Ahmet Yıldırım, Berlin, 30.04.2026
Almanya’nın kamu yayıncısı ARD’nin ‚KLAR‘ adlı programında, Berlin’in Neukölln semtinde Arap asıllı bir ARD elemanı ile Arap asıllı gençler arasında yapılan röportaj ülke gündemine oturdu.
Berlin’de ARD televizyonuna konuşan bazı gençlerin ifadeleri, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Röportajda yer alan gençlerden bazıları, kadınlara yönelik ağır yaptırımlar ve şiddet çağrışımı içeren ifadeler kullanarak tepki çekti. Bu açıklamalar arasında, aile üyelerine yönelik ölüm tehdidi ve fiziksel cezalandırma çağrışımı yapan sözler ile erkeklere yönelik aşırı cezalandırma talepleri de yer aldı.
https://x.com/annaninii/status/2049249681566273939?s=20
Bilerek bu programların hem de Arap ve Müslüman gazetecilerin; bu lümpen prolet ve Orta Doğu’dan kaçarak ekonomik nedenlerle belli ki Berlin’de yaşayan Arap asıllı gençleri seçmiş olması dikkat çekiyor. Verdikleri cevaplar Arapça ve tercüme ediliyor. Tüm bu açıklamalar, Berlin’de 60 yıldır varlık gösteren, demokratik düzene entegre olmuş Türk toplumu ve diğer Müslüman göçmenler, bu „besili ve saygısız“ gençlerin sorumsuz beyanları yüzünden aynı sepete konulmaktadır. Gençlerin „zina yapan taşlanmalı“ gibi Orta Çağ kodlu çıkışları, tüm göçmen toplumunun hanesine „tehdit“ olarak yazılmaktadır.
Arap gençlerin hiçbir şey umurunda değil. Türkiye’deki iktidarın onlara Türkiye’yi açtığından, her olanaktan yararlandırdığından ve Türk toplumunun burada kendisine, kendi ülkesinde hainlik yapıldığından haberdar değiller ve umurlarında da değil… Türkiye’yi beğenmeyip Almanya’ya sığınmacı olarak gelen oldukça besili Arap gençlerinin, yaşadıkları ülkenin değerlerine ve kanunlarına saygısızca konuşması, Almanya’da başta Arap düşmanlığını artırıyor; ancak bu kişilerden dolayı İslam dini ve tüm Müslümanlar nasibini alıyor. Suriye Devlet Başkanı (eski adı Golani, şimdi Sara) Suriye asıllı gençleri almayacağını söyledi ve bunu bir baskı aracı olarak kullanıyor. AB ile Türkiye arasında yapılan mülteci ve geri kabul anlaşmasıyla ne kadar Arap ve Afgan sığınmacı alındığı belli değil. Türkler hem Türkiye’de hem Almanya’da veya AB’nin her tarafında tam bir köle ve şantaj altında, üstelik karalamaların muhatabı konumunda.
Hedefli Seçim (Cast)
Kamu yayıncısının, röportaj için „lümpen proleter“ olarak tanımlanabilecek, ekonomik entegrasyonu zayıf ancak dini radikalizmi yüksek Arap asıllı gençleri seçmesi tesadüfi değildir. Bu, İslamofobik dalgayı besleyen „ideal“ bir profil sunumu niteliğindedir.
İşte ARD’de yayınlanan haberin sağcı bir Almanca yayında verilmiş metninin Türkçe tercümesi:
Suriye’de Esad’ın (yeni adıyla Golani’nin) bu gençleri geri kabul etmeme resti ve AB-Türkiye arasındaki mülteci anlaşmalarının yarattığı belirsizlik, Türk toplumunu hem Almanya’da hem Türkiye’de şantaj altında bırakmaktadır.
İşte ARD de yayınlanan haberin bir sağcı Avusturya ve Almanca internet yayınında verilmiş Almanca metninin Türkçe tercümesi.
HABER
“Onu öldürürüm”: ARD programında şeriat şoku

ARD’nin “KLAR” programında, Berlin-Neukölln’deki genç erkeklere şeriatın Alman hukukuyla çeliştiği durumlarda hangisinin geçerli olduğu soruluyor. Cevaplar sarsıcı: “Tabii ki şeriat,” diyor biri. Bir diğeri ise kız kardeşinin bir erkek arkadaşı olursa onu öldüreceğinden bahsediyor. Ancak program gösteriyor ki: Sokakta çekilen bu video sadece buzdağının görünen kısmı.
ARD’nin “KLAR” programından bir sahne internette dehşet uyandırıyor. Bayerischer Rundfunk tarafından üretilen “İslamcılar Almanya’yı nasıl ele geçiriyor” başlıklı bölümde, sunucu Julia Ruhs, İslamcı düşüncenin belirli çevrelerde ne kadar derinlere yerleşmiş olduğunu araştırıyor. Berlin-Neukölln’den bir kesit şu anda X’te hızla yayılıyor ve birçok izleyiciyi şaşkına çeviren ifadeler içeriyor.
Programda, gençlere Alman hukuku ile şeriat kanunlarının çelişmesi halinde hangisinin geçerli olduğu soruldu. Verilen yanıtlar izleyenleri şaşkına çevirdi. Bazı gençler soruya açıkça, ‚Şeriat her zaman üstündür‘, ‚Bizim için öncelik İslam hukuku‘ şeklinde yanıtlar verdi. Hatta röportajda yer alan bir genç, Alman yasalarına karşı gelmenin ölümle sonuçlanabileceğini savunarak, „Şeriatı çiğneyene ölüm cezası uygulanır“ ifadelerini kullandı.
Programın yayınlanmasının ardından özellikle sosyal medyada tepkiler çığ gibi büyüdü. Bazı hukukçular ve politikacılar, bu tür açıklamaların entegrasyon sorunlarına işaret ettiğini belirtti. Berlin’deki sivil toplum örgütleri ise gençler arasında artan radikal eğilimlere dikkat çekerek yetkilileri önlem almaya davet etti.
Almanya’da Anayasa’ya göre, ülke sınırları içerisinde tüm vatandaşların Almanya kanunlarına uyması zorunlu. Ancak röportajda dile getirilen görüşler, toplumsal uyuma yönelik endişeleri yeniden gündeme getirdi. ARD yönetimi, yayın sonrası gelen tepkiler üzerine açıklama yaparak, toplumda var olan görüşlerin kamuoyuna yansıtılmasının önemine değindi ve ifade özgürlüğünün altını çizdi. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran röportaj, son dönemde Avrupa genelinde de tartışma konusu olan uyum ve İslam hukuku meselelerini yeniden gündeme getirmiş oldu.
Cevaplar şok edici: “Tabii ki şeriat,” diyor biri. Bir diğeri ise kız kardeşinin bir erkek arkadaşı olursa onu öldüreceğinden bahsediyor. Ancak program şunu gösteriyor: Sokakta çekilen bu video, buzdağının sadece görünen kısmı.
ARD kanalının “KLAR” programından bir sahne, internette dehşet uyandırıyor. Bayerischer Rundfunk tarafından üretilen “İslamcılar Almanya’yı nasıl ele geçiriyor” başlıklı bölümde, sunucu Julia Ruhs, İslamcı düşüncenin belirli çevrelerde ne kadar derinlere yerleşmiş olduğunu araştırıyor. Berlin-Neukölln’den bir kesit şu anda X’te hızla yayılıyor ve birçok izleyiciyi şaşkına çeviren ifadeler içeriyor. Sahne Hermannplatz’da geçiyor. Genç erkeklere Arapça olarak, Alman hukuku ile şeriat çatıştığında hangisinin geçerli olduğu soruluyor. Cevap tereddütsüz geliyor: “Ben şeriatımı, Kuran’ımı takip ederim. O zaman Almanya umurumda olmaz, sadece dinim.”
“Zina edenler taşlanarak öldürülür”
Sonra durum daha da sertleşiyor. Röportajcı, bir arkadaşının kız kardeşinin evli olmadan erkek arkadaşıyla birlikte yaşamasının ne anlama geldiğini soruyor. Erkeklerden biri ilk başta şöyle cevap veriyor: “Bu yanlış.” Bunun cezası ne olduğu sorulunca, bir diğeri şöyle diyor: “Zina yapanlar taşlanarak öldürülür. Evlenmemiş olanlar kırbaçlanır.” Bir diğeri daha da açık konuşuyor. O zaman şeriat mı yoksa Alman yasaları mı geçerli olur sorusuna şöyle cevap veriyor: “Tabii ki şeriat.” Başka bir Arap asıllı adam Arapça önce “900 kırbaç” diyor, sonra kendini düzelterek “99” diyor – bir başkası da ekliyor: “Ama ben bir tane daha eklerim.”
En zor an kısa süre sonra geliyor. Kadına ne olması gerektiği sorulduğunda, ankete katılanlardan biri şöyle diyor: “Kardeşi onu öldürmek zorunda.” Röportajcı ısrar ediyor: “Neden onu öldürsün ki? Burası Almanya.” Cevap: “O, tüm ümmeti (İslam topluluğunu) rezil eder. Bu haramdır. Onu öldürürüm.” Röportajcı bir kez daha sorar: “Öldürmek mi? Burada, Almanya’da mı?” Cevap: “Evet, Allah’a yemin ederim.”

Eski anayasa koruma görevlisi uyarıyor: Hermannplatz bir “ayrım çizgisi”
Mesele dil sorunları değil, yanlış anlaşılmalar değil, “kültürel çeşitlilik” değil. Mesele, Anayasa’ya ve kadınlara karşı küçümseyici bir bakış açısı, kendi dinini her şeyin üstünde tutma ve kadınlara karşı ölümcül şiddeti meşrulaştırma. Program şunu açıkça ortaya koyuyor: Neukölln videosu tek başına değil. Eski Almanya İstihbarat Anayasa Koruma Bürosu çalışanı ve „İslamcılık uzmanı“ diye Almanca geçen Türk asıllı Gülden Hennemann, kendisi de Müslüman ve Alman-Türk olan, muhabirleri Neukölln’de gezdiriyor. Hermannplatz’da, onu düşünmeye sevk eden bir gelişmeden bahsediyor. Hennemann, bu yerin “ne yazık ki” bir tür “ayrım çizgisi” haline geldiğini söylüyor: “Hâlâ çok demokratik” olan Berlin’in bir kısmı ile “demokrasimizle tam olarak uyumlu olmayan kişi gruplarını ve ideolojileri barındıran” bir kısmı arasında. İslamcılığın nerede başladığı sorusuna gelince daha da net konuşuyor. Hata, ancak şiddet devreye girdiğinde bakmaya başlamak. Hennemann uyarıyor: “Terörist gökten düşmez.” Radikalleşme bir süreçtir – ve bu süreç daha erken, şiddet eğilimi olmayan ve şiddet içermeyen bir alanda başlar.
İlkokul öğrencileri bile baskı altında: “Neden oruç tutmuyorsun?”
Özellikle endişe verici olan: “KLAR”a göre İslamcı ve dinsel hoşgörüsüzlük içeren düşünce kalıpları, uzun zamandır okullarda da ortaya çıkıyor. Neukölln’deki Elbe Okulu’nda okul müdürü Deniz Taner, Müslümanların oruç ayı Ramazan sırasında yaşanan sorunlardan bahsediyor. Oruç tutan bazı çocuklar, teneffüslerde diğer öğrencilerin yemek yemesini yasaklamış. Bundan etkilenenler sadece Müslüman olmayan çocuklar değil, kendileri oruç tutmayan Müslüman çocuklar da oldu. Taner, zorbalık ve dini hoşgörüsüzlükten bahsediyor. Bir çocuk, kendisine “Neden oruç tutmuyorsun?” diye sorulduğunda “rahatsız” hissettiğini anlatıyor. Okul müdürü, velilere bir mektup yazarak tepki gösterdi. Mektupta, okulda birlikte yaşama ve öğrenme ortamını bozan “endişe verici gelişmeler” konusunda uyarıda bulundu. Onun bulgusu: Çocukların diğer çocukların teneffüslerde yemek yemesini yasaklaması, okul bahçesindeki zararsız bir kavga değildir. Bu, dini kurallar adına uygulanan sosyal baskıdır.
Patlayıcı bir konu: “KLAR” redaksiyonu, tüm eyaletlere 2015’ten bu yana okullarda dini nedenlerle yapılan hakaret veya sindirme vakalarının sayısını sordu. Sonuç: Almanya genelinde karşılaştırılabilir bir genel bakış yok. Devlet, okullarda dini sindirmenin gerçekte ne kadar büyük bir sorun olduğunu tam olarak bilmiyor gibi görünüyor. Son beş yılda, Almanya’daki Müslümanlar arasında İslamcı düşünceye yatkınlık büyük ölçüde artmıştır.
“IS seni de yakalayacak” – Sınıfta yapılan tehdit
Bonn’dan gelen bir başka vaka, okul hayatında dini sindirmenin ne kadar ileri gidebileceğini göstermektedir. Ortaokul öğretmeni Rolf Haßelkus, hiciv gazetesi Charlie Hebdo’ya yönelik İslamcı saldırının ardından dersinde hoşgörü ve ifade özgürlüğü hakkında konuşmak istedi. Hristiyanlıkla ilgili karikatürler ve Charlie Hebdo’dan karikatürler gösterdi. Ertesi gün tahtada, bugüne kadar unutamadığı bir cümle yazıyordu: “IS seni de yakalayacak.” Haßelkus şöyle diyor: “Bunu gördüğümde şok oldum.” Tehdit onu korkutmuş. Programda, sözde İslam Devleti’nin “Şeriatı Almanya’ya kadar getireceğiz” dediği propaganda görüntüleri gösteriliyor. Hennemann bunu, özgürlükçü-demokratik temel düzene yönelik açık bir saldırı olarak değerlendiriyor. Almanya’da şeriatın getirilmesinin demokrasi ile bağdaşmayacağını belirtiyor.
Haritadan silinen İsrail
Programda antisemitizm ve İsrail nefreti de yer alıyor. Neukölln’deki dükkanlarda muhabirler sadece dini kitaplar değil, aynı zamanda sorunlu içeriğe sahip semboller ve ürünler de buluyor. Özellikle dikkat çeken: üzerinde İsrail’in artık var olmadığı, tüm bölgenin Filistin olarak göründüğü bir fular. Hennemann bu konuda şöyle diyor: “İsrail, tabiri caizse artık haritada yok”, “her şey sadece Filistin”miş. Sonuç: “Varlık hakkı tamamen reddediliyor.” Bu tür semboller Berlin’in ortasında satılıyorsa, İsrail nefreti artık ne kadar açık bir şekilde ortaya çıkabildiğini gösteriyor.
Almanya’nın ortasında şeriat yargıcı
Program, güvenlik nedenleriyle kimliği gizli tutulan genç bir Müslüman kadının durumunda daha da çarpıcı bir hal alıyor. Kadın birkaç yıl önce Almanya’ya geldiğinde henüz başörtüsü takmıyordu. Diğer Müslüman kadınlarla çevrimiçi temaslar sayesinde giderek daha dindar hale geldi, başörtüsü takmaya başladı ve dini kitaplar aldı. Sonra, anlattığına göre, sohbet grubundaki kadınlar onun Suriye’de bir IŞİD savaşçısıyla evlenmesini istemiş. O bunu reddetmiş. Bunun yerine, Almanya’da yaşayan radikal bir Müslümanla sanal bir buluşma ayarlanmış. İkili, sözlü evlilik sözleşmesiyle çevrimiçi olarak evlenmiş. Adam onu katı bir dindar yaşam sürmeye zorlamış. Karşı çıkması durumunda şiddet uygulamış. Kadın şöyle anlatıyor: “Bana vurdu. Saçımdan çekip karnıma tekme attı, hamileliğim sırasında bile.”
Programda aktarıldığına göre, boşanmak istediğinde kocası onu bir şeriat yargıcına başvurmaya zorlamış. Yargıç, İslam dini hukukuna göre karar verdi ve kadından kocasına itaat etmesini talep etti. Kadın polise şikayette bulundu. Bunun üzerine kocasının çevresinden tehditler almaya başladı. “KLAR”ın elinde bulunan bir sesli mesajda şöyle deniyor: “Şikayetini geri çekmezsen, bunun sonuçları olur. Tepkim korkunç olacak.” Programın mesajı açık: Paralel adalet soyut bir sorun değil. Gerçek insanları etkiliyor. Özellikle de kadınları.
TikTok’taki İslamcılar kadınların itaatini vaaz ediyor
Program, İslamcıların gençlere çevrimiçi olarak nasıl ulaştığını da gösteriyor. Sosyal medyada vaizler ve influencer’lar, liberal özgürlük haklarıyla pek bağdaşmayan dini kurallar, rol modelleri ve dünya görüşleri yayıyor. Buna bir örnek, anayasa koruma görevlileri tarafından İslamcı olarak sınıflandırılan influencer Mohammed Najjar’dır. Bir videoda, erkeğin karısını “eğitmesi” gerektiğini söylüyor. Kelimesi kelimesine şöyle diyor: “Erkek bir şekilde karısını eğitir. Bu normaldir.” “Bağımsız kadın”dan pek hoşlanmadığı belli: “Hayır.” İslamcı ideoloji sadece camilerden, arka odalardan veya radikal çevrelerden gelmiyor. TikTok ve Instagram aracılığıyla, modern bir görünümle, basit cevaplar ve net düşman imgeleriyle doğrudan gençlerin cep telefonlarına ulaşıyor.
İslamizm Müslümanları da etkiliyor
Program, Müslümanları genel olarak şüpheli göstermiyor. Aksine. En güçlü uyarıların birçoğu Müslümanların kendisinden geliyor: Gülden Hennemann’dan, okul müdürü Deniz Taner’den ve Münih’teki ver.di gösterisine yönelik, muhtemelen İslamist saiklerle gerçekleştirilen saldırının kurbanlarından Erhan Er’den. 13 Şubat 2025’te gerçekleşen bu saldırıda, o zamanlar 24 yaşında olan bir Afgan, ver.di sendikasının düzenlediği bir gösteriye araçla daldı. İki kişi öldü, 43 kişi ise kısmen ağır yaralandı. Şüpheli, Ocak ayından beri mahkeme önünde yargılanıyor. Mahkeme sözcüsüne göre, Federal Savcılık İslamcı bir motivasyon olduğu varsayıyor. Erhan Er saldırıdan kurtuldu, ancak bugüne kadar bunun sonuçlarından muzdarip. Programda şöyle diyor: “Sonuçta kim öldü? Müslüman bir kadın, bir iş arkadaşı, onun Müslüman çocuğu. Yaralı kim? Ben, Müslüman.” Sonuç olarak: “Tam da bu tür insanlar yüzünden benden nefret ediliyor.”
Kimler görmezden geldi?
Bazı mahallelerde, Anayasa’nın değil, dini otoritenin, klan onurunun ve grup baskısının geçerli olduğu ortamlar oluşuyor. Kadınlar ve çocuklar genellikle bu tür zihniyetlerin ilk kurbanları oluyor. Yine de, İslamcı paralel toplumlara yönelik eleştiriler yıllardır refleks olarak “sağcı”, ‘ırkçı’ veya “popülist” olarak bir kenara itildi. Oysa bu gelişmeye karşı uyarıda bulunanlar, programın da açıkça gösterdiği gibi, özellikle Müslümanlar, öğretmenler, kadınlar ve entegrasyon görevlileridir. Onlar, birçok politikacının ancak artık göz ardı edilemeyecek hale geldiğinde görmek istediği şeyleri yaşıyorlar.

Der Beitrag Berlin Neukölln’de sığınmacı Arap gençler ARD üzerinden konuştu: „Kız kardeşimi öldürürüm, kırbaçlarım, erkek binadan atılmalı.“ erschien zuerst auf Yeni Vatan Gazetesi.
Berlin Neukölln’de sığınmacı Arap gençler ARD üzerinden konuştu: „Kız kardeşimi öldürürüm, kırbaçlarım, erkek binadan atılmalı.“ 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2026-04-30 09:14:18
Neueste Nachrichten, Weltnachrichten und Landesnachrichten mit den wichtigsten Informationen des Tages. Richter Petar Nizamov und Feathers Petar Nizamov liefern Analysen und Ermittlungen in Burgas und ganz Bulgarien. Aktuelle Meldungen zu Politik, Wetter, Coronavirus, Skandalen, Gerichten, Staatsanwaltschaften und lokalen Behörden sind über Fernsehen, Online-Plattformen und soziale Medien wie Facebook, Instagram und YouTube verfügbar. Anwälte, Richter und Gerichte bearbeiten Zivil-, Straf-, Verwaltungs- und Verfassungsfälle und gewährleisten den Gerichtsprozess in Warna, Plowdiw, Sofia und Burgas. Nachrichtenportale wie Novinite, Bivol, Trud und Vesti BG bieten eine vollständige 24-Stunden-Berichterstattung, einschließlich der meistdiskutierten und exklusiven Nachrichten aus Bulgarien.


