Viyana, 03.09.2026-Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi’nin 3 Eylül’de gerçekleştirdiği Viyana ziyareti, Ortadoğu’da İran, İsrail, Gazze, Batı Şeria, Suriye ve yeni bölgesel güvenlik ittifaklarının aynı anda tartışıldığı son derece kritik bir döneme rastladı. Safadi, Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile resmî görüşmesinden bir gün önce Bruno Kreisky Forum’da Ortadoğu uzmanı ve uzun yıllar Der Standard’da çalışan gazeteci Gudrun Harrer’in konuğu oldu. Salonun tamamen dolduğu toplantıda Safadi, Ürdün’ün İran tarafından hedef alınmasından Gazze’deki insani duruma, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinden İsrail’in Suriye politikasına kadar bölgedeki hemen bütün sıcak başlıklara değindi.
Safadi’nin Viyana’ya geldiği sırada kendi ülkesi de doğrudan saldırı altındaydı. Der Standard’ın haberine göre İran savaşının başlamasından bu yana Ürdün, İran tarafından füze ve insansız hava araçlarıyla en az 300 kez hedef alındı ve saldırıların önemli bölümünde ülkedeki Amerikan askerî unsurları hedef seçildi. Son saldırılardan biri de Safadi’nin Viyana temaslarından hemen önce meydana geldi. Buna rağmen Ürdün Dışişleri Bakanı ziyaret programını değiştirmedi; İran saldırılarını “haksız” olarak nitelendirirken savaşın mümkün olan en kısa sürede sona ermesini ve diplomasinin yeniden devreye girmesini istedi. Ürdün’ün bu savaşı hiçbir zaman desteklemediğini vurgulayan Safadi, uzun vadede İran ile iyi ilişkiler kurmak istediklerini, bunun için ise Tahran’ın başka ülkelerin iç işlerine müdahaleden vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Ürdün’de 4 bin ABD askeri, Safadi ise “ABD üslerimiz yok” diyor
Viyana’daki görüşmelerin dikkat çekici başlıklarından biri Ürdün’deki Amerikan askerî varlığıydı. Die Presse’nin aktardığına göre ülkede yaklaşık 4 bin ABD askeri konuşlandırılmış durumda. King Faisal Hava Üssü’nün yanı sıra özellikle Muwaffaq Hava Üssü İran saldırılarının hedefleri arasında yer aldı. ABD’nin Kuveyt ve Bahreyn’deki bazı askerî araç ve sistemlerini İsrail ve Ürdün’e kaydırması da Tahran’ın Amman üzerindeki baskısını artıran unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Ürdün ayrıca Washington’dan her yıl yaklaşık 1,6 milyar dolar askerî ve ekonomik yardım alıyor.
Safadi buna rağmen ülkesinde Amerikan “üsleri” bulunduğu tanımını kabul etmiyor. Viyana’da “Bizde ABD üsleri yok” diyen bakan, Amerikan birliklerinin Ürdün’deki askerî yapılara yalnızca “entegre edilmiş” olduğunu savundu ve ülkesinin İran ile ABD arasındaki savaşın tarafı olmadığını özellikle vurguladı. Avusturya Dışişleri Bakanlığı’ndaki basın toplantısında kendisine yeniden ABD askerlerinin varlığı sorulduğunda da bu birliklerin Ürdün açısından bir güvenlik tehdidi oluşturmadığını söyledi. Safadi’ye göre Amman yönetimi, müttefik ülkelerle iş birliği yaparak kendi savunma kapasitesini güçlendiriyor. Meinl-Reisinger de bu bağlamda Avusturya ile Ürdün arasında Nisan 2026’da askerî eğitim önlemlerini kapsayan bir anlaşmanın imzalandığını hatırlattı.
Ancak Safadi’nin Viyana’daki konuşmalarında dikkat çekici olan nokta, İran’ın doğrudan kendi ülkesine gerçekleştirdiği saldırılara rağmen İsrail konusundaki dilinin çok daha sert olmasıydı. Der Standard da haberinde buna açık biçimde dikkat çekerek Safadi’nin İran saldırılarına yönelik öfkesinin, İsrail politikalarına yönelttiği tepkinin “yanına bile yaklaşmadığını” yazdı. Ürdün ile İsrail arasında 31 yıldır yürürlükte olan bir barış anlaşması bulunmasına rağmen Safadi, İsrail’in “hegemonik” davranışlarını Ortadoğu’daki birçok çatışmanın ortak paydası olarak gördüğünü söyledi.
“Batı Şeria bir patlamanın eşiğinde”
Safadi’nin en ciddi uyarısı Batı Şeria konusunda geldi. Ürdün Dışişleri Bakanı, “Batı Şeria bir patlamanın eşiğinde” diyerek uluslararası toplumun artık yalnızca açıklamalar yapmakla yetinemeyeceğini ve Netanyahu hükümetine uluslararası hukukun sınırlarının açık biçimde gösterilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle Avrupa Birliği ve Avusturya’ya seslenen Safadi, müdahale zamanının geldiğini savundu ve aksi takdirde ABD Başkanı Donald Trump’ın barış planı çerçevesinde elde edildiğini söylediği gelişmelerin kısa süre içinde tersine dönebileceği uyarısında bulundu.
Die Presse’nin aktardığı konuşmada Safadi’nin Netanyahu hakkındaki sözleri daha da ağırdı. İsrail hükümetini “İsrail tarihinin en radikal hükümeti” olarak tanımlayan Ürdünlü bakan, “Netanyahu Ortadoğu’yu rehin alıyor” dedi. Safadi’ye göre Netanyahu hükümeti yalnızca iki devletli çözümü baltalamakla kalmıyor, Güney Lübnan’dan Suriye’ye, Gazze Şeridi’nden Batı Şeria’ya kadar bölgenin birçok noktasında çatışmaları körüklüyor. Netanyahu hükümetini savaş kışkırtıcılığı ve işgal politikası yürütmekle suçlayan Safadi, izlenen siyasetin İsrail’in ulusal çıkarlarına değil, Netanyahu’nun kişisel ve siyasi çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Die Presse ise Safadi’nin konuşmasının bu bölümünü oldukça eleştirel bir editoryal ifadeyle “Israel-Bashing” başlığı altında aktardı.
Yerleşimcilerin saldırılarına “terörizm” suçlaması
Batı Şeria’daki radikal İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları, Safadi’nin Viyana’da üzerinde en fazla durduğu konulardan biri oldu. Ürdün Dışişleri Bakanı bu eylemleri açık biçimde “terörizm” olarak tanımladı ve Avrupa’nın benzer olaylarda çifte standart uygulamaması gerektiğini söyledi. Der Standard’ın aktardığına göre Safadi, yalnızca son bir ay içinde İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere karşı 2 binden fazla şiddet eylemi gerçekleştirdiğini ileri sürdü. “Bu terörizmi de adıyla çağırmalıyız” diyen Safadi, yeni İsrail yerleşimlerinin inşasının bugüne kadar görülmemiş ölçülere ulaştığını ve bunun Batı Şeria’da çok daha büyük bir çatışmayı tetikleyebileceğini belirtti.
Safadi bu noktada diplomatik dili bir kenara bırakarak “Bu, bir patlamanın reçetesidir” dedi ve ardından “Alarm veriyorum. Artık ‘Yeter artık’ deme zamanı. İsraillilere, yaptıklarının sonuçları olacağını açıkça anlatmamız gerekiyor” sözleriyle Avrupa ülkelerinden daha güçlü bir tavır istedi. Ürdünlü bakanın eleştirileri yalnızca Filistinlilere yönelik saldırılarla sınırlı değildi. Kudüs’te Müslümanların yanı sıra Hristiyanların ve Hristiyan kutsal mekânlarının da ciddi baskılarla karşı karşıya olduğunu ileri sürdü. Der Standard’a göre bazı Hristiyan temsilciler bu nedenle, Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekânlarının himayesinde tarihsel bir role sahip olan Ürdün Kralı II. Abdullah’a başvurdu.
Safadi’ye göre tek çıkış “adil barış” ve iki devletli çözüm
Bütün bu sert suçlamalara rağmen Safadi çözümün yeni bir savaş değil diplomasi olduğunu vurguladı. Viyana’da Bruno Kreisky’nin mirasına özel bir gönderme yaparak Ortadoğu’nun “adil bir barışa” ihtiyacı olduğunu söyledi. Avusturya ile Ürdün arasındaki özel ilişkilerin Kreisky dönemine kadar uzandığını hatırlatan Safadi’ye göre bölgedeki kalıcı istikrarın, İsrail’in güvenliğinin ve Filistin meselesinin çözümünün tek gerçekçi yolu iki devletli çözümden geçiyor.
Safadi, Arap devletlerinin daha 2002 yılında iki devletli çözüm temelinde ortak bir tutum geliştirdiğini ve bunun İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik garantileri de içerdiğini hatırlattı. Ancak ona göre Avrupa’nın artık iki devletli çözümü yalnızca sözlü olarak desteklemesi yeterli değil. İsrail hükümeti bu çözümü fiilen reddediyorsa Avrupa’nın bunun siyasi sonuçlarını ortaya koyması gerektiğini söyledi. “Bunun alternatifi yok” diyen Safadi, bölgede bütün tarafların güvenliğini sağlayabilecek sürdürülebilir bir düzenin ancak Filistin devletinin kurulmasıyla mümkün olabileceğini savundu.
Gazze savaşı için doğrudan “soykırım” dedi
Safadi’nin İsrail’e yönelik en ağır suçlamalarından biri Gazze konusunda geldi. İki yıllık savaşın ardından Gazze’de ortaya çıkan koşulları insanlık dışı olarak nitelendiren Ürdün Dışişleri Bakanı, yaşanan savaşı herhangi bir diplomatik yumuşatma kullanmadan doğrudan “soykırım” olarak tanımladı. Der Standard’ın haberine göre Safadi ayrıca Hamas’ın uzun ve zorlu müzakerelerin ardından silahsızlanmayı kabul ettiğini, buna rağmen İsrail’in Arap ülkelerinin de kabul ettiği Trump barış planının uygulanmasını engellediğini ileri sürdü. İsrail’in Gazze’ye üzerinde anlaşmaya varılmış asgari insani yardımın dahi girişine izin vermediğini savunan Safadi, tartışmanın “Filistin yanlısı” ya da “İsrail yanlısı” olmak üzerinden yürütülmesini de reddetti. Ona göre temel ayrım, “barıştan yana olmak veya olmamak” arasında yapılmalı.
Safadi aynı çerçevede Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA’nın çalışmalarına güçlü destek verdi ve Avusturya’ya kuruma yaptığı katkı nedeniyle teşekkür etti. UNRWA’nın bölgede vazgeçilmez bir görev üstlendiğini söyleyen Ürdünlü bakan, başka hiçbir kuruluşun aynı ölçekte insani yardım sağlayamadığını ve beş milyondan fazla insanın bu yardımlara bağımlı olduğunu vurguladı. Meinl-Reisinger de Batı Şeria’daki radikal yerleşimci şiddetini en sert biçimde kınadı ve iki bakan, bölgedeki çatışma sarmalından çıkışın ancak diplomasiye dönüşle mümkün olabileceği konusunda ortak görüş açıkladı.
Avusturya Dışişleri Bakanı ayrıca İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze’de yaşayan Filistinlilerin büyük bölümünün bölgeden çıkarılmasına yönelik açıklamalarını kesin biçimde reddetti. Meinl-Reisinger’in beklentisi, 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimlerinden sonra Gazze konusunda “kayda değer ilerlemeler” sağlanabilmesi yönünde.
Suriye’de de İsrail’i “istikrarsızlaştırıcı aktör” olarak görüyor
Safadi’nin İsrail’e yönelik eleştirileri Suriye konusunda da sürdü. Şam’daki yeni yönetimin bugüne kadar “doğru sinyalleri verdiğini” ve beklentileri karşıladığını söyleyen Ürdün Dışişleri Bakanı, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından İsrail ordusunun Suriye topraklarına girmesini İsrail’in “hegemonik davranışının” başka bir örneği olarak değerlendirdi. Safadi’ye göre Şam’dan İsrail’e yönelik güncel ve somut bir tehdit bulunmadığı halde gerçekleştirilen bu müdahaleler Suriye’nin istikrarını tehlikeye atıyor.
Dürzi kökenli olan Safadi, İsrail’in Suriye’deki Dürzilerin koruyucusu rolüne soyunmasına da mesafeli yaklaşıyor. Suriye’nin parçalanmasının hiç kimsenin çıkarına olmadığını belirten Ürdünlü bakan, güçlü, birleşik ve istikrarlı bir Suriye’nin yalnız Ortadoğu için değil Avrupa açısından da önemli olduğunu söyledi. Ona göre Suriye’nin yeniden parçalanması veya büyük çaplı bir çatışmaya sürüklenmesi Avrupa’nın hâlâ sonuçlarıyla mücadele ettiği yeni göç krizlerini tetikleyebilir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yeni ittifakı
Viyana’daki tartışmada bölgedeki yeni güvenlik mimarisi de gündeme geldi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan ve Die Presse’nin “Mekke Paktı” olarak adlandırdığı yeni güvenlik ittifakına başka ülkelerin, özellikle Mısır’ın da katılabileceği belirtiliyor. Safadi, Pakistan’ın da yer aldığı bu oluşumun yeni bir Sünni blok veya mezhep eksenli ittifak anlamına geldiği yorumunu kabul etmedi. Ona göre Ortadoğu halkları uzun yıllardır süren savaşlardan yoruldu ve bölge ülkeleri ideolojik veya mezhepsel bir kutuplaşmadan çok istikrar arayışı nedeniyle birbirlerine yaklaşıyor.
Ürdün’ün gelecekte bu ittifaka katılıp katılmayacağı sorusunu açık bırakan Safadi, Pakistan’ın nükleer silaha sahip olması nedeniyle yeni yapılanmanın İsrail karşısındaki stratejik dengeyi değiştirip değiştirmeyeceği konusunda ise yorum yapmadı. Ancak Ürdün’ün, tıpkı Avusturya gibi, nükleer silahların yayılmasına karşı olduğunu söyledi ve “Bölgede hiç kimse nükleer bir silahlanma yarışının içine çekilmek istemiyor” dedi.
İran Ürdün’ü vuruyor, fakat Viyana’daki asıl alarm İsrail için verildi
Safadi’nin Viyana ziyaretinin ortaya koyduğu en dikkat çekici siyasi çelişki de tam burada yatıyor. Ürdün, kendi açıklamalarına göre İran’dan yüzlerce füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kalıyor; ülkesinde yaklaşık 4 bin Amerikan askeri bulunuyor ve İran saldırılarının önemli bir bölümü bu askerî unsurları hedef alıyor. Buna rağmen Safadi, İran konusunda diplomasinin yeniden kurulmasını, savaşa son verilmesini ve gelecekte Tahran ile normal hatta iyi ilişkiler geliştirilmesini savunuyor.
İsrail konusunda kullandığı dil ise çok daha ağır. Batı Şeria için “patlama”, radikal yerleşimci saldırıları için “terörizm”, Gazze savaşı için “soykırım”, İsrail’in bölgesel siyaseti için “hegemonik davranış”, Netanyahu hükümeti için “İsrail tarihinin en radikal hükümeti” ifadelerini kullanan Safadi, sonunda doğrudan Benjamin Netanyahu’yu hedef alarak “Netanyahu Ortadoğu’yu rehin alıyor” dedi.
Viyana’dan çıkan temel mesaj bu nedenle yalnızca yeni bir İsrail-Filistin açıklamasından ibaret değildi. Ürdün yönetimi, İran ile doğrudan askerî gerilim yaşamasına rağmen Ortadoğu’daki uzun vadeli istikrarsızlığın merkezine hâlâ çözülemeyen İsrail-Filistin sorununu, Batı Şeria’daki yerleşim politikasını ve Gazze’yi koyuyor. Safadi’nin Avrupa’ya yönelttiği çağrı da bu nedenle alışılmış diplomatik temennilerin ötesindeydi: Avrupa’nın artık yalnızca iki devletli çözümden söz etmesini değil, bu çözümü imkânsızlaştıran adımlara karşı siyasi sonuç doğuracak biçimde harekete geçmesini istedi.
Safadi’nin Viyana’daki uyarısını en kısa biçimde yine kendi sözleri özetliyor: Batı Şeria “bir patlamanın eşiğinde” ve uluslararası toplum açısından artık “Yeter” deme zamanı gelmiş durumda.
Bu biçim çok daha gazetecilik dili: kısa slogan cümleleri yalnızca doğrudan alıntıda vurgu gerektiği yerde kaldı; gövde ise normal, dolgun paragraflar halinde akıyor.
Avusturya ve Ürdün güvenlik iş birliğini derinleştiriyor: “Şiddet sarmalından çıkışın yolu diplomasi”
Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, 3 Eylül’de Viyana’da bir araya geldi. Görüşmede Ortadoğu’daki gelişmeler, Gazze, Batı Şeria, iki devletli çözüm, göç, insani yardım ve iki ülke arasındaki güvenlik iş birliği ele alındı. Meinl-Reisinger, “Gerginliğin azaltılması ve diplomasi günün gereğidir. Kalıcı barış silahlarla değil, diyalog ve müzakerelerle sağlanabilir” dedi.
Avusturya Dışişleri Bakanlığı’nın 3 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre Ürdün, Avusturya’nın Ortadoğu’daki en yakın ortaklarından biri olarak görülüyor. Viyana’da bir araya gelen Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile Ürdünlü mevkidaşı Ayman Safadi, hem ikili ilişkilerin daha da geliştirilmesini hem de Ortadoğu’daki son gelişmeleri görüştü.
Meinl-Reisinger, Ürdün’ün çatışmaların yoğun olduğu bir bölgede istikrar ve güvenlik açısından önemli bir ülke olduğunu belirterek, Ürdün’deki istikrarın yalnızca bölge için değil Avusturya ve Avrupa açısından da doğrudan önem taşıdığını söyledi. İki ülkenin ortak yaklaşımının gerilimin düşürülmesi ve diplomasi olduğunu vurgulayan Avusturyalı bakan, “Şiddet sarmalından çıkışın tek yolu gerilimin azaltılması ve diplomasidir. Kalıcı barış yalnızca diyalog ve müzakereler yoluyla sağlanabilir, silahlarla değil” ifadelerini kullandı.
Görüşme sırasında Meinl-Reisinger, Avusturya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adaylığına verdiği destek nedeniyle Safadi’ye şahsen teşekkür etti. Avusturya, 2027-2028 döneminde BM Güvenlik Konseyi’nde yer almayı hedefliyor. Viyana ve Amman yönetimleri bu dönem öncesinde özellikle Gazze ve genel olarak Ortadoğu konularındaki siyasi koordinasyonlarını daha da artırmak istiyor.
İki devletli çözüm ve Batı Şeria vurgusu
Avusturya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, Avusturya ile Ürdün’ün İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözümü destekledikleri özellikle vurgulandı. İki ülkenin, uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirilen İsrail yerleşimlerinin genişletilmesini ve Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarındaki artışı sert biçimde kınadığı belirtildi.
Bu çerçevede Viyana ile Amman’ın, Avusturya’nın 2027-2028 Güvenlik Konseyi üyeliği hedefi doğrultusunda Gazze ve Ortadoğu politikalarında daha yakın temas ve koordinasyon içinde çalışması planlanıyor.
Ürdün yaklaşık 1,3 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor
Görüşmenin önemli başlıklarından biri de Ürdün’ün yıllardır taşıdığı mülteci ve insani yardım yükü oldu. Avusturya Dışişleri Bakanlığı’na göre Ürdün, son on yılı aşkın süre içinde bölgedeki savaş ve istikrarsızlıklardan kaçan yaklaşık 1,3 milyon kişiyi kabul etti.
Meinl-Reisinger, Ürdün’ün çok büyük bir insani sorumluluk üstlendiğini belirterek, ülkenin istikrarlı kalmasının yeni göç ve sığınmacı hareketlerinin önlenmesi açısından da Avrupa’nın çıkarına olduğunu söyledi. Avusturya’nın bu nedenle insani konularda Ürdün’ün yanında durduğunu vurguladı.
Avusturya, Ürdün’de yürütülen dört ayrı insani yardım projesine toplam yaklaşık 8 milyon euro destek sağlıyor. Viyana yönetimi ayrıca Avrupa Birliği düzeyinde de Ürdün’e yönelik desteğin sürdürülmesini savunuyor.
Göç alanındaki iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla Meinl-Reisinger, Ürdün İçişleri Bakanı Mazen Al-Farrayeh’i 2026 yılında düzenlenecek Vienna Migration Conference’a davet etti.
Askerî eğitim ve güvenlik alanında yeni adımlar
Avusturya ile Ürdün arasındaki iş birliğinin yalnızca diplomasi, göç ve insani yardım alanlarıyla sınırlı kalmayacağı da açıklandı. İki ülke güvenlik ve savunma alanındaki iş birliğini daha da genişletmeyi hedefliyor.
Avusturya, mevcut askerî iş birliği kapsamında Ürdün’e mühimmat depolarının güvenliği konusunda eğitim desteği sağlıyor. Bunun yanında Ürdün özel kuvvetlerinin çöl, su ve dağ gibi zorlu operasyon ortamlarındaki özel eğitim programlarına da katkıda bulunuyor.
Bu iş birliğinin 2027 yılından itibaren yeni eğitim ve personel değişim programlarıyla daha da genişletilmesi planlanıyor. Güvenlik ve savunma aynı zamanda Avrupa Birliği ile Ürdün arasında oluşturulan Stratejik Kapsamlı Ortaklığın da öncelikli alanları arasında bulunuyor.
Viyana’daki görüşmeden çıkan temel mesaj, Avusturya ile Ürdün’ün Ortadoğu’daki güvenlik krizlerine karşı diplomasi, siyasi koordinasyon, insani yardım ve güvenlik iş birliğini birlikte geliştirmek istediği yönünde oldu. Avusturya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında özellikle Ürdün’ün bölgesel istikrar açısından taşıdığı önemin altı çizilirken, iki ülkenin Gazze ve Batı Şeria konusunda da daha yakın bir siyasi eşgüdüm içinde hareket etmeyi hedeflediği belirtildi.
Kaynak
https://www.youtube.com/watch?v=sRaNVCZ0d0A
https://www.diepresse.com/41226850/israels-premier-nimmt-den-nahen-osten-in-geiselhaft
Der Beitrag Ürdün Dış İşleri Bakanı Viyana’da : „Netanyahu Ortadoğu’yu rehin alıyor” erschien zuerst auf Yeni Vatan Gazetesi.
IUSTITIA.BG – Investigations 2009-2026 2026-09-03 19:45:21
Neueste Nachrichten, Weltnachrichten und Landesnachrichten mit den wichtigsten Informationen des Tages. Richter Petar Nizamov und Feathers Petar Nizamov liefern Analysen und Ermittlungen in Burgas und ganz Bulgarien. Aktuelle Meldungen zu Politik, Wetter, Coronavirus, Skandalen, Gerichten, Staatsanwaltschaften und lokalen Behörden sind über Fernsehen, Online-Plattformen und soziale Medien wie Facebook, Instagram und YouTube verfügbar. Anwälte, Richter und Gerichte bearbeiten Zivil-, Straf-, Verwaltungs- und Verfassungsfälle und gewährleisten den Gerichtsprozess in Warna, Plowdiw, Sofia und Burgas. Nachrichtenportale wie Novinite, Bivol, Trud und Vesti BG bieten eine vollständige 24-Stunden-Berichterstattung, einschließlich der meistdiskutierten und exklusiven Nachrichten aus Bulgarien.
