iustitia.bg
Demiryolları sadece insanlığın kritik bir döneminin tarihini değil, aynı zamanda o dönemle birlikte insanların kültürel hayatını da şekillendirdi. Demiryollarının tarihi, kültürel olarak çıktıları, insanların edebiyatta, müzikte, resimde bu izleri sürmesi de tren yolculukları kadar keyifli.
Ancak bu keyfin ardında derin bir ekonomi politik yatar.
Wolfgang Schivelbusch’un Demiryolu Seyahatinin Tarihi kitabında anlattığı gibi, buharlı makineler insanın doğayla kurduğu ilişkiyi endüstriyelleştirdi. Zaman ve mekan algısını değiştiren bu icat, insanın çevresini deneyimleme biçimini de farklılaştırdı. İnsan artık doğanın organik bir parçası değil, trenin penceresinden hızla akıp giden, dünyaya bakan panoramik bir izleyiciye dönüştü. Kapitalizmin buharlı makinelerle olan serüveni emekçilerin zihinlerinde kalıcı değişimlere neden oldu.
Türkiye’de ise bu süreç kapitalist bir pazarın inşasıyla el ele yürüdü. Feodalizmin içine kapalı, ölçüleri ve standartları ilden ile değişen yapısı, ulusal bir pazar yaratmak için demir ağlarla birbirine bağlanmak zorundaydı.
Sahi, tüm bu anlatılarla birlikte neden tren yolculukları ile ilgili anılar içeriğinden bağımsız olarak duygularımızda hoş bir anıyla aktarılır?
Demiryolları, istasyonlar, sıcak simitleriyle içeri giren seyyar satıcılar… Bazen Yenice İstasyonu’ndan binip Tarsus’ta inen tatlıcılar, Antep’e doğru giderken giren simitçiler, Elazığ’da Malatya’da istasyon çaycıları. Ankara’dan İstanbul’a giden Yahya Kemal, İstanbul’dan Ankara’ya gelen Yakup Kadri ekspresi ve daha nicesi. Meyhaneleriyle, bekleme salonlarıyla bir dönemin belki de kültürel belleğini en çok oluşturan mekanlarından biriydi tren garları. Sonra garlar, buluşmaların mekanları, kavuşmaların, ayrılıkların, hasretlerin, gönderilen emanetlerin ya da karşılanan malzemelerin, bazen bir hastayı bazen bir öğrenciyi ama türkülerde hep askerleri taşıyan, yollayan mekanlar oldu.
Bu hafta İnsanların Türküleri serisinde Yusuf Şaylan ile birlikte trenlerin, demiryollarının ve katarların konu olduğu türkülere göz atacağız.
Bu seferki buluşma mekanımız Ankara Tren Garı. Genç cumhuriyetin Osmanlı’ya galebe çaldığı pırıltılı ve genç mekanıyla, şimdilerde yüksek hızlı tren AVM’sine yenik düşen mekandayız. Gar’ın arka tarafındaki bir kafeye oturuyoruz. Şaylan çalışma kağıtlarını ve kaynaklarını masaya seriyor. Yağmurlu bir Ankara günündeyiz. Islanan paltosunu sandalyeye sererken „Şemsiyeleri sevmiyorum, böyle ellerin özgür olacak yürürken“ diyor gülümseyerek.
Ben şemsiyeden yanayım. Islanan şemsiyelerdeki yağmur tanelerinin sesleri gardaki telaşın sesine karışırken sohbetimize başlıyoruz.


Ankara’nın tren yolu, gahı eğri, gahı doğru
Ankara Tren Garı genç cumhuriyetin ekonomik mekanlarından biri aslında.
Eskiden Anadolu’da aydınlanmanın taşıyıcı unsurlarından biri olmuş demiryolları. Dikkatinizi çektiyse eğer Türkiye’de kritik her unsurun olduğu memleketlerin bir tren garı, orada kritik bir tarihi lisesi, devlet hastanesi ile birlikte bir de üniversitesi oluşturulmuştur. Bu cumhuriyetin ilk yıllarındaki aydınlanmanın aynı zamanda taşraya taşınmasının araçlarından olmuş. Sivas Lisesi, Erzurum Lisesi, Konya, Kayseri, Eskişehir derken Anadolu’nun münevver gençleri için birer aydınlanma ocağına dönüşmüş ilk dönemler. Sonrası malum, cumhuriyetten vazgeçen patronlar, aydınlanmadan, ilerlemeden, kamuculuktan ve haliyle demiryollarından da vazgeçti birer birer. Öyle ya, demiryolları biraz da „komünist işiydi“ Turgut Özal’ın dediği gibi.
Cumhuriyet öncesinde Türkiye’de demiryolunun en doğu ucu, işte tam da bulunduğumuz yer, Ankara Ulus’taki tren garıydı. Doğu cephesine gidenler buradan sonrasını yürümek zorundaydı. Yurdu demir ağlarla örmek, bölgesel pazarları limanlara ve dünyayla bağlanabilsin diye birbirine kavuşturmak demekti. Atatürk’ün tren garlarında veya vagonlarda çekildiğinin farkında olduğu o meşhur pozları birer tesadüf değildi. O fotoğraflar, biz bu işi başardık, yeni bir ulus ve devlet kurduk demenin simgesel bir ilanıydı.
Yusuf Şaylan aynı zamanda tren yollarının inşaatının da Anadolu halkının kültüründe nasıl bir değişikliğe sebep olduğundan bahsediyor. Demiryolları inşaatında çalışan azınlıkları, Bağdat demiryolunun Alman sermayesi tarafından nasıl kendi çıkarları için şekillendiğini anlatıyor. Hatta Gökhan Atılgan ile konuştuğumuz o çarpıcı örneği anımsatıyor; o bölgelerdeki demiryolu inşaatlarını yürüten yabancı şirketlerin kampanya merkezlerinin zamanla yerel halkın dilinde nasıl Kobani ismine dönüştüğünü konuşuyoruz.
Şaylan, „Genç cumhuriyetin kritik mekanındayız“ diyerek devam ediyor.
„Bu istasyon sadece bir yolcu karşılama uğurlama mekanı değil. Malum, Mustafa Kemal aylarca Kurtuluş Savaşı’nı burada yönetti. Burası aynı zamanda bir karargah. Anadolu’nun kuruluş karargahı. Bir yanda Haydarpaşa, Sirkeci istasyonlarında İstanbul hükümeti, diğer yanda Ankara hükümeti ve Ankara Garı. Gidip gelen kuvacılar, istihbaratçılar, İngilizler, Fransızlar, kaçak silah taşıyanlar, alınan toplantılar… Az ileride Ulus ve birinci meclis, berisinde Ankara Palas. Bu kritik demiryolu kavşağındaki karargahın olduğu yere yapılıyor Ankara Tren Garı. Bozkırın çürüyen Osmanlı’ya zafer abidesi adeta.“
Şaylan bunları aktarırken Kesik Çayır türküsünü hatırlatıyor. Ankara’nın tren yolu ve Anadolu’nun bir tür vazgeçmek mi, mücadeleye devam etmek mi imgelerinin tuhaf karşılaşmalarından demleniyor sohbet.

Trene bindim de tren salladı
İstasyonların bir buluşma ve dönüşüm mekanı olmasının temelinde yatan o kültürel sarsıntıyı anlamak için Schivelbusch’un kitabına yeniden dönmek gerekiyor.
Schivelbusch, demiryolu istasyonlarının o devasa mimarisiyle eski organik şehir hayatı ile yeni uluslararası mekanik dünya arasındaki geçiş kapıları olduğunu söyler. Tren kompartımanları, daha önce hiç yan yana gelmemiş, birbirini tanımayan farklı sınıflardan insanları dar ve kapalı bir alanda saatlerce oturmaya mecbur bıraktı. Göz temasından kaçınmak için kitap okumanın icat edildiği, dış dünyaya camın arkasından yabancılaşarak bakılan o yeni algı, insanı hızın karşısında yalıtılmış bir yolcuya çevirdi.
İşte bu yeni endüstriyel algı ve mekan, Yusuf Şaylan’ın da belirttiği gibi bir yanıyla yoksul halkın da mekanı haline geldi. Garlardaki açık hava gazinoları insanları buluşturan yerler oldu.
Şaylan bana dönüp sözüne devam ederken şu cümlelerle anlatıyor:
„Dikkatini çekti mi hiç, tren türküleri gibi tayyare türküleri yaygın değil diyor. Bindiğim uçağa gezdim gurbet elini diye türküye rastlanmaz ya da varsa da çok bilinmez. Burada halkın, ulaşımı kültürlenme ve hayatının içine alma meseleleri var. Yani 1900’lerin başından 1980’e kadar düşün, bu halkın kaçta kaçı uçağa, kaçta kaçı trene binmiştir?
Tren, biraz da hala halkın ulaşım aracı. Her ne kadar karayolları otomobil patronlarına peşkeş çekilse de.“
Şaylan gülümsüyor, „Mesela biliyor musun hala askerlik ya da benzeri örneklerde maliyet hesapları ve harcırahlar tren yolculuklarının bilet maliyetine göre ölçülür, hala bir ölçü birimidir trenler“ diye ekliyor.


Yürüdü tren de yolda eğlenmez
Nâzım’ın Memleketimden İnsan Manzaraları’ndaki kara trenin adeta iki Türkiye’nin resmi olduğu söylenir.
Bir yanda birinci mevkideki seçkinler, diğer yanda vagonlardaki yoksullar ve komünistler. Anadolu bozkırında önceleri gar etrafında tek tük olan mekanlar, zamanla demiryolu emekçilerinin uygun fiyatla içebildiği gar meyhanelerine dönüştü. Aynı zamanda ağzı anason kokanlarla evi garlar olan yoksulların kesiştiği toplumsal bir sahneydi buralar. Hatta Sirkeci’den Almanya’ya giden gurbetçiler için istasyonlar, geri dönülmez ayrılıkların o ilk durağı oldu.
Şaylan o sırada Ahmet İnam’ın bir sözüyle konuyu türkülere getiriyor.
„‘Türküler köklerimizden gelir, köklerimize değer ‘diyor İnam. Şaylan gözlüğünü düzeltiyor, notlarının arasından başını kaldırarak konuşmasını sürdürüyor. Malum ilk zamanlar trenler zaten asker taşımasıyla şekillenmiş. Türkülerde o yüzden çok fazla asker imgesi vardır. Ruhi Su’nun seslendirdiği o asker türküsü de bunlardan biridir.
Yürüdü tren de yolda eğlenmez,
derdim çoktur memlekete söylenmez,
tükendi cephanem geriden gelmez,
teskeremden evvel vurdular beni,
sılama hasret koydular beni.

Şaylan, şimdi tüm bu imgeler yoksul halkın askerlik yapması ve cephelere sürülmesiyle şekillendi diyor.
„Peki sonra barış zamanlarında Sermayedarlar barış zamanında da o askerleri fabrikalara, madenlere sürdüler. Dikkat ederseniz yine tren yollarının bir diğer yaygınlığı maden ile fabrika arasındadır, kömür taşınır, demir taşınır.“
Yusuf Şaylan bunları anlatırken 1986 yılında Tatvan’dan Ankara’ya yaptığı yolculuğu hatırlıyor:
Sanırım 24 saati geçmişti o yolculuk. O zamanlar düşünüyorum, her vagon bir kültürel salon gibiydi. Yolculuğa hazırlanan kıyafetler, yemekler, Kürtçesinden Türkçesine birbirine karışan diller. Nazım’ın neden memleketimden insan manzaraları için mekanı bir tren yolculuğunu seçtiğinin kritik göstergeleri. Zira trene bindiğinizde devasa bir panorama görüyorsunuz“
Ve haliyle Sirkeci’den Avrupa’ya giden işçilerin trenleri, bir dönemin en kritik imgelerinden biri olmuştur. Akla gelenlerden birisi 11. Peron kitabı olabilir. Gurbete giden işçilerin geriye yolladıkları mektupların ve fotoğrafların derlendiği kitabın adının 11. Peron olması tesadüf değil. Bu, o dönem işçilerinin demiryoluyla kurduğu ilişkinin somut bir çıktısı.
Elbette tamamı da o türkülere yansımış. „Tren Gelir Hoş Gelir“, „Kaleden İndirdiler“, „Dargın Ayrılmayalım“, „Trene Bindi de Savuştu Mola“, „Trenin Paftaları“, „Kara Tren Gelmezmola“, „Kara Tren Cürek’ten Demir Alıyor“ gibi nice türküler söylenmiş bu topraklarda. Hal böyle olunca da trenler hep hayatımızın içinde olmuş ve hala da olmaya devam ediyor, listeye alamayacağımız bir dolu örnekle birlikte. Bir yandan da demiryollarının 150. yılı hatırasına derlenen Tren Türküleri albümü yine burada önerilenler listesinde yer alabilir.
Şaylan söyleşiyi tamamlarken kitaplarıyla birlikte notlarını topluyor.
Trenler veya istasyonlar aynı zamanda kritik tarihi kesitlere de tanıklık ederler diyor
„Bazen Ankara’da kesişen rayların Anadolu’daki mücadeleye tanıklıkları, bazen de Rusya’da mühürlü trenin Finlandiya Garı’ndaki durağıyla Lenin’in konuşması. Kim bilir belki de tarihte yine bu öyküleri yazacak, bu öyküleri okuyacağız bu garlarda.“
İnsanların Türküleri | Yürüdü tren de yolda eğlenmez 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-04-05 08:55:04 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku


