlığında ve konforlu durağanlığında tutarken, Tunç onu ışığa, yüzeye ve hakikate çağıran „özgürleştirici“ rolündedir. Bir diğer mağara alegorisi ise Tunç’un Selva’ya yazdığı mektuptaki gölgeler ve suretler sorgulamasında karşımıza çıkar.
Romanın kırılma noktalarından birini ise kazı çalışmasında ortaya çıkan Nimfin Mağarası oluşturuyor. Tunç’ın ısrarlı ve iradi çalışmaları ile gerçeğin su üstüne çıkmasını ve yeni bir mücadele başlığı açılmasını izleriz. Tunç’un kazıdaki partneri arkeolog ve anı yaşamaktan öteyi düşünmeyen Murat’ın ve cumhuriyetçi ama hareket etmekte zorlanan hocaları Atıf’ın ataletlerinden kurtuldukları ve bir direnişi ince ince ördükleri öznelere dönüşmeleri yine mağara alegorisini hatırlatıyor bize. Romandaki gerçek mağara geçmişin ve hakikatin üstünün örtülmesini simgelerken, Selva’nın rüyasındaki mağara bireysel uyuşukluğu, toplumsal tartışmalardaki mağara ise kitleleri esir alan siyasi illüzyonları temsil eder. „Kazıcılar“ ise her iki düzeyde de insanı ışığa ve gerçekliğe ulaştırmaya çalışan öznelerdir.
Romanda gerçekliğin sınıfsal bütünlük içinde kavranmasının en çarpıcı örneklerinden ikisi şüphesiz taksici ve fayton sürücüsü karakterleri. Yazar, bu iki sıradan emekçiyi sadece arka planda duran birer figüran ya da dekor olarak değil; sömürü düzeninin, özelleştirmelerin, güvencesizliğin ve kentsel dönüşümün yarattığı toplumsal yıkımın somut sınıfsal temsilcileri olarak kurgulamıştır. Fayton sürücüsünün nostalji illüzyonunun arkasındaki sınıfsal gerçekliği son derece çarpıcıdır. Kordon boyundaki romantik ve turistik vitrinin ardında, torununa okul önlüğü almaya çalışan, LED TV taksitleriyle boğuşan, zabıta kıskacında ezilen ve akşam evde izleyeceği ıssız ada yarışmasıyla teselli bulan güvencesiz bir Roman emekçinin geçim kavgası vardır. Eski TEKEL işçisi olan taksici ise sınıf hafızasını ve özelleştirmeleri hatırlatmaktadır. 35 yılını verdiği TEKEL özelleştirilince emekliliğe sevk edilen ve araç sahibinin sömürü çarkında direksiyon sallayan bir işçidir. Gözünü gökdelenlere dikip yeni zenginleşen müteahhitleri konuşurken, umudunu referanduma ve geçmişteki sınıf direnişlerine bağlayan canlı bir sınıf hafızasını temsil eder. Bekâm Örün’ün arka planda duran karakterlerinin hepsinin bir görevi vardır: açıklamak ve hatırlatmak.
Böylece yazar hiçbir olguyu, durumu tek başına bırakmayıp olaylar, süreçler ve karakterler arasında ilişkiler kurarak yalnız görüneni değil görünenin ardındakini işaret etmiş oluyor. Urla’nın İskele Mahallesi’nde yaşayan halkı, Ali’si, Yunus’u, Nevin’i, Gülşen’i yolu birlikte kazdıkları Tunç, Murat ve Atıf Hoca ile direniş örgütlemek için kolları sıvıyor ve mağaranın duvarları yıkılıyor.
Özne olmanın aynı zamanda birlikte harekete geçmekten başladığını hatırlatan İskele Kenti Halkı 16 sene arayla ağır bir ataletten geçen halkımıza ışığın nerede olduğunu hatırlatmaktadır. Kendimizi ve aklımızı merkeze koyarak, anlayarak ve mücadele ederek o ışığı yakalayacak ve o mağaradan çıkacağız.
İskele Kenti Halkı üzerine: Mağaradan çıkış mümkün mü? 2026
IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-08-30 23:12:29
Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku


