• News
  • Investigations
  • Online Store IUSTITIA
  • Real Estate agency
  • Petar Nizamov
  • Fitness & Wellness coach
  • Food Delivery
  • Charcoal retail
  • Firewood Wholesale
  • Charcoal Wholesale
  • Web Development agency
alarbyh العربية dk Dansk de Deutsch gr Ελληνικά en English bg български czech Čeština es Español fr Français il עברית hr Hrvatski hu Magyar it Italiano lt Lietuviškai lv Latviešu valoda mk македонски јазик no Norsk Bokmål nl Nederlands pl Polski pt Português ro Română ru Русский sk Slovenčina si Slovenščina sr Српски језик se Svenska tr Türkçe ua Українська japan 日本語 thai ไทย iran فارسی china 中文 (中国) belarus Беларуская мова osterreich Deutsch Austria schweiz Deutsch Switzerland shqiperia shqiperia usa English USA bih Bosanski
Wednesday, November 4, 2026
Kamuoyunu ilgilendiren konularda araştırmacı gazetecilik ve derinlemesine haberler sunan bir web sitesinin logosu
  • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
  • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
  • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
  • Sorular ve cevaplar – tartışma
  • Analizler
  • Dünya Haberleri
  • Siyaset
  • Soruşturmalar
  • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
  • Türkçe
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski
  • İletişim
No Result
View All Result
  • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
  • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
  • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
  • Sorular ve cevaplar – tartışma
  • Analizler
  • Dünya Haberleri
  • Siyaset
  • Soruşturmalar
  • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
  • Türkçe
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski
  • İletişim
No Result
View All Result
Kamu yararına yayınlar, analizler ve belgelenmiş materyaller içeren araştırmacı gazetecilik platformunun logosu
No Result
View All Result

Türkiye’nin Ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026

Юстиция Иванова by Юстиция Иванова
May 27, 2026
in 2025, Analizler, Dünya Haberleri, Soruşturmalar, Türkiye Bugün - Türkiye'den Haberler
0
Derinlemesine araştırmalar, kamu yararına konular, haberler ve seçilmiş gazetecilik raporları sunan araştırmacı gazetecilik web sitesi

Araştırmacı gazetecilik makaleleri ve gazetecilik yayınlarından bir seçki. Görsel, web sitesinin araştırmacı gazeteciliğe ve kamu yararını ilgilendiren konulara odaklandığını vurgulamaktadır.

iustitia.bg Türkiye’nin ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026 rkiye nin ortado daki stratejik imi 2026 iustitia. Bg anıl çınar ne var ki, bu tablonun krizlerle ve kırılmalarla çatırdaması olasıdır. Ayrıca, emperyalist... Iustitia. Bg türkiye’nin ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026 2026-05-27 21:41:04 adalet - iustitia. Bg

Anıl Çınar

Ne var ki, bu tablonun krizlerle ve kırılmalarla çatırdaması olasıdır. Ayrıca, emperyalist müdahalelerin ve kapitalizmin bırakın Ortadoğu’ya, dünyanın herhangi bir yerine barış ve istikrar getirmesi mümkün değildir. Ortadoğu ve Akdeniz’deki hiçbir ülkenin güçlenmiş bir Türkiye’yi kolay kolay kabul etmeyeceği de ayrı bir gerçekliktir.

Türkiye’nin Ortadoğu stratejisinde 2024 yılıyla birlikte önemli bir değişim gerçekleşti. 

Türkiye’nin Ortadoğu’ya yaklaşımı ilk kez değişmiyordu. En başta “Irak sorunu” 1990’ları ve 2000’lerin başını belirleyen temel gündemdi: Türkiye burjuvazisinin ve devletin kâr/zarar hesabı bu soruna verilen yanıtları belirlerken, “Kürt sorunu” da tam anlamıyla bölgesel bir nitelik kazanmıştı. Bu, Türkiye’nin yönetici sınıfının Ortadoğu’ya bakışını kökten değişmeye zorlamış ve bu zorlama devletin içinde de krizlere neden olmuştu.

Sonraki büyük adım 2010’ların başında gerçekleşti. Türkiye zaten bir süredir Suriye’yi ABD-İsrail merkezli dönüşüme “ikna etme” görevini yürütüyordu. 2011’in Mart ayında Suriye’de başlayan Esad karşıtı gösteriler ve aslında “Arap Baharı”nın genel seyri bölgenin emperyalist dönüşümünde yeni bir kademe anlamına geldiğinde, Türkiye’nin önemli bir parçası olduğu bu “ikna süreci”nin yerini zorla dönüştürme aldı.

Bütün bunlarda, Türkiye’nin bölgede aktif rol aldığı bir kurgu az ya da çok “çalışılmış” gibi gözüküyordu. Bu kurgunun Türkiye cephesinden besleyicisi Türkiye kapitalizminin emperyal ihtirasları ve Yeni Osmanlıcılık hayalleriydi. ABD cephesinden bakıldığındaysa bu kirli görevde Türkiye’nin “görevlendirilmesi” söz konusuydu. Bu karşılıklı ilişkide hangi tarafın diğerini cesaretlendirdiği bir yerden sonra önemini kaybediyor. Ancak, “Türkiye’nin cesaretlendirilmesi” sürecinde, AKP’nin iktidara getirilişi de düşünüldüğünde, kısa vadeli olmayan bir plan göze çarpıyordu.

2024’te ise değişim hızlı ve tepkisel bir biçimde gerçekleşti. Değişimin yönü ve şiddetiyle ilgili soruların 2024’ün ikinci yarısı itibariyle yanıtlanmaya başlandığını görüyorduk. Ama asıl önemli adım 2024’ün ekim ayının son günlerinde atıldı. Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri Devlet Bahçeli, dönüm noktası sayılabilecek bir konuşmayla, “son Kürt isyanı”nın örgütleyicisi PKK’nin İmralı Hapishanesi’ndeki lideri Abdullah Öcalan’ı meclise davet etti. Faşist liderin daha birkaç ay öncesine kadar “İmralı Canisi” diye çağırdığı Öcalan’ı bundan sonrasında “kurucu ortak” olarak nitelemesinin arka planında gerçekten de “stratejik” diyebileceğimiz bir kırılma yatıyor olmalıydı.

Bu kırılma ilk bakışta “çözüm süreci” adı verilen açılımla ilgili gibi duruyor. Ancak, “Kürt sorunu” ile Türkiye’nin bölgesel egemenlik arayışını birleştiren çizgi yeni değil. Türkiye 1990’larda Irak’taki Kürt aşiretlerinin liderleriyle ve 2010’larda PKK ile anlaşmanın yollarını arayarak bölgeye nüfuz etmeye çabalarken de benzer bir anlayışla hareket ediyordu. Sonuçta İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye yayılan “Kürt sorunu”nda yol almadan bölgeye yerleşmek imkansızdır. Ve tersinden, bu bölge üzerinde bir yaklaşıma sahip olmadan da “Kürt sorunu”na dair bir yaklaşım geliştirmek imkansızdır.

Demek ki strateji değişikliğini “Kürt sorunu” üzerinden yorumlarken dikkatli olunmalıdır. Bunun yerine, farklı emperyalist güçlerin ve bölgesel aktörlerin dahil olduğu bir çerçeveden yola çıkılması gerekiyor. Üstelik göreceğiz ki söz konusu çerçeve hiç de “güç mücadelesi”nden ibaret değil. Çünkü Ortadoğu’nun ekonomik olarak yeniden yapılandırılması en önemli meselelerden biri.

Ama önce, 2024 boyunca gerçekleşen ray değişikliğinde dikkatimizi çeken başka bir faktörle başlamalıyız.

Fırsat penceresi ve sürpriz faktörü

Bütün bu öykünün başlangıç noktası 7 Ekim 2023’tür. Aksa Tufanı’nın gerçekleştiği dönemeçte, Ortadoğu’da İsrail’in normalleştirilmesinde epey yol alınmaya başlanmıştı. Suriye, Arap Ligi’ne dahil olmuş ve Körfez ülkeleriyle görüşmelerini ilerletmekteydi. Türkiye ise 2009’da Erdoğan’ın Davos Zirvesi’ndeki “one minute” şovunun ardından görev icabı taktığı “İsrail karşıtlığı” maskesinden kurtulmanın, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinin keyfini sürmekteydi. 

O konjonktürde değişmeyen parametre, İsrail’in güvenliği ve İsrail’in ABD açısından Ortadoğu’daki asıl aktör oluşudur. Bununla birlikte, İran bütün gelgitlere rağmen Ortadoğu’daki en etkili bölgesel aktör olmaya devam etmektedir. ABD ve İngiltere’nin planları açısından bakıldığındaysa, Rusya hâlâ Suriye’dedir ve Çin’in ekonomik varlığı olduğu gibi karşılarında durmaktadır. 

Demek ki 7 Ekim 2023’te bozulan sessizlik pek de tekin olmayan bir sessizliktir. Sonuçta “burası Ortadoğu”dur. Ancak, Filistinlilerin direnişi İsrail’in normalleştirilme sürecini sekteye uğrattığında emperyalizmin oyun kitabında bazı değişikliklerin gerçekleşmesi de kaçınılmaz olacaktır. İsrail bu sefer bölgeyi yeniden dizayn etmede koç başı gibi çalıştırılacaktır. İsrail, İngiltere ve en azından ABD devletinin belli bir bölmesinin ortaklaştığı nokta, sürecin hızlandırılmasıdır. Üstelik Ukrayna’da yeterince sıkıştırılan bir Rusya ve restleşmeden ısrarla kaçınan bir Çin varken, sürecin hızlandırılması tek geçerli yol olarak öne çıkmaktadır.

Bu, fırsat penceresi demektir. Ve Suriye’nin düşürülmesiyle İran’a saldırının gerçekleştirildiği aralıkta İsrail basınında yazılanlara bakıldığında “fırsatın kaçırılmayacağı” aşağı yukarı kesin gibidir.

Elbette, bu çerçevenin arka planında ABD’nin emperyalist sisteme müdahalesi bulunuyor. Bu müdahalenin iç çelişkileri, ABD’nin kendi iç tartışmaları ve İngiltere’nin bu noktalardaki “cesaretlendirici” ve görev üstlenici rolü başka bir tartışma olmakla birlikte, kesin olan şey, ABD’nin sisteme ayar vermek doğrultusunda cüretli adımlarla ilerlediğidir. Bu adımların Trump’ın karakterine sığdırılması mümkün değildir.

Fakat, önemli olan şudur ki, emperyalist müdahalede “fırsat penceresi” faktörü daha önce hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır. Bunun ne gibi sonuçları olabileceğini art arda gelen “sürpriz” hamleler zincirinde, Suriye’nin düşürülmesi, İran’a dönük askeri operasyon ve Venezuela müdahalesinde gördük. Elbette bunlar ABD’nin sınırsız bir güce sahip olduğu anlamına gelmiyor. Üstelik bu hamlelerin ABD’nin “pişman olacağı” sonuçlar doğurması, emperyalist sistem içi gerilimleri fazla zorlaması ya da en önemlisi antiemperyalist ve devrimci mücadeleleri tetiklemesi mümkün. Ama şimdilik bizim için burada önemli olan, neden Türkiye’yi 2024’teki hızlı değişime zorladığıdır.

2023’ü 2024’e bağlayan aylarda İsrail bir koçbaşı gibi hareket etmiş ve bölgenin bütün kilit noktalarına dokunmaya başlamıştır. İran’ın zayıflayışı, Suriye’nin ekonomik çöküntüsü ve devletinin dağınıklığı hızla değerlendirilmesi gereken bir avantaj olarak görülmüş, İngiltere-ABD-İsrail üçlüsünün asıl aktör olduğu hamle Suriye’de yürürlüğe konulmuştur.

Türkiye devleti Suriye’nin çökertilmesi operasyonuna bu üçlü tarafından hem davet edilmiş hem de sürüklenmiştir.

Davet edilmiştir; çünkü Türkiye Suriye’nin sınır komşusu olmakla kalmamakta, zaman boyunca Suriye’yi “iç mesele” haline dönüştürmüş bir devlet olarak ve sahadaki İslamcı örgütlerle yakın bağı ve lojistik kabiliyetiyle operasyonel olarak önem kazanmaktadır. Ancak daha önemlisi şudur ki Türkiye’yi yönetenler de kendi Yeni Osmanlıcı fırsat pencerelerini aramaktadırlar. Bu kadrolar Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihte bir parantez olarak görmekte ve “Türkiye’yi kendi içine hapseden” politikalardan kopuşu savunmaktadırlar. Akıllarındaki Türkiye, Türk-Kürt-Arap unsurlarının adıyla anılan ve bu birlikteliğin çimentosunun İslamcılık olduğu yeni ve bölgesel bir Osmanlıdır. Ayrıca, ve böylece, Türkiye’nin bölgesel iddiası Türkiye Cumhuriyeti’ni İslamcı ve mezhepçi bir noktadan sona erdirmenin yollarını da sunmaktadır. Bu politikaların asıl varlık sebebi olan Türkiye kapitalizmi ise bölgeye geri döndürülmesi kolay olmayacak bir şekilde entegredir ve Türkiye burjuvazisinin bir sonraki hedefi “içe kapanmak” hiç değildir.

Türkiye kapitalizminin çelişkilerine ve emperyal heveslerinin altının ne ölçüde dolu olduğuna döneceğiz. Şimdilik bilmemiz gereken şey, İngiltere-ABD-İsrail’in kurduğu oyuna Türkiye’nin sürüklendiği, ama aynı zamanda bu sürüklenmeye dünden razı olduğudur.

Emperyal oyunun dışında kalmak istemeyen Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey bu noktada hızdır. Ama Türkiye bu hıza uyum sağlayabilecek hazırlığa sahip değildir. Belki İsrail’in bölgedeki hamlelerinin ne anlama geldiği daha net anlaşılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda birden fazla noktada İsrail ile karşı karşıya gelineceği açıktır. En başta Suriye’nin geleceğidir büyük tartışma noktası. Ancak, Türkiye Suriye’nin çökertilmesine ortak olarak İsrail’in önündeki engeli bizzat kendisi kaldırmıştır. Dahası, böylesine bir hız için gerekli olan en önemli şeyden yoksundur: Türkiye devleti “Kürt sorunu”nu kangren hale getirip bölgeselleştirmiş, emperyalizmin müdahalelerine açık bir probleme dönüştürmüştür.

Bütün bunlar, paradoksal biçimde daha çok gaza basılmasını gerektirmektedir: Kürt sorunu hızla “çözüme bağlanmalı”, bunun için de “çözüm”ün aktörlerini birleştiren biricik düşman olarak Türkiye Cumhuriyeti’yle kavga yükseltilmelidir. Ancak bütün bunlar aynı zamanda Türkiye’nin fay hatlarına gerilim yüklemekte, hem Türkiye toplumunun sinir uçlarıyla oynanmakta hem de hevesle girilen emperyal oyunda Türkiye’nin zayıflamasını isteyen başka bölgesel aktörlere müdahale kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Bütün bunlar iktidar içi fikir ayrılıklarını beslemekte ve dolayısıyla da bu kaotik ortam, süreci kilitlemektedir. Kilidi açmak içinse daha fazla hız gerekmektedir.

Haziran 2025’te gerçekleşen İran-İsrail savaşı ve ardından gelen ABD saldırısı Türkiye devletini hız konusunda uyaran bir başka etken olmuştur. Türkiye’deki iktidar İran’dan boşalan alanı doldurabileceğini düşünmekteyken ve neler olup biteceğini takip ederek yerleşme planları yaparken, olayların hızla “kontrolden çıkabileceği”ni ve planların altüst olabileceğini anlamak zorunda kalmıştır. Bu uyarının nasıl algılandığını yine Devlet Bahçeli’nin “Sırada Türkiye var” açıklamasından görmek mümkündür. Bahçeli artık “çözüm süreci”nin “yetişmeyebileceği” kaygısıyla acele ediyor gibi gözükmektedir. Buna iktidar yanlısı gazetecilerin “Kürtleri neden İsrail’e terk edelim” çıkışları eşlik etmektedir.

Türkiye yıllardır bölgeye nüfuz etmenin yollarını aramış ve bunu kısmen gerçekleştirmiştir. Şimdi buradan geri adım atamamakta ve bu hesapların kendi varlığına tehdit oluşturmasının önüne geçmeye çabalamaktadır. Türkiye “dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma”nın eşiğindedir. Çünkü kendi “Kürt sorunu”nu çözememiş bir Türkiye’nin Ortadoğu’da strateji geliştirme imkanı sıfırdır. Ve tersinden, “Kürt sorunu” geri dönüşsüz bir biçimde bölgesel bir sorun olduğu için Türkiye’nin kendi sorununu bölgede inisiyatif almadan çözmesi imkansızdır. Bu haliyle kendi akışına bırakılmış bir sürecin ise hiçbir yaşam şansı bulunmamaktadır.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemini ve belki de kaderini değiştirecek en temel gelişmelerden biri bu açmazın nereye evrileceği sorusu belirleyecek.

Peki bu açmaz neden şimdi bütün ağırlığıyla karşımıza çıkıyor?

Yeni Osmanlıcılık Türkiye kapitalizminin kaderidir

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu 1919-1923 aralığındaki devrimci sıçrayışın ürünüydü. Bu sıçrama 1917 devriminin açtığı devrimler dönemecinin bir parçasıydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin “kuruluş kodları” da diyebileceğimiz bir dizi unsur bu dönemden çıkartılan derslerin ürünü oldu. Bu derslerden biri de Türkiye’nin sınırlarının sorgulanmasına neden olabilecek her tür davranıştan kaçınmaktı.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine dönüşen bu anlayışta Birinci Dünya Savaşı’nın deneyimleri önemli bir rol oynamıştı. Bu iki açıdan böyleydi. Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadroların hemen hepsi emperyalist büyük güçlerin planlarına dair belli bir uyanıklık geliştirmişlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutmanın zorunlu koşuluydu bu. İkincisi, Osmanlı Devleti’nin savaşa girişi her ne kadar kaçınılmaz gibi gözükse de savaşa girişin zamanlaması ve biçimi Osmanlı’nın nasıl sürüklendiğine dair önemli bir gösterge olmuştu. Bu gösterge sahada ve cephede Alman generalleri ile Türk subayları arasındaki gerilimlerin acı anılarıyla birleştiğinde, Osmanlı’nın sürüklenmesine neden olan kadroların emperyal heveslerine dair belli bir farkındalığın gelişmesi anlamına da gelecekti. Bu dersler belki başta birkaç kadronun taşıyıcısı olduğu bir dış politika anlayışı demek olsa da düzen oturdukça giderek resmi devlet politikasına dönüşecekti. 

Bu doğrultuda, Kurtuluş Savaşı boyunca Bolşeviklerle kurulan işbirliği, sonrasında, Sovyetler Birliği’yle kurulan dostluk ilişkisinin korunması politikası halini aldı.

Burada önemli olan şuydu: Anadolu’daki kurtuluş hareketi ile Bolşevikler başta İngiliz emperyalizmi olmak üzere emperyalist güçlerin bölgeyi ele geçirmelerine ve istedikleri gibi biçimlendirmelerine engel olmuştu. Anadolu, Kafkasya ve Rusya’nın sınırları İngilizlere kapatılmış, emperyalist güçlerin dünya haritasına istedikleri gibi şekil vermesinin önüne geçilmişti. 

Birinci Dünya Savaşı’nın amacıydı dünya haritasına yeni bir şekil verme planı. Savaşı, “emperyalist paylaşım savaşı” olarak adlandırmamızın bir nedeni de bu “emperyalist kartografya” çalışmasıydı. Moskova ve Ankara’nın 1922 boyunca elde ettiği kazanımlar emperyalist güçlerin planlarını boşa düşürdüğünde dünya haritası ve ülkelerin sınırları kolayca oynanabilir şeyler olmaktan çıkarılmıştı. 1922 yılı kapandığında, Rusya Sovyetler Birliği’ne, Ankara Hükümeti ise Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşecekti.

İkinci Dünya Savaşı, emperyalist güçler için bir fırsat sunuyordu. Hitlercilerin güçlenmesine olanak tanınması ve Nazi Almanyası’nın sınırlarla oynamaya başlamasına göz yumulması bir yandan emperyalist merkezlerdeki antikomünizmin rövanş arayışını gösteriyordu ama aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’yla devre dışı bırakılan planlarını yeniden canlandırma imkanı sunuyordu. 20. yüzyılın başında ortadan kaldırılan üç imparatorluğun toprakları yeniden bir kavga konusu olacaktı. Bütün bunlar Sovyetler Birliği’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihin “istenmeyen ürünleri” olduğu gerçeğini emperyalistlere yeniden hatırlatacaktı.

Bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşı emperyalistlerin heveslerini kursaklarında bırakmakla yetinmedi, dünya haritasına başka bir şekil de verdi. Bunun sonucu, haritalara ve sınırlara uzun bir süre boyunca dokunulamayacağı anlamına geliyordu. Oysa ki Sovyetler Birliği’nin çözülüşü emperyalistlerin çekirdek belleğini yeniden canlandıracaktı. 1990’larda Yugoslavya’da ve sonrasında sırayla Afganistan ve Irak’ta gerçekleşecek olanlar, “sınırların dokunulmazlığı” düşüncesinin ortadan kalkacağını haber veriyordu. Sosyalizmin mirası üzerinde tepinilirken sermayenin istediği gibi girip çıkabileceği ve ulus devletlerin sınırlarına hapsolmayacağı bir dünya düzeninin geldiği anlaşılıyordu.

Türkiye 1945 dünyasına iyi uyum sağlamıştı. Sovyet dostluğu terk edilmiş, NATO’nun parçası olunmuş, ABD’den Türkiye sermaye sınıfına akacak parasal kaynağın peşinde koşulmuştu. Bütün bunlar Türkiye devletinin yöneticilerini Türkiye’yi komünizmin sınır boylarında çarpışan bir ülke olarak değerleyebilme imkanı sunuyordu. Türkiye’nin “yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının altı boşalmaya başlamıştı. Kore’deki emperyalist müdahaleye ABD cephesinden asker yollanması bu politikanın gerektiğinde ne kadar hızlı delinebileceğini gösteriyordu.

Ancak, Sovyetler Birliği’nin varlığı bütün dünyaya olduğu gibi Türkiye’nin egemen sınıfına da bir sınır çiziyordu. Ayrıca 1920’lerin travması, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalistlerce istenmeyen ve içe sindirilmeyen bir ülke olduğu bilgisi yönetici kadroların belleklerinde hâlâ canlıydı. Onca antikomünist yığınağa rağmen Türkiye sermaye sınıfı henüz “korkaklık” alanından çıkabilecek durumda değildi. Antikomünist yığınağın en önemli unsurlarından İslamcılık ve Osmanlıcılık belli bir canlanma yaşamıştı fakat bu canlanış antikomünizmin ötesinde işlev kazanabilecek ve yeni bir devlet stratejisi olabilecek koşullardan yoksundu.

Yeni Osmanlıcılığa bu koşulları sunan iki büyük güç kaynağından söz edebiliriz. Birincisi, Türkiye sermayesi 1990’lara dek hatırı sayılır bir gelişme göstermiş ve uluslararası sermayeyle de ciddi bağlantılar kurmaya başlamıştı. Bu durum Türkiye devletini sermaye sınıfına içeride olduğu gibi sınırların ötesinde de yeni kâr alanları açma zorunluluğu getiriyordu. İkincisi, Sovyetler Birliği ortadan kalktığında Türkiye’nin “önemli bir ülke” oluşunu Atlantik kampına “satabilmesinin” koşulları da ortadan kalkmıştı. Bu durum Türkiye devletini eski “içe kapanmacı” politikasından çıkmaya zorluyordu.

Dolayısıyla Yeni Osmanlıcılık tam da bu koşulların ürünü olarak ve 12 Eylül 1980 karşı devrim sürecinin üzerinde güç kazanarak Türkiye devletinin yegane politikası olma yolunda ilerledi. Amaç Türkiye devletini bölgesel bir güce dönüştürmek ve bugün iktidardaki kadroların deyişiyle “yüzyıllık uykusundan uyandırmak”tı. Bunun anlamı illa Osmanlı’nın topraklarını yeniden işgal etmek değildi. Ancak, Osmanlı’nın tarihi ve egemenlik alanı, Osmanlı’nın sosyolojik yapısı güncel bir enstrümana dönüştürülmeden emperyal bir vizyon izlemek de imkansızdı. Bunun için komşu ülkelerin sınırlarına göz dikilmesi oyunun bir kuralıydı. Çünkü başka ülkelerin iç işlerine müdahale edebilmenin en etkili yolu, o ülkeleri kendi iç işlerine dönüştürmekti. Türkiye askeriyle, sermayesiyle Balkanlara, Kafkasya’ya ve Ortadoğu’ya girdikçe, buralardan göç aldıkça, Türkiye’nin Osmanlılaştırılması operasyonunda yol alınmaya başlandı.

Türkiye’nin 2024 açmazının geçmişinde işte böyle bir ağırlık yatıyordu.

Bu noktada Yeni Osmanlıcılığın Kürt sorunu ve İsrail ile nasıl bir ilişkisi olduğuna da açıklık kazandırmamız gerekir.

Yeni kurulmuş Cumhuriyet’in karşılaştığı ilk büyük sorunlardan biriydi 1925’teki Şeyh Sait isyanı. “İlk Kürt ayaklanması” olarak tarihe geçen bu isyanın en tehlikeli yönü İslamcı, gerici ve Cumhuriyet düşmanı olması ve kısa sürede güç kazanabilmesiydi. İsyanın arkasında İngiliz emperyalizminin olduğunu anlamak için belgelere bakmak gerekmiyordu. 1924-1925 dönemeci Musul sorununun Türkiye ile İngiltere arasında sıkıştığı bir dönemeçti. Türkiye Sovyetler Birliği’nin desteğine sahipti ve İngiltere’ye karşı hazırlık içerisindeydi. İsyanın ardından Musul 1926’da imzalanan Ankara Anlaşması’yla İngiltere’ye bırakılırken “Musul sorunu”ndan önemli bir ders daha çıkartılmıştı. Türkiye kendi fay hatlarını ortadan kaldırmadığı sürece emperyalistlerin müdahalelerine açık olmaya devam edecekti.

Bunun bizim cephemizden anlamı, feodal ilişkilerin tasfiye edilmesinin zorunlu olduğudur. Komintern’in ve Türkiye Komünist Partisi’nin yaklaşımı da bu doğrultuda olmuştur. Türkiye aşiret-tarikat düzenini tasfiye etmediği, toprak reformunu zorlamadığı, Kürt dili ve kültürüne yasaklamalarla yaklaştığı müddetçe bunun bir “sorun”a dönüşmesi ve giderek bir fay hattı halini alması kaçınılmaz olacaktı. Oysa ki bunlar gerçekleştirilmediği gibi Türkiye’de devlet ve sermaye sınıfı bu meseleye işçi sınıfını bölmenin, ucuz işgücü ordusu yaratmanın ve bu sorundan siyasi ve ekonomik rant elde etmenin olanağı olarak baktı. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümsüzlüğe ittirilmesi emperyalist güçlerin Türkiye’ye müdahalesine de kapı araladı. Sovyetler Birliği’nin çöküşü bu tabloyu misliyle karmaşıklaştırdı. Yalnızca emperyalist güçler değil, bölgesel aktörler de PKK ile bağlantılar kuruyor ve bu sorunu Türkiye’nin ve bölgenin dönüştürülmesi için bir koz olarak ellerinde tutmaya çalışıyorlardı.

İsrail’in Kürt aşiretleriyle bağlantıları çok daha eskiye dayanıyordu. Mossad en azından 1958 itibariyle Irak Kürtleriyle temas halindeydi ve buradaki aşiretlerle (başta Barzani ve Talabani) işbirliği içerisindeydi. 1958 her açıdan kritik bir dönemeçti. Irak’ta monarşi  yıkılmıştı, Lübnan ve Ürdün krizdeydi, Arap birliği canlanıyordu. Devletsiz Kürtler “İsrail’in güvenliği” optiğinden bakıldığında Arap çemberinin kırılması için stratejik bir öneme sahipti. ABD açısındansa Ortadoğu’da Sovyet nüfuzu artmaktaydı. Bunlar ABD’yi de bölgede “vekil” arayışına iten ve İsrail’i öne çıkaran gelişmelerdi. Ve örneğin 1958 Türkiye-İsrail-İran gizli ittifakı bu dengelerin ürünüydü. 

Özetle, Kürt meselesi İsrail’in “periferi stratejisi” açısından eskiden beri önemliydi. Ortadoğu’da hiçbir bölgesel aktörün öne çıkamayacağı ve dolayısıyla İsrail’in güvenliği için tek geçer yol olan “güçler dengesi”nin yaratılmasında rol oynayan bir değişkendi. PKK ise kuruluşu ve programı itibariyle Barzaniyle karşıtlık ve İsrail ile en iyi ihtimalle mesafe içerisindeydi. Ne var ki Sovyetler Birliği’nin çöküşü bütün bu gerilimlere yeni içerik aşılayan asıl gelişmeydi. PKK’nin sosyalizmin ağırlığından adım adım kurtulduğu ve bugünkü nihai milliyetçi hareket biçimine dönüştüğü bir konjonktürde, ve örgütün Suriye’deki ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, İsrail’in de Kürt sorununa yerleşme becerisi bakımından en etkili hareket olarak sivrilmekteydi. Üstelik PKK içerisinden yapılan ve hatta bizzat Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından anlaşılıyordu ki PKK’nin tek alternatifi Türkiye değildi.
Yani Türkiye’nin benimsediği “Kürtleri İsrail’e kaptırmama” stratejisinin arka planında gerçeklik payı vardı var olmasına ama Kürt sorununun bütün tarihi aksini iddia ediyordu. Çünkü Kürtler ancak Türkiye kapitalizminin bölgesel çıkarları nüksedince “hatırlanıyorlardı”. Kürtler olmadan Yeni Osmanlı mümkün değildi.

Peki Yeni Osmanlı kendi başına ayakta kalabilir miydi? Başka bir deyişle, Yeni Osmanlıcılığın emperyalist sistemdeki yeri nereye oturmaktaydı?

Ortadoğu’nun ekonomi politiği

Garbaçov, Reagan ve baba Bush 1988’in Aralık ayında New York’un “Governors Island” adacığında bir araya geldiler. Sovyetler Birliği “tepeden çözülmeye”, ABD ise Sovyet sonrası dünyanın nasıl dönüştürüleceğini daha o zamanlardan planlamaya başlamıştı. Garbaçov’un “arkadaşlık” sözcükleri emperyalistlerin 1922’den ve 1944’ten belleklerine kazınan çekirdek anısını okşamaktaydı.

Ama önemli bir fark vardı. ABD, İngiltere ve Fransa’nın 20. yüzyılın başlarında oynadığından farklı bir emperyalist sistem devralmış veya yaratmıştı. Bu sistem temelde Sovyetler Birliği’yle mücadele göreviyle şekillenmişti. Bu durum, iktisadi olarak zaten ön sıraya geçmiş ABD’yi “eşitlerden biri” olmanın çok ötesine taşıyarak ona emperyalist sistemin ve dünya burjuvazisinin koruyucusu vasfı kazandırmıştı. Koruyucu ABD şimdi de “düzen koyucu” yüzünü gösterecekti. Sovyetler Birliği’nin olmadığı bir dünyada “Sovyet döneminin kalıntıları”ndan kurtulma hamlesiyle, dünya kapitalist sisteminin ihtiyaç duyduğu “küreselleşme”nin kendini ilk gösterdiği yerlerden biriydi Ortadoğu. Yugoslavya’da yapılanların devamından söz ediyoruz. ABD devleti kendi içindeki strateji tartışmasını, yani “önce Afganistan mı yoksa Irak mı” problemini çözdükten sonra, 11 Eylül 2001 mühendisliğinin önce Afganistan ve sonra Irak’a yöneleceği anlaşıldı. Ancak, plan en başından beri Irak’ın işgal edilmesiydi.

Irak iki nedenle önemliydi. Birincisi, İsrail’in güvenliğini tehdit eden en önemli unsurdu. İkincisi ve eşit derecede önemlisi Irak, İran ve Libya dünya petrol ve enerji tedariğinin kritik halkasında konumlanmaktaydı. “Pax Americana” bunlar üzerinde hakimiyet kurmadan mümkün değildi. Petrol ve enerjinin ne kadar önemli olduğunu o dönemin ABD siyasetindeki tartışmalardan da takip edebiliyorduk. Biliyoruz ki petrol 2. Dünya Savaşı sonrasındaki düzenin en temel ekonomik enstrümanlarından biri olmaya devam etti ve hatta önemini artırdı. Oğul Bush’un kabinesindeki iki önemli isim Condoleezza Rice ve Dick Cheney petrol işinden seçilip alınmıştı. Bush’un en önemli finansörleri petrol sektörünün tekelleriydi.

Öte yandan, 2008 ekonomik buhranı dünya ekonomisini değiştirecek ve ABD’nin Ortadoğu politikasına başka önemli faktörler eklenecekti. 2008 buhranının aşılmasında Çin’in ekonomik büyümesi önemli bir paya sahipti. Ancak, mesele büyüyen Çin’in tepesinde ABD’nin bulunduğu dünya ekonomisine nasıl entegre olacağından öteye uzandı. ABD’nin gücü sorgulanmaya ve yer yer test edilmeye başlanmıştı. Rusya ve Çin, ABD’nin ve emperyalist hiyerarşideki diğer ülkelerin bıraktıkları boşluklara yerleşme becerisi gösteriyorlardı. Çin, yalnızca Saddam sonrası Irak’a ekonomik olarak yerleşmekle kalmıyor, Körfez ülkeleriyle ve hatta İsrail ile önemli ekonomik bağlar kuruyordu. Bu bağlar petrol ve enerjiden ibaret değildi. Çin yeni ekonomik güç olarak ABD’nin kapatamadığı her yere çeşitli altyapı yatırımları, finansal ilişkiler ve tedarik zincirleri üzerinden yerleşiyordu. Kuşak ve Yol Girişimi, ABD için stratejik bir tehlikeye dönüşmeye başlamıştı. Rusya ve İran Suriye’de Esad rejiminin indirilmesine göz yummamış ve askeri olarak da bölgeye yerleşmişti. 2010’lardan 2020’lere uzanan on yıllık dönemeçte ABD’nin dış politika tartışmalarına bu sefer Rusya ve Çin’in nasıl ele alınması gerektiğiyle ilgili stratejik görüş ayrılıkları damgasını vurdu.

Diğer yandan, bu on yıllık dönem başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’yi yönetenleri de göreli serbestlik alanını değerlendirmek doğrultusunda ittirdi. Uluslararası alandaki çetin mücadelede her sermayedarın en güçlü enstrümanı devlettir. Türkiye devleti, Türkiye kapitalizminin koruyucusu ve kollayıcısı olarak kendi bölgesine yerleşmekle kalmadı. Suriye’de Rusya ile karşı karşıya geldiği koşullarda dahi ABD ile Rusya arasında ortaya çıkan pazarlık alanından faydalandı. Türkiye sermaye sınıfının en önemli unsurlarından biri olan Koç ailesinden Fenerbahçe Spor Kulübü’nün o dönemki başkanı da olan Ali Koç’un, 2022’de oynan Fenerbahçe – Dinamo Kiev maçında Fenerbahçe taraftarlarının “Putin” tezahüratları yapması sonrasında “Ukrayna’dan özür dilemeyeceğiz” deyişi, sembolik bir çıkış olmanın ötesindeydi. Çünkü Türkiye sermayesi Ukrayna savaşının yarattığı ortamdan gerçekten de devasa paralar kazanıyordu. Erdoğan, iktidarını biraz da bu alanı değerlendirebilme kabiliyeti sayesinde koruyordu. “ABD’yi ve büyük sermayeyi ikna eden iktidarda kalır” dersini 2001’de AKP’nin kuruluşundan itibaren öğrenmişlerdi. Şimdiyse Türkiye kapitalizmi Rusya’yla ciddi ekonomik ilişkilere girmişti. Ayrıca bu uluslararası konjonktür “Türkiye’nin değeri”ni anlatabilme imkanı da sunuyordu. Üstelik, Erdoğan bu özgürlük alanını fazla zorladığında ve 2016’da ABD açısından yüke dönüştüğünde, onu bir darbeyle indirilmekten kurtaran da Rusya olmuştu.

Ne var ki bu özgürlük alanı 2024 yılında önemli ölçüde daraldı. ABD “taraf olmaya” zorluyordu ama mesele ABD’nin haydutluğundan ibaret değildi. Suriye’nin düşürülmesi Rusya’nın Ukrayna’daki sıkışmışlığını gözler önüne serdi. Türkiye’yi yönettiğini iddia edenleri de “Türkiye’nin değeri”nin Ortadoğu pazarındaki “ederi” sorusuyla baş başa bıraktı. Türkiye Atlantik ile ilişkilerini bir süredir İngiltere’nin yardımlarıyla düzeltmeye çabalıyordu zaten. Buna Türkiye kapitalizminin ihtiyaç duyduğu kaynak girişi de ekleniyordu. Suriye’nin düşürülmesinden Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan ile yürütülen “Rusya’yı kovma” planlarına kadar Türkiye’nin İngilizlerle yaptığı işbirliği sır değildi. Türkiye’nin dış politikasında ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün etkisi giderek daha çok hissedilmekteydi. Türkiye, Hindistan’dan Kafkasya’ya ve  İran’dan Lübnan, İsrail ve Akdeniz’e uzanan enerji, ticaret, ucuz işgücü ve lojistik koridorlarında belirleyici olabilecek bir aktördü. Yani anlaşılıyordu ki ABD’nin Ortadoğu’yu ekonomik olarak canlandırma, bölgeyi İsrail’in güvenliğini sağlarken aynı zamanda bir ucuz işgücü cennetine dönüştürme planı Türkiye kapitalizminin yeni çıpası haline gelecekti.

Yeni Osmanlının bir geleceği olacaksa bunun Amerikan çatısı altında gerçekleşeceği açıkça görülüyor. Bunun sonucu, Türkiye’nin 2000’lerin başındaki Amerikancılık dalgasının bir benzerine yeniden dönmesidir. NATO zirvesinin 2026 yılında Türkiye’de gerçekleştirilecek olması önemli bir veridir. 2004 NATO zirvesi Türkiye’de gerçekleşmekteyken, George W. Bush İstanbul boğazını arkasına alarak konuşma yaptığında Türkiye’nin bütün yönetici sınıfı ve sermaye aileleri onu dinlemek için toplanmıştı. NATO ve Amerikan varlığı, halkın baskısı ve güçlü işgal karşıtı eylemler nedeniyle 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilen tezkerenin “telafi süreci”olarak çalışıyordu. ABD, AKP henüz iktidara gelmeden önce, Türkiye ile “Irak pazarlıkları” yürütmüştü. Hatta AKP’den önceki hükümeti düşüren önemli unsurlardan biriydi Türkiye’nin ayak diremesi. AKP bu nedenle iktidara gelmiş ancak istenilen alınamamıştı. Bush’un İstanbul şovu Türkiye devleti içerisindeki “1 Martçı”ların tasfiye edileceğini ve devletin dönüştürüleceğini de haber veriyordu. Sonuçta ABD Türk hava sahasını, lojistik desteği ve İncirlik üzerinden işbirliğini kullanırken Yeni Osmanlıcılık bu işbirliğinin üzerinde yeniden hayat buldu. Bu işbirliğiydi Türkiye’yi Ortadoğu’da konumlandıran. 1990’lı yıllarda Azerbaycan ve Irak’ta varlık göstermeye çabalayıp başarısız olan Yeni Osmanlıcılığın ikinci doğumu gerçekleşmişti.

Bugün Ortadoğu’nun ekonomi politiği bir tarafında Hindistan–Ortadoğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’nun bulunduğu, diğer tarafında ise İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’in siyasi olarak güvenceye alındığı bir mimariye yaslanıyor. Bu mimari Çin’in ve Rusya’nın bölgeden kovulması ve Avrupa’ya da ABD’nin oyun kuruculuğunda gerçekleşecek bu ekonomik canlanmadan pay koklatılmasını sağlayacak. Ancak plan İran’ın nasıl kontrol altına alınacağı, Körfez ülkelerinin her biri arasındaki çıkar ayrışmalarının ne ölçüde dizginlenebileceği, Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan enerji ve ticaret yollarının neye göre paylaştırılacağı gibi birçok problemi barındırıyor. Bu kadar çok aktörün varlığında ve farklı çıkarların karşı karşıya gelme olasılığının yüksek olduğu bir coğrafyada “işlerin yürümesi” için gerçekten de çok güçlü bir ABD nüfuzu gerekli.

Türkiye bu planın bir parçası olmak istiyor. Başka çaresinin olmadığını belirtmiştik. Artık mütevazi davranabilecek ve kendi kabuğuna çekilebilecek bir Türkiye kapitalizmi yok. Dahası Türkiye bölgede hakimiyet kurmak istiyor. Buna Yeni Osmanlıcılık diyoruz. PKK sorunu işte tam da bu hedefe giden yolu kapatıyor. Türkiye devleti bu engeli avantaja dönüştürmenin peşindedir. Ne var ki, bu tablonun krizlerle ve kırılmalarla çatırdaması olasıdır. Ayrıca, emperyalist müdahalelerin ve kapitalizmin bırakın Ortadoğu’ya, dünyanın herhangi bir yerine barış ve istikrar getirmesi mümkün değildir. Ortadoğu ve Akdeniz’deki hiçbir ülkenin güçlenmiş bir Türkiye’yi kolay kolay kabul etmeyeceği de ayrı bir gerçekliktir. Dolayısıyla bu karmaşık tablonun Türkiye’yi de gevşetmesi ve Yeni Osmanlıcılığın şahlandığı anda yerle bir olması zayıf bir olasılık hiç değildir.

Bu olasılıklar, bölgenin sömürülen ve ezilenleri açısından hiç de aydınlık bir gelecek vadetmiyor, burası açık. Ancak emperyal projelerin çöküş anlarının, güçlü devrimci atılımlara gebe olduğunun da unutulmaması gerekir.

Türkiye’nin bu arada kalmışlığı hazırlanılması ve değerlendirilmesi gereken bir fırsattır.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026 IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-05-27 21:41:04 Son haberler Dünya haberleri Ülke haberleri En önemli haberler son haberler en önemli günün son haberleri Yargıç Petar Nizamov Tüyler Petar Nizamov- Tüyler Adalet bg iustitia.bg iustitia iusticia usticia soruşturma Burgaz Bulgaristan haberleri son saat haberleri günün haberleri bugünün haberleri Bulgaristan haberleri Bulgaristan haberleri yıldırım haberleri en önemli haberler en çok yorumlanan son haberler Boyko Borisov haberleri hava durumu koronavirüs haberleri haber hava durumu facebook youtube facebook instagram bugünün haberleri son dakika haberleri bugünün haberleri haberler bg haberler önde gelen haberler sıcak haberler bg haber sitesi tüm haberler haberler bg son saatin haberleri son dakika haberleri bg bugünün haberleri bugünün haberleri bugünün haberleri son saatin haberleri bugünün haberleri bg haberler 24 saat haberler vesti bg novini haberleri dünya kuşu bg bivol bg bivol trud bg novini bugünün son haberleri novinite bg haberleri merhaba bulgaristan siyasi parti arması delyan peevski skandal Bulgar Ulusal Televizyonu Free Europe Television skandal özel canlı tv şu anda canlı tv tv çevrimiçi tv programı bg canlı şimdi tv haberleri çevrimiçi tv çevrimiçi canlı mahkeme Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas bölge mahkemesi Burgas temyiz mahkemesi Burgas savcısı Burgas savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Burgas bölge savcılığı Başsavcı Ivan Geshev Savcı Geshev Tsatsarov İçişleri Bakanlığı Burgas ODMR Burgas ODPR Burgas polisi Burgas bölge polisi Burgas savcısı Tsatsarov SGS davaları Varna mahkemesi SGS mahkemesi başkanı hukuk davalarına ilişkin kararlar davalara ilişkin kararlar Plovdiv mahkemesi mahkeme kararı kararları davalar Varna mahkemesi ceza davaları bölge bölge mahkemesi kararları mahkemede çalışma SGS SGS başkanı hakimler Sofya mahkemesi görevi hakimler Plovdiv mahkemesi Plovdiv hakimleri Plovdiv Yüksek Mahkeme Müfettişliği Yüksek Mahkeme Yüksek Yargı Konseyi avukat avukat ceza davaları avukat hukuk davaları avukat evlilik davaları avukat idari ceza hukuku ceza süreci medeni hukuk medeni süreç idare hukuku anayasa hukuku

Türkiye’nin ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026 rkiye nin ortado daki stratejik imi 2026 iustitia. Bg anıl çınar ne var ki, bu tablonun krizlerle ve kırılmalarla çatırdaması olasıdır. Ayrıca, emperyalist... Iustitia. Bg türkiye’nin ortadoğu’daki stratejik yön değişimi 2026 2026-05-27 21:41:04 adalet - iustitia. Bg
Previous Post

Bir ideolojik belirlenim ve kimlik inşası olarak Yeni Osmanlıcılık 2026

Next Post

Türkiye kapitalizmi için Yeni Osmanlıcılık’tan başka alternatif yok mudur? 2026

Next Post
Derinlemesine araştırmalar, kamu yararına konular, haberler ve seçilmiş gazetecilik raporları sunan araştırmacı gazetecilik web sitesi

Türkiye kapitalizmi için Yeni Osmanlıcılık’tan başka alternatif yok mudur? 2026

Leave a Reply Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

  • Rating

Search / Търси в сайта

No Result
View All Result
гугъл новини, гоогле новини, гугъл нюз, гъгъл нюз, google news, news google, google.bg, news.google.bg, Юстиция, новини, последното, най-важното, видео, телевизия, радио, Новини, петър низамов

Recent Posts

  • Patronlar da korkar: Grev sürecinde psikolojik savaş 2026
  • Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü Emre Belözoğlu oldu 2026
  • Rönesans Rezidans davasında duruşma ertelendi 2026
  • Utku Çakırözer, gazeteci İsmail Arı’yı cezaevinde ziyaret etti: ‘İsmail yerde yatıyor’ 2026
  • Osman Korkut Kanadoğlu’na baro genel kurulundaki konuşması nedeniyle soruşturma 2026
  • Mekke İttifakı’nın İran görüşmesinden tek cümlelik sonuç bildirisi: ‘Görüşmelere devam’ kararı 2026
  • ASELSAN’ın yeni nesil güdüm kiti F-16’dan başarıyla ateşlendi 2026
  • CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Gürsel Tekin’den dikkat çeken açıklama 2026
  • Gereken son onay da geldi: Mısır Meclisi’nden Sisi’ye Suudi Arabistan’a asker gönderme yetkisi 2026
  • Yeşilay’dan yeni rapor! Bağımlılığın görünmeyen yüzünü ele aldılar 2026
  • Nida Seramik’te 150’ye yakın işçi aylardır maaşsız: Fabrika durdu, muhatap ortada yok 2026
  • Çin’in planındaki Türkiye detayı! Krize karşı önlem alıyorlar 2026
  • Lula’nın ikinci turda geri dönüşü: Brezilya’da emekçileri ne bekliyor, sorunlar nasıl çözülecek? 2026
  • Atilla Karaoğlan 3. kez derbide! Geçmiş iki maçın kart ve penaltı rakamları 2026
  • Şengal’de yeni denklem: PKK’yle bağlantılı 2 bin kişilik askeri güç Irak ordusuna entegre ediliyor 2026
  • Meteoroloji saat verip duyurdu! İstanbul dahil birçok ilde sağanak ve fırtına alarmı 2026
  • TKP’den 29 Ekim çağrısı: ‘Çalınan Cumhuriyeti geri almak için yürüyoruz’ 2026
  • Piyasalar yeni haftaya hızlı başladı! Altın ve petrol fiyatlarında hareketlilik! 2026
  • Yunanistan’ın hevesi kursağında kaldı! Macron’dan Türkiye kararı 2026
  • Amed’in başarısında kritik iki isim öne çıktı! 2026
  • Türkiye’nin 506’ncı kuş türü Manavgat’ta kaydedildi 2026
  • İran’dan Almanya’ya uyarı: Tüm askeri üs ve tesisleriniz hedef olur 2026
  • Sırbistan’da Vucic yenilgiyi kabul etti: ‘Seçimi kaybettik’ 2026
  • Avrupa’da uyanan sınıf bilinci 2026
  • Sırbistan’da sıcak saatler! Erken seçimde ülke karıştı! Vucic yenilgiyi kabul etti 2026
  • Üç işçi yaşamını yitirmişti: Zonguldak’taki madenin işletme müdürü tutuklandı 2026
  • Miçotakis Riyad’da: Yunanistan Suudi Arabistan’ın Patriot bataryası talebini kabul etti 2026
  • İsrail seçimlerinde sandıkta yerini alan eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot kimdir? 2026
  • İzmir’de Yeni Parti’den istifa eden yaklaşık 200 kişi CHP’ye katıldı 2026
  • Görevden alınan Oktay Saral kimdir, onu hangi vukuatlarıyla tanıyoruz? 2026
  • Göğsümüzü kabarttı! Milli sporcumuz dünya ikincisi! 2026
  • Gümüşte sert düşüş! 54 doların altına indi, UBS’den 80 dolar tahmini geldi 2026
  • Fon soruşturması: AKP’li eski vekil Ertan Aydın savcılık itirazı sonrası gözaltına alındı 2026
  • Dün ev hapsi verilmişti: Erdoğan’ın eski danışmanı Ertan Aydın hakkında yakalama kararı 2026
  • Türkiye’den denizde tarihi tatbikat: Geleceğin savaşı böyle olacak 2026
  • Turistik Doğu Ekspresi’nde bilet satışları yarın başlıyor! İlk sefer belli oldu! 2026
  • İmamoğlu’ndan fon vurgununa dair açıklama: ‘İBB operasyonlarıyla somut ilişkisi var’ 2026
  • Anne-kız aynı okulda KPSS’ye girdi 2026
  • ‘Beyaz TV’de jandarma araması’ iddiası: Osman Gökçek reddetti 2026
  • Italiano, transfer raporunu sundu! Kartal’ın ilk hedefi ortaya çıktı 2026
  • Fona para kaptıran AKP Genel Başkan Yardımcısı Zeybekci: Altı kamu kurumunun ihmaliyle ilgili 2026
  • Kabe ve Mescidi Nebevi imamlarından açıklama: Allah’ın emrine aykırı! Dinen suç! 2026
  • Kanada Başbakanı Mark Carney Kariye Camii’ni ziyaret etti! 2026
  • Yemen’den sürpriz Türkiye açıklaması! ‘Kilit bir ülke’ deyip duyurdu! Husilere kötü haber 2026
  • TGRT: CHP, Mekke İttifakı’na ‘evet’ oyu verecek 2026
  • Trump’tan bomba açıklama! İran’ı alarma geçirecek 2026
  • COP31 sınavı: Cengiz’in ortağı olduğu zirveyle aynı gün Cengiz’in 60 bin ağaca mal olacak madeni için karar verilecek 2026
  • NATO’ya verilen söz bütçede: Silahlanmanın zammı yoksullukla mücadeleyi aştı 2026
  • Yemen’den Türkiye açıklaması! ‘Kilit bir ülke’ deyip duyurdular! Mekke İttifakı mesajı 2026
  • AKP’nin kültür savaşlarında yeni raunt: Müstehcenlik, milli değerler ve diğer hassasiyetler 2026
  • Fon vurgununda gözaltına alınmıştı: Erdoğan’ın eski danışmanı Ertan Aydın serbest bırakıldı 2026
  • Üreticilerden glikozlu bal tepkisi! 2026
  • Fransa’da sokağa çıkma yasağı ve polis şiddeti halkı durduramadı: Yüz binler meydanları doldurdu 2026
  • İstanbul’da sıcak saatler: Türkiye ve Yemen’den son dakika görüşmesi 2026
  • Fon soruşturması: İnan Altınbaş ve Taha Çakmak dahil 15 tutuklama 2026
  • Aile geçmişini araştırırken sadrazam torunu çıktı! “Çeşme’nin üçte ikisi bizim” 2026
  • Yüzlerce gazeteci, binlerce yurttaş iktidarın saldırısına karşı sokakta: ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz!’ 2026
  • Tüketenlere etkili çözüm sunuyor! Kan şekerinizi hızlıca düşürüyor 2026
  • Tutuklu gazeteci Ağırel’den Osman Gökçek iddiası: ‘Yurtdışında 13 şirketle bağlantılı 150 milyon avroluk yatırım var’ 2026
  • Rafa kaldıran yandı: Metabolizmayı yavaşlatıyor! Direnci düşürüyor 2026
  • Abluka Günlükleri 234 | 23 Ekim 2026 Cuma 2026
  • Yunanistan Erdoğan siyasetinden ders almaya devam ediyor: ‘Libya’da masada yoktuk’ 2026
  • Murat Ağırel’in avukatı: Yalnızca iki soru soruldu, para hareketi sorulmadı, MASAK incelemesi talep ettik 2026
  • Trump’tan savaş gemisi tehdidi, Rubio’dan sefil çağrı: Küba tehditlere bağımsızlığına sahip çıkarak yanıt veriyor 2026
  • Çankırı’da feci kaza! Otomobil uçuruma yuvarlandı: 4 ölü, 1 yaralı 2026
  • Esad’ın Türkmen bölgesindeki katliamı: Erdoğan diyeni öldürdüler 2026
  • Türkiye’nin dibinde kirli ittifak! İsrail’den satın aldıkları füzeleri ateşlediler 2026
  • Yazar Cevat Özkaya için İstanbul’da taziye programı düzenlendi 2026
  • Kurtuluş Savaşı’na katılan 5 askerin mirasçılarına İstiklal Madalyası verilecek 2026
  • Trump’tan İran’a yeni saldırı tehdidi: ‘Bir operasyon daha yapabiliriz’ 2026
  • Zonguldak’taki maden patlaması: İşletmeci Salih Demir hakkında gözaltı kararı 2026
  • İzmir’de siyasi ilkesizlik, vurgun düzeni ve çözüm yolları konuşuldu: Barış Terkoğlu ve Kemal Okuyan İzmirlilerle buluştu 2026
  • Bayram tebriki 2026
  • MHP Genel Başkanı Bahçeli, Azerbaycan Büyükelçisi Reşad Aslanov’u ağırladı 2026
  • Eski SPK daire başkanı hakkında gözaltı kararı 2026
  • Gaziantep’in dev projeleri genç mimarlar için açık hava dersliğine dönüştü 2026
  • Zonguldak’ta bina çökmesi soruşturmasında 3 tutuklama 2026
  • Bakan Çiftçi, Erzurum Tanıtım Günleri’nde vatandaşlarla buluştu 2026
  • Yandaş yazar itiraf etti, Diyanet yalanladı: Gazze bağışları fonda eridi, yöneticiler görevden alındı 2026
  • Tunus’taki uluslararası tekstil fuarına Türkiye’den 72 firma katıldı 2026
  • Türk Telekom’da taşeron sonrası işçi kıyımı: Ya istifa ya sürgün 2026
  • Fransa’da halka yapılan saldırının arkasındaki şirketi Gezi Direnişi’nden hatırlıyoruz! 2026
  • Togg’dan göz alıcı tasarım! Adı belli oldu… 2026
  • Sırma, Hayat, Akmina… Üç ünlü marka da satıldı! İşte yeni alıcısı 2026
  • MEB denetiminde içeriği belirsiz ‘yarışma’: Okulların kapısı yine Hizbullah ile anılan vakfa açıldı 2026
  • Kilosu 50 bin TL! Üretimi için 5 yılda 50 bin ağaç dikildi 2026
  • Elektrik akımına kapılarak ölen 19 yaşındaki işçinin patronuna ilk duruşmada tahliye 2026
  • Avrupa sıcaktan kavruldu: 50 bin can kaybıyla tarihe geçti! 2026
  • Yeni Partili Çukurova Belediye Başkanı Emrah Kozay ‘yolsuzluk’ soruşturmasında tutuklandı 2026
  • Libya kararı sonrası İsrail dağıldı! Tel Aviv, Türkiye’ye ateş püskürdü 2026
  • Hükümetten acil durum uyarısı! ‘3 günlük gıda ve su stoku yapın’ 2026
  • Yerel yönetimler reformu geliyor! AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Demir detayları anlattı 2026
  • Trump ‘her şeyin bir bedeli var’ deyip duyurdu: Son dakika İran duyurusu 2026
  • Süleymancılar soruşturmasında 19 tutuklama 2026
  • Çakalın İncili: Palamutlar, ACME ve yeni medya tekelleri 2026
  • Saramago’nun Görmek romanıyla bugüne bakmak 2026
  • TEDMEM raporu 2025! 2026
  • Kılıçdaroğlu’ndan AKP’ye: ‘Ülke yangın yeriyken hangi erken seçimi yapacaksınız?’ 2026
  • Hacıosmanoğlu, Sergen Yalçın tercihinin sebebini açıkladı! ‘Ayağıyla basket atan adam’ 2026
  • İletişim emekçileri 24 Ekim’de sokağa çıkıyor: ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz!’ 2026

    BİZE ULAŞIN

    Nelerle ilgileniyorsunuz?





    • За Нас – агенция за разследваща журналистика ЮСТИЦИЯ – Бургас, България
    • Рекламирайте с ЮСТИЦИЯ
    • Прозрачно управление
    • Докладване на проблем
    • Условия за ползване
    • Защита на данните
    • Правила на форума
    • Политика за бисквитките
    • Екип
    • Помощ
    • Карта на сайта
    • Статистика
    • Реклама
    • Контакти
    • Етичен кодекс на българските медии
    • RSS емисия
    • Често задавани въпроси (FAQ)
    • Задайте въпрос във форума
    • Вестник “ЮСТИЦИЯ”
    • العربية
    • Dansk
    • Deutsch
    • Ελληνικά
    • English
    • български
    • Čeština
    • Español
    • Français
    • עברית
    • Hrvatski
    • Magyar
    • Italiano
    • Lietuviškai
    • Latviešu valoda
    • македонски јазик
    • Norsk Bokmål
    • Nederlands
    • Polski
    • Português
    • Română
    • Русский
    • Slovenčina
    • Slovenščina
    • Српски језик
    • Svenska
    • Türkçe
    • Українська
    • 日本語
    • ไทย
    • فارسی
    • 中文 (中国)
    • Беларуская мова
    • Deutsch Austria
    • Deutsch Switzerland
    • shqiperia
    • English USA
    • Bosanski

    © 2026 JNews - Jegtheme tarafından geliştirilen Premium WordPress haber ve dergi teması.

    No Result
    View All Result
    • Bizimle Reklam Verin Adalet – IUSTITIA.BG
    • Adalet | araştırmacı gazetecilik, haberler, analiz | iustitia.bg | ЮСТИЦИЯ – Türkçe
    • Hakkımızda – Araştırmacı gazetecilik ajansı IUSTITIA – Burgaz, Bulgaristan
    • Sorular ve cevaplar – tartışma
    • Analizler
    • Dünya Haberleri
    • Siyaset
    • Soruşturmalar
    • Türkiye Bugün – Türkiye’den Haberler
    • Türkçe
      • العربية
      • Dansk
      • Deutsch
      • Ελληνικά
      • English
      • български
      • Čeština
      • Español
      • Français
      • עברית
      • Hrvatski
      • Magyar
      • Italiano
      • Lietuviškai
      • Latviešu valoda
      • македонски јазик
      • Norsk Bokmål
      • Nederlands
      • Polski
      • Português
      • Română
      • Русский
      • Slovenčina
      • Slovenščina
      • Српски језик
      • Svenska
      • Türkçe
      • Українська
      • 日本語
      • ไทย
      • فارسی
      • 中文 (中国)
      • Беларуская мова
      • Deutsch Austria
      • Deutsch Switzerland
      • shqiperia
      • English USA
      • Bosanski
    • İletişim

    © 2026 JNews - Jegtheme tarafından geliştirilen Premium WordPress haber ve dergi teması.

    Bu web sitesi çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Gizlilik ve Çerez Politikamızı inceleyin.