iustitia.bg
Bu yazıda, geçtiğimiz günlerde Şule Çiltaş’ın k24’te yayınlanan ve Edouard Louis’yi “balon” olmakla nitelediği eleştirisinin, Marksist bir dil kullansa da sınıfı tarihsel-siyasal bir kategori olmaktan çıkarıp ahlaki ve kültürel bir meseleye indirgediğini savunacağız.
Eleştiri yazısını okuduğumuzda Çiltaş’ın, Louis’nin ailesine ve geldiği çevreye “sınıfsal bir kibirle” baktığı yönünde bir yoruma sahip olduğunu görebiliyoruz. Ayrıca Louis’nin annesinin Paris’teki dönüşümünü, “peri masalı” ya da “Sindirella anlatısı” olarak çerçevelediği ve metinleri Paris burjuvazisine satılmak üzere tasarlanmış metalar olarak tanımladığını da söyleyebiliriz. Dolayısıyla eleştirisinin bir ayağının Marksizmin kavramsal alanına yaslandığından bahsetmek mümkün.
Ne var ki bu çerçevede, sınıfsal hareketliliğin hangi üretim ilişkileri içinde mümkün hâle geldiği, bu dönüşümlerin hangi tarihsel ve siyasal koşullara yaslandığı ya da Louis’nin deneyimlerinin kolektif bir siyasal özneyle nasıl ilişkilendirilebileceği soruları karşılık bulmuyor. Yazarın niyetine ve metnin ahlaki sahiciliğine odaklanan bir eleştiri hattı kuruluyor.
“Burjuvazinin gizli çekiciliği” tanımlamasına yüklenen anlam ya da yazarın anlatılarının gerçekliğinin sorgulanmasına verilen önem, eleştirinin yöneldiği zemini açık ediyor.
Çiltaş’ın, sınıfı üretim ilişkileri ve tarihsel bağlamları üzerinden ele almayışı, basit bir hata sayılamaz. Zira onun bu hatası, Louis’nin mülkiyet ilişkilerine dair anlattıklarını da görmezden gelmesine yol açıyor.
Peki Edouard Louis sahiden de Şule Çiltaş’ın çerçevelediği gibi, üretim ilişkilerinden azade bir sınıf tanımlaması yapıyor olabilir mi?
Bu sorunun kısa cevabı hayır. Ancak bazı nüanslardan bahsetmekte de yarar var.
Georg Lukács’ın şeyleşme kavrayışından hareketle söyleyecek olursak: Kapitalist toplumda ekonomik yapı, gündelik yaşamın bütün dokusunda, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde nesnelleşir. Buradaki kasıt iktisadi anlamda sınıf denen olgunun ampirik karşılığının tam da Edouard Louis’nin anlattığı yaşantılar olduğudur.
Dolayısıyla eğer yazarın metinlerine dair Marksist bir eleştiri yapılacaksa, sorulacak soru; Louis’nin Marksist anlamda sınıfsal olanı ne ölçüde görünür kılabildiği ve hangi noktalarda hataya düştüğü üzerinden geliştirilebilir. Çünkü Marksist eleştirinin gücü, rahatsız edici olmasında değil; yerini doğru belirlemesinde yatar.
Bu noktada söylenebilecek şey Edouard Louis’nin pek çok romanının Marksizm adına oldukça işlevsel olduğu ve sınıf belirleniminin bireylerin yaşantısında tam olarak hangi pratiklere denk geldiğini olağanca çıplaklığıyla gösterebilmesi bakımından değerli olduğudur. Mutlaka bazı metinlerindeki eksiklikleri ve “yanlışları” ile birlikte.
Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’nde annesinin yaşamını anlatırken, kapitalist toplumun kadına yönelttiği yapısal şiddet ile bu şiddetin kimi zaman bizzat öznenin kendisi tarafından başka öznelere —örneğin eşcinsel oğluna— yöneltilmesi arasındaki diyalektiğin yeterince kurulmadığı söylenebilir. Bu eksiklik, işçi sınıfı deneyiminin iç çelişkilerini görünür kılmak bakımından anlatının sınırlarına işaret eder.
Ne var ki Louis, Babamı Kim Öldürdü’de bu diyalektiği oldukça güçlü bir biçimde kurabilmiş; benzer biçimde Şiddetin Tarihi’nde de yapısal şiddet ile bireysel deneyim arasındaki ilişkiyi çarpıcı biçimde görünür kılmayı başarmıştır.
•••
Şule Çiltaş’ın eleştirisinde ortaya çıkan bir kör noktadan bahsediyoruz. Ve şunun altını çizmek gerekir ki bu sınırlılık, işçi sınıfının ve ona dair pratiklerin bütünüyle liberal bir akıl yürütmeyle ele alınmasından kaynaklanmaktadır.
Yazının başında da söylediğimiz gibi Çiltaş’ın metninde sınıf, kültürel tanımlamalarla kuruluyor ve ardından Louis, salt kültürel farklardan bahseden bir “sınıf kaçkını” olarak ayıplanıyor. Onun arkasında bıraktığı yaşamı yaşamaya devam edenlere haksızlık ettiği vurgulanıyor.
Halbuki “sınıf kaçkını” tanımı kavramsal köklerini Bourdieu’nün sınıf ve habitus analizlerinden almış ve bugünkü politik ve otobiyografik anlamını esas olarak Didier Eribon’un çalışmalarında kazanmış bir söylemdir. İşçi sınıfının en yoksul kesimlerinde doğup, yoksulluk sınırının üzerinde bir yaşama kavuşmanın en zor olduğu koşullarda büyüyen birinin bu “yazgıyı” değiştirebilmesini anlatır. Sınıftan kaçmış olmak, yeni hayatı güzellemek adına değil, işçi sınıfının yaşamını “içinden mutlaka çıkılması gereken bir şiddetle” devam ediyor olduğunu belirtmek için, utanç ve suçluluk hissiyle birlikte kullanılır, bizzat sınıfından kaçmış öznelerce: Didier Eribon ya da Edouard Louis gibi.
Bu noktada bir not düşmek gerekiyor: Eribon’un sınıf kaçkını tanımı işçi sınıfının örgütlü bir mücadelesinin olmadığına dair bir fikirden türeyerek ve bazı yanlış ideolojik önkabullerle geliştirilmiş olması bakımından mutlaka eleştirilmesi gerekir. Ancak fayda üretir bir biçime kavuşabilmesi adına sınıfsal, yani Marksist bir perspektifle.
Tekrara düşmek pahasına söyleyelim: Didier Eribon ya da Edouard Louis gibi yazarların kendi sınıf hikayesini homofobi, alkolizm ya da eril şiddet üzerinden anlatıyor olması, sınıf öznesini böyle tanımladıkları için değil, yoksulluğun şiddetini deneyimleme biçimlerinin bu başlıklar altında onları tahakküm altına almasından kaynaklanır. Ve romanların kültürel olanla iktisadi olan arasındaki bağı ne ölçüde görünür kılabilmiş olmaları ya da “sınıf kaçkınlığının” neyi tanımlayıp neyi dışarda bıraktığına dair bir tartışma, liberal akıl yürütmeyle ele alınacak kadar tek boyutlu olgular değildir.
Bu çabada ısrarcı olunduğundaysa, Çiltaş’ın da yaptığı gibi yazarı bir “balon” olmakla itham etmek, Louis’nin ailesinin metinleri yalanlayan ifadelerine başvurmak ya da kasabadaki gençlerin haksızlığa uğradıklarını düşündükleri fikirlerine yaslanmak dışında bir argüman geliştirilemez. Bütün bir eleştiri “ad hominem” söylemler etrafında gelişir; çünkü bu tanıklıklar, sınıfsal ilişkilerin yapısal analizine eklemlenmediği ölçüde, eleştiriyi kişisel doğruluk tartışmasına indirger.
Ezcümle, Şule Çiltaş’ın yazısı, pek çok sorunun cevaplandığı izlenimi yaratsa dahi konuya yeni ve açmazlarla dolu sorular eklemekle bitiyor.
İşçi sınıfının yoksulluğu ve sermaye sınıfının şiddetini deneyimleme yöntemleri nelerdir?
Ya da
İşçi sınıfı derken esasen kastedilen şey nedir?
Bu soruların cevabı aranmadığında, sınıfı ahlaki bir meseleye indirgemek zahmetsizce gerçekleşecek ve bu, sınıfı savunmak değil; onun siyasal içeriğini sessizce boşaltmak anlamına gelecektir.
•••
Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın önsözünde vurguladığı gibi, “insanların varlığını belirleyen bilinçleri değildir; tersine, bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır.”
Bu nedenle doğruluğu kendinden menkul tanımların içine sıkışmamak adına; doğalmış gibi sunulan liberal kültürün edebiyat tanımlarını, evrensel ölçütler olarak değil belirli bir tarihsel-toplumsal bağlamda liberal ideolojinin maddi koşulları içinde üretilmiş kavramlar olarak ele almak gerekir.
Edouard Louis tartışması üzerinden: Bir eleştiri neyi ıskalar? 2025 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2025 2025-12-20 22:20:23 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku


